Ana içeriğe geç

Adana Altın Koza'dan dört film: Na Hong-jin'in canavarları, sörf, Güreli ve Tatar göçü

33. Adana Altın Koza'da gösterilen Hope, In Waves, Sıcak Bir Göz: Mehmet Güreli ve Epipe, birbirinden çok farklı biçimlerle aynı soruya dönüyor: belirsizlik, yas ve göç karşısında hafıza nasıl korunur?

Erdem Kılıç4 dk okuma
Adana Altın Koza'dan dört film: Na Hong-jin'in canavarları, sörf, Güreli ve Tatar göçü (Görsel: Bant Mag)
Adana Altın Koza'dan dört film: Na Hong-jin'in canavarları, sörf, Güreli ve Tatar göçü (Görsel: Bant Mag)
  1. Uluslararası Adana Altın Koza Film Festivali'nin programında yan yana gelen dört film ilk bakışta birbirine pek benzemiyor. Bir yanda Kore sınırında geçen ve gişe ölçeğinde bir canavar filmi, öte yanda bir grafik romandan uyarlanmış bir animasyon. Ulusal Belgesel Film Yarışması'ndan iki film de bunlara eşlik ediyor: çok yönlü bir sanatçının portresi ve yirmi yılda biriken bir aile arşivi. Bant Mag yazarı Sezen Sayınalp'in festival notlarından yola çıkarak bu dört filmi kendi bağlamlarıyla birlikte ele alıyoruz.

Dünya Sineması: Hope ve In Waves

Na Hong-jin, The Chaser, The Yellow Sea ve The Wailing ile Kore türsinemasının en çok konuşulan isimlerinden biri oldu. Yeni filmi Hope, uzun bir aradan sonra 79. Cannes Film Festivali'nin ana yarışmasında prömiyerini yaptı ve yarışmadaki tek Kore filmiydi. Hwang Jung-min, Zo In-sung ve Jung Ho-yeon'un yanında Taylor Russell, Alicia Vikander ve Michael Fassbender'ı da kadrosunda buluşturan film, 80'lerde Kore Tarafsız Bölgesi yakınındaki kurmaca bir kasabada, Hope Harbour'da geçiyor. Sınırdan geçen kaplanların hayvanlara saldırdığı söylentisi, zamanla tanımlanamayan yaratıkların varlığına dönüşüyor.

Cannes'daki karşılanma ikiye bölünmüştü. Bazı izleyiciler filmin temposunu ve ölçeğini överken, eleştirilerin ortak noktası bilgisayar efektleriydi: özellikle ilk yarıdaki görsel efektlerin yarım kalmış gibi durduğu yazıldı. Kore basınındaki değerlendirmeler de filmin ödülsüz dönmesini büyük ölçüde bu efektlere ve finalin zayıflığına bağladı. Sayınalp ise aynı "yapay" görünümü başka türlü okuyor. Ona göre video oyunu estetiğini andıran yaratık tasarımı, kasaba halkının anlamadığı bir yaşam formuna bakışıyla örtüşüyor. Karşısındakini insan dışı bir hedefe indirgeyerek saldırma hâlini biçimsel olarak görünür kılıyor. Bu okumayla film, ikiye bölünmüş bir yarımadanın siyasal gerilimini küçük bir kasabaya sığdıran bir hicve dönüşüyor.

Dünya Sineması seçkisinin ikinci filmi In Waves ise bambaşka bir tonda. Fransız-Vietnamlı yönetmen Phuong Mai Nguyen'in ilk uzun metrajı olan film, Cannes'da Eleştirmenler Haftası'nı açan ilk animasyon oldu, ardından Annecy'nin ana yarışmasında gösterildi. Gösterimin ardından Netflix tarafından satın alındı. Film, sörfçü ve illüstratör AJ Dungo'nun otobiyografik grafik romanından uyarlanıyor. Dungo kitabı, kanser teşhisi konduktan sonra hikâyelerini anlatmasını isteyen sevgilisi Kristen'e bir saygı duruşu olarak yazmıştı. Seslendirme kadrosunda Stephanie Hsu ve Will Sharpe yer alıyor.

Nguyen 2D ve 3D animasyonu bir arada kullanıyor. Eleştirmenlerin dikkat çektiği nokta ışığın kullanımı: ilk sahnelerdeki pembeye çalan sıcak maviler, hikâye ilerledikçe soğuyor. Sayınalp de çizgilerin dalgalar gibi birbirine bağlanmasının grafik romanın hissini perdeye taşıdığını yazıyor. Kitapta olduğu gibi filmde de çiftin hikâyesi, sörfün Hawaii'deki köklerine ve bu kültürü yaşatan Duke Kahanamoku'ya uzanan bir anlatıyla iç içe geçiyor. Kolonyalizmin bastırdığı bir geleneğin sürmesi ile bir sevginin anlatıldıkça yaşaması arasında bir paralellik kuruluyor.

Ulusal Belgesel: Sıcak Bir Göz ve Epipe

Ulusal Belgesel Film Yarışması'na bu yıl 66 film başvurdu, sekiz finalistten altısı dünya prömiyerini Adana'da yaptı. Bunlardan biri Gamze Terra'nın yönettiği, yapımcılığını Yalçın Akyıldız ve Görkem Yeltan'ın üstlendiği 62 dakikalık Sıcak Bir Göz: Mehmet Güreli. 1949 İstanbul doğumlu Güreli felsefe eğitimi aldı, gazetecilik yaptı, Nisan Yayınları'nı kurdu. Vapurlar ve Gölge gibi filmler çekti, resim yaptı, öyküler yazdı. Belgesele adını veren de onun öykü kitabı Bir Sıcak Göz. Geniş kitle onu daha çok Ömer Hayyam'ın bir dörtlüğünden bestelediği "Kimse Bilmez" ile tanıyor. Bu parça pek çok müzisyen tarafından yeniden yorumlandı. Güreli'nin dayısı Salâh Birsel'le ilişkisi de akrabalıkla sınırlı kalmadı: Birsel'in Dört Köşeli Üçgen romanını sinemaya uyarladı. Terra'nın filmi Güreli'nin sinemaya girişiyle açılıyor, ardından ilk gitarına ve ilk şarkılarına geri dönüyor.

Yarışmanın en katmanlı işlerinden biri ise Güneş Terkol'un 40 dakikalık Epipe'si. Terkol, Ha Za Vu Zu kolektifinin kurucuları arasında yer alan ve dikili kumaş, çizim, video ve müzikle çalışan bir sanatçı. Film, 2002'de annesi Elmira Terkol'la başlayan ve ilk kamerasıyla anneannesini kaydederek ilerleyen bir sözlü tarih çalışmasından doğdu. Kazan Tatarlarının Rusya'dan Çin'e, oradan 1950'lerde Türkiye'ye uzanan göçünü; tanıklıklar, fotoğraflar, nakışlar, çizimler ve stop-motion animasyonla anlatıyor. Proje sinemaya dönüşmeden önce SALT Galata'da bir sergi olarak izleyiciyle buluşmuştu. Adını, dans etmeyi sürdüren bir kadını anlatan bir Tatar halk dansı şarkısından alıyor.

Türkiye'den bakış

Bu dört filmi yan yana düşündüren şey, hafızanın hangi malzemeyle taşındığı sorusu. In Waves bir grafik romanın çizgisini, Epipe bir ailenin nakışlarını ve fotoğraflarını, Sıcak Bir Göz ise bir sanatçının yarım asırlık şarkılarını, öykülerini ve resimlerini perdeye taşıyor. Türkiye'de sinema ile görsel sanatlar arasındaki bu geçişkenlik çoğu zaman kenarda kaldı. Güreli gibi aynı anda beste yapan, resim yapan ve film çeken sanatçılar, kategorilere göre işleyen kurumlarımızda kolayca bir yere yerleştirilemedi. Terkol'un bir sergiyi belgesele dönüştürmesi de benzer bir sınır geçişi. Galerideki kumaş ile sinema salonundaki perde arasında bir köprü kuruyor.

Epipe'nin Türkiyeli izleyici için ayrı bir anlamı var. Bu topraklarda pek çok ailenin hikâyesi göçle başlar, ama bu hikâyeler genellikle sözlü kalır ve kuşaklar geçtikçe silinir. Bir annenin ve anneannenin anlattıklarını yirmi yıl boyunca kaydetmek, resmî tarihin dışında kalan bir arşiv yaratmak demek. Hope'un sınırda gerilen kasabası ise Türkiye'den bakan biri için tanıdık bir duyguyu çağırıyor: ötekini tanımadan hedefe dönüştürmenin ne kadar kolay olduğu. Adana'da aynı hafta gösterilen bu filmler, belgesel ile kurmacanın, büyük gişe ile kişisel arşivin aynı soruda buluşabildiğini hatırlatıyor.

İlgili Yazılar