Giaquinto'nun Barış ve Adalet Alegorisi: Bir Kralın Övgüsü Nasıl Resme Döküldü
Indianapolis'teki küçük bir yağlıboya taslak, Corrado Giaquinto'nun Madrid sarayı için hazırladığı Barış ve Adalet Alegorisi'nin hikâyesini ve on sekizinci yüzyıl saray sanatının diplomatik dilini anlatıyor.

Indianapolis Museum of Art'ın 1800 öncesi Avrupa resmi koleksiyonunda, yaklaşık 41 santime 69 santimlik mütevazı bir tuval yer alıyor: Corrado Giaquinto'nun 1753-1754 tarihli "Allegory of Peace and Justice" adlı eseri. Boyutu küçük olsa da işlevi büyüktü. Bu tuval başlı başına bitmiş bir tablo değil, çok daha görkemli bir saray işi için hazırlanmış bir yağlıboya taslağıydı. On sekizinci yüzyıl ustalarının "modello" dediği bu ara çalışmalar, hem hamiye fikri sunmak hem de büyük ölçekli uygulamaya zemin hazırlamak için yapılırdı.
Bir sarayın taslağı
Giaquinto bu eskizi hazırladığı sırada İspanya kralı Ferdinand VI'nın Madrid'deki sarayında çalışıyordu. 1753'te İspanya sarayına çağrılan sanatçı, önceki saray ressamı Jacopo Amigoni'nin yerini aldı ve neredeyse on yıl boyunca kralın baş ressamı olarak görev yaptı. Bu süreçte San Fernando Akademisi'nin ve Kraliyet Halı İmalathanesi'nin yönetimini de üstlendi. Yeni inşa edilen Kraliyet Sarayı'nın tavan freskleri onun en önemli işiydi. Indianapolis'teki küçük tuval, bu dönemin hazırlık sürecine ait bir belge gibi okunabilir: fikrin ilk kez renge ve kompozisyona döküldüğü an.
Barış ile Adalet'in öpüşmesi
Eserin konusu göründüğünden daha köklü. Barış ile Adalet'in bir arada betimlenmesi, Batı sanatında yüzyıllarca sürmüş bir geleneğe, Mezmurlar'ın 85. babındaki "Adalet ile Barış öpüştüler" (Iustitia et Pax osculatae sunt) dizesine dayanır. Ortaçağ ilahiyatında merhamet, hakikat, adalet ve barış "Tanrı'nın dört kızı" olarak kişileştirilmiş; motif Baroktan Rokokoya kadar pek çok ustanın, Tiepolo'dan Batoni'ye, elinde yeniden yorumlanmıştı. Sanatçılar çoğu zaman bu dinsel imgeyi dünyevi bir amaca, yani hükümdarların övülmesine uyarladılar.
Giaquinto da öyle yaptı. Işıklı pembe ve beyazlar içindeki Barış figürü zeytin dalını taşır; onun üzerinde, kılıç ve terazinin yanında Adalet oturur. Kompozisyondaki cansız genç figürü ise Ferdinand VI'nın babası Felipe V döneminde yaşanan İspanya Veraset Savaşı'nın sona ermesine gönderme yapar. Yani alegori, açıkça kralın adil, müreffeh ve barışçıl saltanatına bir övgüdür. Saray sanatının diplomatik dili burada doğrudan resme dönüşür.
Roma Rokokosundan Madrid sarayına
Giaquinto'nun bu noktaya gelişi uzun bir yolun sonuydu. 1703'te Napoli Krallığı'na bağlı Molfetta'da doğdu. Önce yerel bir ustanın yanında, ardından Napoli'de Francesco Solimena'nın atölyesinde yetişti. 1723'te Roma'ya geçip Sebastiano Conca'nın yanında çalıştı ve zamanla on sekizinci yüzyıl Roma'sının önde gelen Rokoko ressamı olarak anıldı. San Nicola dei Lorenesi gibi kiliseler için yaptığı freskler ününü pekiştirdi.
Madrid yılları bu birikimin doruğuydu. Sarayın büyük merdiveni için resmettiği ve bugün Sütunlar Salonu olarak bilinen mekândaki "The Birth of the Sun and the Triumph of Bacchus" freski, İspanya dönemindeki en güçlü işleri arasında sayılır. Sanatçının parlak renk anlayışı ve akıcı kompozisyonu, genç Francisco Goya da dahil bir kuşak İspanyol ressamını etkiledi. Giaquinto 1762'de Napoli'ye döndü ve 1766'da orada öldü. Indianapolis'teki taslak, işte bu verimli Madrid döneminin sessiz tanıklarından biridir.
Türkiye'den bakış
Giaquinto Madrid'de barışı ve adaleti kadın figürleri halinde resmederken, İstanbul aynı yıllarda başka bir görsel dil kuruyordu. Nuruosmaniye Camii'nin inşası 1748'de başlamış, 1755'te tamamlanmıştı; yani bu alegorinin çizildiği tarihlerde Osmanlı başkenti, sonradan "Türk Rokokosu" ya da Osmanlı Baroğu diye anılacak üslubun ilk büyük anıtını yükseltiyordu. İki coğrafya, kıvrımlı hatları ve hareketli yüzeyleriyle benzer bir çağın estetik dalgasını paylaşıyordu. Ama temsil biçimleri kökten ayrıydı. İslam görsel kültüründe adalet, kanatlı bir tanrıça olarak değil, çoğunlukla yazı, mimari ve yönetim sembolleriyle anlatılırdı. Osmanlı siyaset düşüncesinin merkezindeki "adalet dairesi" fikri, adaleti tek bir bedene değil; hükümdar, ordu, halk ve hazine arasındaki döngüye bağlar. Bu yüzden Giaquinto'nun terazili Adalet'i, Türkiyeli okur için tanıdık bir kavramın yabancı bir bedene büründüğü ilginç bir karşılaşmadır: aynı erdem, iki ayrı görme biçimi. Tuval, bir sarayın propagandası olmanın ötesinde, erdemleri nasıl gördüğümüzün kültürden kültüre değiştiğini hatırlatır.


