Sanat tarihinin gölgesinden çıkanlar: 19. yüzyılın öncü kadın sanatçıları
Argonotlar'ın Queer Feminist Atlas dizisi 1800'lü yıllara uzanıyor. Marie Bashkirtseff ve Eva Gonzalès gibi isimler, kadınların akademilerin kapısında beklediği bir çağda bağımsız bir sanatçı kimliğini nasıl kurduğunu hatırlatıyor.

Sanat tarihi uzun süre kadınları bir ustanın öğrencisi, modeli ya da ilham perisi olarak andı. Oysa 19. yüzyıl, kadın sanatçılar için gerçek bir kırılma anıydı. Bu dönemde kadınlar eğitim almanın, eserlerini sergilemenin ve mesleklerini bağımsız biçimde sürdürmenin yollarını aradı. Argonotlar'ın Queer Feminist Atlas dizisi, bu kuşaktan beş ismi hatırlatarak sanat tarihinin hangi sesleri öne çıkardığını, hangilerini arka planda bıraktığını sormaya çağırıyor.
Bu isimlerin mücadelesini anlamak için dönemin kurumsal tablosuna bakmak gerekiyor. Avrupa'nın en prestijli okulu École des Beaux-Arts, kadın öğrencileri ancak 1897'de kabul etti. Bu dışlamanın temelinde, sanatçı eğitiminin merkezine yerleşmiş olan çıplak model çalışmasının kadınlar için uygunsuz sayılması yatıyordu. Bu duvarın karşısında, 1868'de Rodolphe Julian'ın kurduğu Académie Julian gibi özel atölyeler kadınlara alan açtı. Aşağıdaki iki isim de yollarını bu alternatif kanallardan geçerek buldu.
Marie Bashkirtseff: yarım kalmış bir kariyerin yoğunluğu
Ukrayna'da soylu bir ailede doğan Marie Bashkirtseff, önce opera sanatçısı olmayı hayal etti; genç yaşta geçirdiği hastalık sesini etkileyince yönünü resme çevirdi. 1877'de, kadın öğrenci kabul eden az sayıdaki okuldan biri olan Académie Julian'a girdi ve Tony Robert-Fleury ile Jules-Joseph Lefebvre'nin yanında çalıştı. Eserleri 1880'den itibaren Paris Salonu'nda yer aldı.
Bashkirtseff yalnızca resimle sınırlı kalmadı. Kadınların sanat eğitimi alabilmesi gerektiğini savunan La Citoyenne gazetesinde, Pauline Orrell takma adıyla yazılar yayımladı. 1881 tarihli L'Académie Julian tablosu, erkek çıplak modelin hâlâ kısıtlandığı bir dönemde kadınlara ayrılmış atölyenin ender görsel belgelerinden biri sayılır. En bilinen çalışması Un meeting ise Paris'in işçi mahallelerinden çocukları, tarih resmine özgü büyük ölçekte ve beklenmedik bir ciddiyetle ele alır. İdealize figürler yerine gündelik gerçekliği seçmesi, natüralist duyarlığının en açık ifadesidir. Verem nedeniyle çok genç yaşta yaşamını yitirdi; geride resimlerini, birkaç heykelini ve ölümünden sonra yayımlanıp uluslararası ilgi gören günlüğünü bıraktı.
Eva Gonzalès: Manet'nin gölgesinden çıkmak
Paris'te yazar ve müzisyen bir ailenin kızı olarak dünyaya gelen Eva Gonzalès, ilk eğitimini kadın öğrencilere yönelik atölyesiyle tanınan Charles Chaplin'den aldı. 1869'da Édouard Manet ile tanıştı ve ustanın kabul ettiği tek resmî öğrenci oldu. Aynı zamanda Manet'nin en tanınmış modellerinden biriydi; sanatçının 1869-1870 tarihli portresi bugün Londra'daki National Gallery koleksiyonunda yer alıyor. Ne var ki bu portre uzun süre Gonzalès'in kendi üretiminin önüne geçti.
Gonzalès, empresyonist ressamlarla yakın olmasına karşın onların bağımsız sergilerine katılmadı; eserlerini yaşamı boyunca Paris Salonu'nda sergiledi. Şapkacı dükkânları, tiyatro locaları, ev içi yaşam ve burjuva kadınlarının gündelik deneyimi tuvallerinin başlıca temalarıydı. Yağlıboyanın yanında pastelde de ustalaştı. Dört Fransız kadın empresyonist arasında en genç olan Gonzalès, 1883'te ilk çocuğunu doğurduktan birkaç gün sonra gelişen komplikasyonlar nedeniyle henüz otuzlu yaşlarının başında hayatını kaybetti. Mary Cassatt, Berthe Morisot ve Marie Bracquemond hatırlanırken onun çoğu zaman unutulması, derlemenin sorduğu "hangi sesler öne çıkar" sorusunu somutlaştırıyor.
Bu iki isim ortak bir estetik paylaşmıyor; biri natüralizmin, diğeri empresyonizmin içinden konuşuyor. Ortak olan, kapalı kapıların ardından bağımsız bir sanatçı kimliği kurma çabaları.
Türkiye'den bakış
Paris atölyelerinin kadınlara kapalı kalması, aslında yerel bir tartışma olmaktan çok bir çağın ortak sorunuydu ve Osmanlı coğrafyasında da neredeyse eşzamanlı yankılandı. 1882'de açılan Sanayi-i Nefise Mektebi uzun süre yalnızca erkek öğrenci kabul etti. Kadınların resmî sanat eğitimine erişimi ancak 1914'te, İnas Sanayi-i Nefise Mektebi'nin kurulmasıyla mümkün oldu. Bu okulun açılışında en büyük rolü oynayan isim, saray ressamı Fausto Zonaro'nun atölyesinde başladıktan sonra Roma ve Paris'te eğitim gören Mihri Müşfik Hanım'dı. Yani Bashkirtseff'in Académie Julian'da açtığı alan ile Mihri Hanım'ın İstanbul'da açtığı kapı arasında doğrudan bir akrabalık var: her ikisi de kadınların çıplak model çalışması ve akademik eğitim hakkını merkeze koyar. Naciye Neyyal, Müfide Kadri gibi isimlerle birlikte İnas Mektebi kuşağı, Türk resminin kadın anlatısını başlatan halkadır. 19. yüzyıl Avrupa'sının bu öncü kadınlarına bakmak, Türkiyeli okur için yalnızca uzak bir sanat tarihi dersi değil; kendi görsel kültürümüzün gecikmiş ama benzer mücadelesini yeniden okumanın bir yolu.
Kaynak: Argonotlar
Editoryal ilkelerimiz

