Nihat Özdal, Odysseia'yı koku ve bellek üzerinden Eskişehir'de yeniden kuruyor
Olfaktif sanatçı Nihat Özdal, “Dönüş: Odysseia'nın Kokusu” sergisinde Homeros'un destanını kokuyla yeniden okuyor. Sergide sular altında kalan Halfeti'den kalma kişisel bir hafıza da yer alıyor. Sergi 12 Ekim'e kadar Eskişehir Sanat Sokağı'nda.

Sergi salonları çoğunlukla göze, bazen de kulağa göre kurulur. Nihat Özdal'ın Eskişehir'de açılan yeni sergisi ise ziyaretçiden önce koku almasını istiyor. “Dönüş: Odysseia'nın Kokusu”, 2–12 Ekim 2026 tarihleri arasında Eskişehir Büyükşehir Belediyesi Sanat Sokağı Sanat Galerisi'nde görülebilir. Sergi, Homeros'un Odysseia destanını görsel bir anlatıyla değil, kokular üzerinden yeniden kuruyor. Yerel basında çıkan haberlere göre sergi, Uluslararası Yunus Emre Edebiyat Festivali'nin programı içinde açıldı. Projeye Biopark Medical destek veriyor.
Destanı kazı alanı gibi okumak
Sergideki olfaktif işler, destanın farklı sahnelerinde geçen bitkilerden, maddelerden, mekânlardan ve duyusal ayrıntılardan yola çıkılarak üretildi. Özdal metni katmanlı bir araştırma alanı olarak ele alıyor. Koku üretme sürecini de bir yandan arkeolojik kazıya, öte yandan mimari bir kurguya benzetiyor.
Odysseia bu tür bir okumaya fazlasıyla malzeme veren bir metin. Örneğin beşinci kitapta Hermes, nymphe Kalypso'nun mağarasına vardığında ocakta büyük bir ateş yanmaktadır. Yarılmış sedir ve thuja odunlarının kokusu adanın dört bir yanına yayılır. Klasik filoloji çalışmaları, erken dönem Yunan şiirinde güzel koku, ambrosia ve parlak kumaşlardan oluşan bu üçlünün çoğu zaman bir aldatmacanın habercisi olduğuna dikkat çekiyor. Yani Homeros'ta koku süs olsun diye yazılmış bir ayrıntı değil, anlatının işleyişinin bir parçası. Özdal'ın hangi sahneleri hangi kokulara dönüştürdüğünü ancak sergiyi gezerek öğrenebiliriz. Ama koku duyusunun destanın dokusuna ne kadar işlediğini görmek için metne bakmak yetiyor.
Halfeti'nin bergamotları
Serginin adındaki “dönüş”, Odysseus'un yirmi yıl süren İthaka yolculuğuna gönderme yapıyor. Aynı zamanda sanatçının kendi geçmişine de uzanıyor. 1984'te Şanlıurfa'nın Halfeti ilçesinde doğan Özdal'ın çocukluğu bir nehir evinde geçti. Evin bahçesi bergamot ağaçlarıyla doluydu. 2000 yılında Fırat üzerinde kurulan Birecik Barajı ilçenin önemli bir bölümünü sular altında bıraktı. Taş evler, dükkânlar ve 19. yüzyıldan kalma Merkez Camii de suyun altında kalan yapılar arasındaydı. Altı binden fazla kişi yerinden edildi ve yaklaşık on kilometre ötede yeni bir yerleşim kuruldu.
Özdal'ın evi de suların altında kaldı. Sanatçı açılışta yaptığı konuşmada, yıllar sonra başka bir yerde karşılaştığı bergamot kokusunun kendisini o geçmişe herhangi bir fiziksel aramadan daha güçlü biçimde bağladığını anlattı. Ona göre koku, belleğe giden en güçlü yollardan biri. Edebi eserler genellikle görsel ya da işitsel olarak yeniden yorumlanıyor. Edebiyatı koku yoluyla deneyimlemek ise henüz pek keşfedilmemiş bir alan.
Serginin kısa ömrü de bu yaklaşımın bir parçası. On iki gün boyunca kokular mekâna yayılıyor, birbirine karışıyor ve zamanla siliniyor. Bu yüzden sergi her ziyarette biraz farklı bir halde karşılıyor izleyiciyi. Duvarda asılı kalan bir resmin aksine bu işler zamanla değişiyor ve sonunda yok oluyor.
Olfaktif sanatın kısa geçmişi
Kokuyu sanatsal bir malzeme olarak kabul etmek müze dünyası için oldukça yeni. New York'taki Museum of Arts and Design'da 2012-2013'te açılan “The Art of Scent 1889-2012”, kokuyu başlı başına bir sanat aracı olarak ele alan ilk büyük müze sergilerinden biri sayılıyor. Küratörlüğünü Chandler Burr'ün yaptığı sergide ziyaretçiler, Diller Scofidio + Renfro'nun tasarladığı boş, beyaz bir galeride duvardaki oyuklara eğilerek kokuları tek tek deneyimliyordu. O tarihten bu yana Norveçli Sissel Tolaas gibi isimlerin çalışmalarıyla koku, çağdaş sanatın tartışılan alanlarından biri haline geldi.
Özdal bu alanda Türkiye'de öne çıkan isimlerden biri. Küratör, yazar, şair ve parfüm sanatçısı olarak çalışıyor. Çağdaş sanat, gastronomi, edebiyat, müzik ve müzecilik arasında disiplinlerarası projeler üretiyor. 2018'den beri Halfeti Olfactory Art Festival'i yönetiyor. Koku temelli sergi ve performanslarını Tokyo, Berlin, Bağdat, Havana ve Üsküp gibi kentlerde gerçekleştirdi. 2023 tarihli “Yalnızlığın Kokusu” adlı sıvı koku çalışması da Upcycle İstanbul kapsamında sergilenmişti.
Türkiye'den bakış
Özdal'ın sergisi, Türkiyeli izleyiciye iki tanıdık konuyu bir arada hatırlatıyor: sular altında kalan yerleşimler ve kokunun gündelik kültürdeki yeri. Birecik Barajı yalnızca Halfeti'yi değil, Zeugma antik kentinin bir kısmını da suya gömdü. Yıllar sonra Ilısu Barajı'yla Hasankeyf'in büyük bölümü aynı akıbete uğradı. Bu kayıplar Türkiye'de genellikle fotoğraf albümleri, belgeseller ve “eski hali” karşılaştırmaları üzerinden hatırlanıyor. Özdal ise görüntüyle aktarılamayan bir şeye odaklanıyor: bir bahçenin, bir nehir kıyısının havası. Bir şeyi kaybettiğimizde onu hatırlamanın en dolaysız yolu belki de kokusu.
Geleneksel görsel kültürümüzde koku aslında hep vardı. Osmanlı konaklarındaki gülabdanlar ve buhurdanlar, misafire kolonya ikram etme alışkanlığı, Yunus Emre'den divan şiirine kadar gül ve misk imgeleri bunun örnekleri. Ancak bu birikim nadiren sergi salonlarına girdi. Sergide Odysseia'nın koku haritası, Anadolu'daki bir kişisel hafızayla yan yana duruyor. Eskişehir'de bir edebiyat festivali kapsamında açılması da önemli: edebiyatı yalnızca okunan ya da dinlenen değil, aynı zamanda koklanan bir şey olarak düşünmeye çağırıyor. Taşra kentlerindeki belediye galerilerinin bu tür deneysel işlere yer açması, çağdaş sanatın büyük şehirlerin dışına taşınması açısından da kayda değer bir örnek.

