Ana içeriğe geç

OMM'de "Yeryüzü Yankıları": Hikâyelerin yolculuğunu izleyen 70'i aşkın yapıt

Odunpazarı Modern Müze, Defne Casaretto küratörlüğündeki "Yeryüzü Yankıları" sergisiyle yeni sezonu açtı. Farklı kuşaklardan sanatçıların 70'ten fazla yapıtı, anlatıların kültürler ve zamanlar arasında nasıl dönüştüğünü soruyor.

Erdem Kılıç4 dk okuma
OMM'de "Yeryüzü Yankıları": Hikâyelerin yolculuğunu izleyen 70'i aşkın yapıt (Görsel: Artdog Istanbul)
OMM'de "Yeryüzü Yankıları": Hikâyelerin yolculuğunu izleyen 70'i aşkın yapıt (Görsel: Artdog Istanbul)

Eskişehir'deki Odunpazarı Modern Müze (OMM), yeni sezonu "Yeryüzü Yankıları" sergisiyle açtı. Defne Casaretto'nun küratörlüğünü üstlendiği, ana destekçisi ETİ olan sergi, resimden heykele, fotoğraftan seramiğe, tekstilden video yerleştirmeye uzanan 70'in üzerinde yapıtı bir araya getiriyor. Sergi 12 Eylül 2027'ye kadar açık kalacak. Böylece yaklaşık bir yıl boyunca müzenin ana programını oluşturacak.

Bir hikâye bize ulaştığında hâlâ aynı hikâye midir?

Serginin çıkış noktası bu soru. Küratöryel metne göre sergi, mağara duvarlarına bırakılan ilk izlerden sözlü geleneğe, mitolojiden yazılı metinlere uzanan aktarım pratiklerini ele alıyor. Anlatıların her kuşakta nasıl eksilip çoğaldığını ve hangi biçimlerde yeniden kurulduğunu soruyor. Yeryüzü bu kurguda yalnızca gözlemlenen edilgen bir nesne olarak görülmüyor. Anlamların, imgelerin ve hikâyelerin üretildiği canlı bir alan olarak ele alınıyor.

Sergi, doğa, tarih, sanat ve mitoloji eksenlerinde ilerliyor ve müze binasının üç katına yayılıyor. Farklı dönem ve coğrafyalardan gelen sembol ve figürler kronolojik bir sırayla değil, doğrusal olmayan bir yerleşimle sunuluyor. Küratörün amacı, kültürel mirası durağan bir arşiv olarak değil, mekânda sürekli yeniden biçimlenen akışkan bir yapı olarak göstermek.

Bu yaklaşım, sergideki yapıtların bir kısmında doğrudan karşılık buluyor. Zoë Paul'ün kâğıt üzerine yağlı pastelle yaptığı büyük ölçekli çalışmalar, Yunan mitolojisinde tufandan sonra insanlığı yeniden yaratan Deukalion ile Pyrrha çiftine gönderme yapıyor. Hüseyin Aksoy, "Bir Uygarlık İnşası Üzerine" serisinin beşinci yapıtında ceviz boyası ve toprak pigmentiyle çalışıyor. Massimo Listri'nin Sorrento'daki Villa Astor bahçesini gösteren fotoğrafı ise alüminyum dibond üzerine basılmış. Bu yapıtta tarihî mekân, arşivleyen bir bakışla belgeleniyor.

Kuşaklar ve coğrafyalar arasında bir seçki

Sanatçı listesi, Türkiye'nin modern ve çağdaş sanatından usta isimlerle genç kuşağı uluslararası sanatçılarla yan yana getiriyor. Seçkinin önemli bir kısmı, serginin "aktarım" temasıyla doğrudan ilişkili pratiklerden oluşuyor:

  • Belkıs Balpınar, İstanbul'daki Vakıflar Halı ve Kilim Müzesi'nin eski müdürü. Antika kilim araştırmacılığını sanat üretimiyle birleştiren Balpınar, 1980'lerin ortasından bu yana "artkilim" adını verdiği bir yaklaşımla düz dokuma tekniğini duvar yapıtlarına dönüştürüyor.
  • Alev Ebüzziya Siesbye, 1938 doğumlu, Türk ve Danimarkalı bir seramik sanatçısı. Royal Copenhagen ve Rosenthal için tasarımlar yapan Siesbye, 2009'da Fransa'nın Ordre des Arts et des Lettres nişanını aldı. Kâse formu üzerine kurduğu yalın çalışmalar, binlerce yıllık bir zanaat biçiminin çağdaş yorumu olarak görülüyor.
  • Erol Akyavaş, Doğu ve Batı imge dünyalarını, el yazması geleneğini ve tasavvufi temaları resminde buluşturan bir ustaydı. Onun yapıtları, sergide geçmişle bugün arasında köprü işlevi görüyor.
  • Imran Qureshi, Lahor'daki National College of Arts'ta Babür minyatür geleneği üzerine eğitim almış Pakistanlı bir sanatçı. Bu geleneği güncel toplumsal ve siyasal meselelerle birleştiriyor. Mimari mekâna yanıt veren yerleştirmeleriyle de tanınıyor.

Bu isimlere Selma Gürbüz, Canan Tolon, CANAN, Murat Morova, Hüsamettin Koçan, Serkan Özkaya, Emre Hüner, Burçak Bingöl, Elmas Deniz, Lara Ögel, Lal Batman, Guido Casaretto, Tavares Strachan ve Jean-François Rauzier gibi sanatçılar ekleniyor.

Ahşap evlerden ilham alan bir müze

Sergi mekânının kendisi de bir aktarım hikâyesi taşıyor. OMM, koleksiyoner ve Polimeks Holding yönetim kurulu başkanı Erol Tabanca tarafından kuruldu. Müze Eylül 2019'da kapılarını açtı. Japon mimarlık ofisi Kengo Kuma and Associates'in tasarladığı yaklaşık 4.500 metrekarelik yapı, adını tarihî odun pazarından alan semtin Osmanlı dönemi ahşap evlerinden esinleniyor. Müzenin koleksiyonu, Tabanca'nın Türkiye'den ve dünyadan sanatçıların yaklaşık bin yapıtından oluşuyor.

OMM'nin açılış sergisi "Vuslat", Haldun Dostoğlu küratörlüğünde 1950'lerden günümüze 60'ı aşkın sanatçının yaklaşık 100 yapıtını içeriyordu. 2024'te müzenin beşinci yılı için İdil Tabanca küratörlüğünde, biçim ile işlev arasındaki sınırı tartışan "Ehlikeyif" sergisi açıldı. "Yeryüzü Yankıları" bu çizgiyi sürdürüyor. Müze, her sezon geniş bir sanatçı seçkisini tek bir tematik soru etrafında topluyor.

Türkiye'den bakış

"Bir hikâye bize ulaştığında hâlâ aynı hikâye midir?" sorusunun Eskişehir'de sorulması anlamlı. Kentin çevresi, Anadolu'nun en güçlü sözlü anlatı mirasıyla iç içe. Nasreddin Hoca geleneğinin Sivrihisar'la ilişkilendirilmesi, Yunus Emre'nin adının Mihalıççık ve çevresiyle anılması bunun örnekleri. Nasreddin Hoca fıkraları, serginin sorusunun belki de en tanıdık yerli örneği: Yüzyıllar içinde başka anlatıcıların hikâyeleri de Hoca'ya mal edildi, her bölgede farklı sonlarla anlatıldı. Aşık geleneği, meddahlık ve dengbêjlik de aynı esnekliğe sahip. Bu geleneklerde anlatı, aktarıldıkça değişen ve yaşayan bir malzeme.

Görsel kültür açısından en güçlü karşılık ise dokuma. Anadolu kilimlerindeki motifler, kuşaktan kuşağa ilmek ilmek aktarılan ve her dokuyucunun elinde biraz değişen bir imge dili. Balpınar'ın serginde yer alması bu yüzden önemli: Onun pratiği, anonim bir aktarım dilini imzalı çağdaş yapıta dönüştürmenin Türkiye'deki öncü örneklerinden biri.

Sergiden çıkarılabilecek bir diğer sonuç da kurumsal. Büyük ölçekli, uluslararası katılımlı çağdaş sanat sergilerinin İstanbul dışında, bir Anadolu kentinde ve neredeyse bir yıllık bir takvimle sunulması hâlâ sık rastlanan bir durum değil. Eskişehir'in üniversite kenti kimliği ve genç nüfusu düşünüldüğünde, sergi yerel izleyici için de sanat merkezlerinden uzakta yaşayan ziyaretçiler için de değerli bir fırsat sunuyor.

İlgili Yazılar