Ana içeriğe geç

Not Yet Gone: Yedi İranlı sanatçı fotoğrafı kesiyor, lekeliyor ve yeniden dokuyor

Shiva Zahed Gallery'nin üçüncü sergisi Not Yet Gone, hauntoloji kavramından yola çıkarak fotoğrafı sabit bir kayıt olmaktan çıkarıyor ve dönüşen bir malzeme olarak ele alıyor. Sergi 7 Kasım'a kadar Beyoğlu'nda görülebilir.

Erdem Kılıç4 dk okuma
Not Yet Gone: Yedi İranlı sanatçı fotoğrafı kesiyor, lekeliyor ve yeniden dokuyor (Görsel: Artdog Istanbul)
Not Yet Gone: Yedi İranlı sanatçı fotoğrafı kesiyor, lekeliyor ve yeniden dokuyor (Görsel: Artdog Istanbul)

Bir şey kaybolduğunda gerçekten yok olur mu? Beyoğlu'ndaki Shiva Zahed Gallery'nin üçüncü sergisi Not Yet Gone bu soruyu fotoğraf üzerinden soruyor. 18 Eylül'de açılan ve 7 Kasım'a kadar sürecek sergide, İran'da yaşayıp üreten yedi sanatçının işleri yer alıyor: Arya Tabandehpoor, Omid Mehdizadeh, Kimia Askarian, Sina Boroumandi, Shahin Esfandiari, Rana Heidarzade ve Alborz Kazemi. Ortak noktaları, fotoğrafı tarafsız bir belge olarak görmemeleri. Sanatçılar fotoğrafı kesilebilen, lekelenebilen ve yeniden kurulabilen bir malzeme olarak ele alıyor.

Kısa sürede sesini duyuran bir galeri

Shiva Zahed Gallery, İstanbul sanat ortamının en yeni mekânlarından biri. Kurucusu Shiva Zahed, Tahran'daki Shahid Beheshti Üniversitesi'nde tıp okumuş ve İran ile Dubai'de yaklaşık sekiz yıl hekimlik yapmış bir koleksiyoner. The Art Newspaper'a göre Zahed İstanbul'a aslında bir muayenehane açmak için gelmiş, ancak çok kısa süre içinde kendini tamamen sanata vermeye karar vermiş.

Galerinin açılışı kolay olmadı. İlk plan, daha önce yurt dışında hiç sergilenmemiş yirmi genç İranlı sanatçıyla Ocak sonunda açılmaktı. İran'daki döviz protestoları ve iletişim kesintileri yüzünden açılış ertelendi. Galeri sonunda 28 Şubat 2026'da Pera'da kapılarını açtı. Açılış sergisi Echoes, Dubai'de yaşayan yerleştirme sanatçısı Shaqayeq Arabi ile Paris'te yaşayan Fereydoun Ave'yi bir araya getirdi. Ave'nin işleri British Museum, Victoria and Albert Museum ve Metropolitan Museum of Art koleksiyonlarında bulunuyor. Açılış, İran'a yönelik ABD-İsrail saldırılarının başladığı döneme denk geldi. Mayıs'ta açılan ikinci sergi Against Transparency ise Ahmad Rafi'nin örtülü bedenler ve parçalanmış figürler üzerine yaklaşık yirmi yıllık üretimini gösterdi. Galeri bu ay Contemporary Istanbul 2026'da da yer alıyor.

Zahed'in amacı açık: İran çağdaş sanatını siyasete, milliyete ya da kültürel klişelere sıkıştırmadan göstermek. Artdog Istanbul'a verdiği röportajda, sanatçıların bağlamının pratiklerini kaçınılmaz olarak şekillendirdiğini ama işlerin nasıl yorumlanacağını tek başına belirlememesi gerektiğini söylüyor.

Hauntoloji: Gerçekleşmemiş geleceklerin hayaleti

Serginin merkezinde hauntoloji kavramı var. Terimi ilk kez Jacques Derrida, Spectres de Marx kitabında kullandı. Kavramı geniş kitlelere taşıyan isim ise İngiliz kuramcı Mark Fisher oldu. Fisher, Ghosts of My Life gibi metinlerinde kavramı "kayıp gelecekler" fikriyle birleştirdi: Modernizmin vaat ettiği ama hiç gelmeyen gelecekler, bugünün kültürüne bir hayalet gibi musallat olur. Hauntolojiyi nostaljiden ayıran şey de bu. Nostalji geçmişi geri getirmek ister. Hauntoloji ise hiç gerçekleşmemiş olasılıkların peşindedir.

Zahed kavramı bir açıklama değil, "işlerin okunabileceği bir mercek" olarak tarif ediyor ve serginin nostaljik olmadığının altını çiziyor. Fotoğraf zaten artık var olmayan şeyle bağlantılı bir mecra. Roland Barthes'tan bu yana fotoğraf kuramı, her fotoğrafın "bu olmuştu" diyen bir iz taşıdığını tartışır. Not Yet Gone'daki sanatçılar ise bu izi doğrudan elleriyle işliyor. Sergi metninde ve galerinin açıklamalarında öne çıkan yöntemler şöyle:

  • Omid Mehdizadeh: Lekeleme, aşındırma ve doğal pigmentlerle yüzeye müdahale.
  • Sina Boroumandi: Fotoğraf kâğıdını kesip heykelsi biçimlere dönüştürme.
  • Arya Tabandehpoor: Görüntüleri dokuyarak yeniden kurma ve böylece eksik olanı görünür kılma.
  • Rana Heidarzade: Fotoğrafları yarı saydam reçine kütlelerin içine yerleştirme. Bu işler ışığa ve izleyicinin hareketine göre değişiyor.
  • Shahin Esfandiari ve Kimia Askarian: Biçimleri renk, ışık ve atmosferle eritme.
  • Alborz Kazemi: None Turned Into Memory serisinde ipek kâğıda basılmış C-print kolajlar.

Zahed'e göre bu müdahaleler fotoğrafın kayıt işlevini ortadan kaldırmıyor, ona yeni bir katman ekliyor. Eser yalnızca bir zamanlar gösterdiği anı değil, o görüntünün sonradan başına gelen her şeyi de kaydediyor. Böylece hem geçmiş bir anın kanıtı hem de kendi dönüşümünün izi hâline geliyor.

Türkiye'den bakış

Not Yet Gone'un İstanbul'da açılması tesadüf değil. Sınırların, yaptırımların ve seyahat engellerinin sanatçıların dolaşımını zorlaştırdığı bir dönemde İstanbul, İran'a coğrafi olarak yakın olduğu kadar uluslararası sanat ağlarına da bağlı bir eşik işlevi görüyor. İranlı sanatçılar için kentin bu rolü, galerinin kuruluş hikâyesinde de açıkça görülüyor.

Serginin konusu da Türkiyeli izleyiciye yabancı değil. Kayıp gelecekler, solmuş imgeler ve geçmişin bugüne sızması, yerli kültürde de çok tartışılan meseleler. Orhan Pamuk'un İstanbul: Hatıralar ve Şehir kitabında Ara Güler fotoğraflarıyla birlikte işlediği "hüzün" kavramı, bir anlamda yerli bir hauntoloji okuması olarak düşünülebilir: Kaybolmuş bir ihtişamın ve hiç gelmemiş bir modernliğin gölgesinde yaşayan bir kent. Pamuk'un Masumiyet Müzesi de nesneleri ve fotoğrafları belleğin maddi taşıyıcıları olarak sergileyen bir girişimdi.

Gündelik hayatta da benzer bir deneyim var. Pek çok ailenin çekmecesinde solmuş, kenarları kıvrılmış, arkasına not düşülmüş, kimi zaman bir yüzü makasla kesilmiş fotoğraflar durur. Bu fotoğraflar, Zahed'in tarif ettiği gibi, hem bir anın kanıtı hem de sonradan yaşananların izidir. Not Yet Gone bu sıradan deneyimi bilinçli bir sanatsal yönteme çeviriyor. Bu yüzden İranlı sanatçıların işleri Türkiyeli izleyiciye hem komşu bir coğrafyanın sesini hem de kendi aile albümlerine yeniden bakma fırsatı sunuyor.

İlgili Yazılar