Ana içeriğe geç

Trafalgar Meydanı'ndaki boş kaidede bir 'her kadın': Lady in Blue

Tschabalala Self'in bronz heykeli Lady in Blue, Londra'da Trafalgar Meydanı'nın Fourth Plinth'ine çıktı. Eser tarihî bir kahramanı değil, çağdaş kentin sıradan bir kadınını anıtsallaştırıyor.

Erdem Kılıç3 dk okuma
Trafalgar Meydanı'ndaki boş kaidede bir 'her kadın': Lady in Blue (Görsel: Artdog Istanbul)
Trafalgar Meydanı'ndaki boş kaidede bir 'her kadın': Lady in Blue (Görsel: Artdog Istanbul)

Kaidedeki yeni yüz

Londra'nın Trafalgar Meydanı'ndaki Fourth Plinth, 10 Eylül 2026'da yeni bir işe kavuştu: New York'ta yaşayan sanatçı Tschabalala Self'in Lady in Blue adlı bronz heykeli. Meydanın kuzeybatı köşesindeki kaide, program başladığından bu yana 16. komisyona ev sahipliği yapıyor. Mavi bir elbise ve yüksek topuklu ayakkabılarla ileriye doğru yürüyen siyahi bir kadını gösteren eser, bir kraliçeyi, bir komutanı ya da tarihe geçmiş bir kahramanı değil, çağdaş kentin sıradan bir sakinini, sanatçının deyişiyle bir "everywoman"ı anıtsal ölçeğe taşıyor.

Self, figürün "tapınılacak bir idol ya da anılacak tarihî bir kişi" olmadığını, meydanı her gün dolduran insanlar gibi gündelik biri olduğunu söylüyor. Kadının durağan değil, hareket hâlinde ve ileriye bakar biçimde tasvir edilmesi de bu yüzden önem taşıyor. Sanatçıya göre bu figür geçmişi değil, ortak geleceğe doğru atılan bir adımı temsil ediyor.

Neden mavi, neden bu figür

Heykelin yüzeyindeki canlı mavi salt estetik bir tercih değil. Elbisenin rengi ve figürün takıları, antik çağlardan bu yana Kuzey Afrika, Orta Doğu ve Avrupa'da değerli bir pigment olarak kullanılan lapis lazuli taşına gönderme yapıyor. Böylece gündelik bir kadın, sanat tarihinin en pahalı ve en saygın renklerinden biriyle kaplanarak yüceltilmiş oluyor.

Figür seçimi sanatçının kendi hikâyesine de yaslanıyor. 1990'da Harlem'de doğan Self, resim, baskı ve heykeli bir arada kullanıyor; dikilmiş, basılmış ve boyanmış malzemeleri birleştirerek çoğunlukla siyahi kadın bedenlerini konu ediyor. Bard College ve Yale'de eğitim gören sanatçı, Harlem'in gündelik hayatını ve kolaj geleneğini Romare Bearden'dan devraldığını söylüyor. İlk önemli kurumsal ve galeri sergilerinin Londra'da açılmış olması da eseri onun için ayrıca anlamlı kılıyor.

Kaidenin taşıdığı tartışma

Trafalgar Meydanı, İngiltere'nin askerî güç ve imparatorluk anlatısıyla örülü kamusal alanlarından biri; anıtsal düzeni ağırlıklı olarak tarihî erkek figürleri üzerine kurulu. The Independent'ın aktardığı Art UK verilerine göre ülkedeki 2.498 isimli kamusal heykelin 2.054'ü erkekleri, 444'ü kadınları temsil ediyor; siyahi kadınları anan isimli heykel sayısı ise yalnızca yedi. Bu tabloda Lady in Blue'nun önemi, belirli bir kahramanı geri çağırmasından değil, adı sanı olmayan sıradan bir siyahi kadını ülkenin en görünür kaidelerinden birine çıkarmasından geliyor.

1841'de IV. William için tasarlanan ama bütçe yetersizliğiyle boş kalan kaide, 1990'ların sonundan bu yana çağdaş sanatın dönüşümlü sahnesi. Mark Wallinger'ın Ecce Homo'suyla başlayan program, Marc Quinn'in Alison Lapper Pregnant'ı, Katharina Fritsch'in dev horozu ve Samson Kambalu'nun Antelope'u gibi işlerle sürdü. Self'in eseri, kaidede iki yıl kalan Teresa Margolles'in Mil Veces un Instante (A Thousand Times in an Instant) çalışmasının yerini aldı.

Self'in kamusal alandaki görünürlüğü, geçmişte yaşadığı bir olayla da anlam kazanıyor. 2022 tarihli Seated adlı heykeli Bexhill-on-Sea'deki De La Warr Pavilion önünde sergilenirken 2023'te yalnızca ten bölümlerine beyaz boya püskürtülerek tahrip edilmişti. Sanatçı olayı ırkçı bir saldırı olarak nitelendirdi; yaklaşık 300 kişi eseri temizlemek için gönüllü oldu. Lady in Blue, bu arka plan karşısında kimin kamusal alanda görünür olmaya değer görüldüğü sorusunu yeniden sesli biçimde soruyor.

Türkiye'den bakış

Türkiye'de kamusal heykel geleneği büyük ölçüde Atatürk ve tarihî devlet adamları etrafında biçimlendi; sıradan bir bireyin, hele adı olmayan bir kadının anıtsal ölçekte kaideye çıkması alışılmış bir durum değildir. Türk görsel kültüründe kadın çoğu zaman gerçek bir birey olarak değil, soyut bir ideal olarak temsil edildi. Taksim'deki Cumhuriyet Anıtı'nda ya da erken Cumhuriyet dönemi kabartmalarında kadın figürleri genellikle "millet", "cumhuriyet" veya "bereket" gibi kavramların alegorisidir, gündelik hayatın içinden biri değil. Bu açıdan Lady in Blue'nun "her kadın" fikri, bizim heykel geleneğimizde eksik kalan bir alana, isimsiz ve sıradan olanın yüceltilmesine işaret ediyor.

İkinci bir bağ renkte kuruluyor. Eserin lapis lazuli mavisi, Anadolu ve İslam görsel kültürünün kobalt ve turkuaz tutkusuyla, İznik çinilerinin ve cami kubbelerindeki mavinin zenginliğiyle sessiz bir akrabalık taşıyor. Mavi, bu coğrafyada da hem koruyucu hem değerli bir renk olageldi. Eser, kamusal alanda kimin görünür olacağını sorarken, Türkiyeli okuru da kendi meydanlarındaki heykellerin kimi anlattığını, kimi görünmez bıraktığını yeniden düşünmeye çağırıyor.

İlgili Yazılar