Ana içeriğe geç

Akseli Gallen-Kallela'nın 1893 tarihli eş portresi: Mary Gallén'in görünmeyen emeği

Fin ulusal romantizminin öncüsü Akseli Gallen-Kallela'nın 1893'te eşi Mary Gallén'i resmettiği dikey portre, Ateneum koleksiyonunda duruyor. Resim hem bir evliliğin hem de Fin sanatındaki bir dönüm noktasının belgesi.

Erdem Kılıç3 dk okuma
Akseli Gallen-Kallela'nın 1893 tarihli eş portresi: Mary Gallén'in görünmeyen emeği (Görsel: İstanbul Sanat Evi)
Akseli Gallen-Kallela'nın 1893 tarihli eş portresi: Mary Gallén'in görünmeyen emeği (Görsel: İstanbul Sanat Evi)

Helsinki'deki Ateneum Sanat Müzesi'nde, Fin Ulusal Galerisi koleksiyonuna kayıtlı eserler arasında dikkat çeken dar ve uzun bir tuval var: Akseli Gallen-Kallela'nın 1893'te yaptığı Taiteilijan vaimon muotokuva. 148,5 x 64 santimetre ölçülerindeki bu yağlı boya portre, sanatçının eşi Mary Gallén'i gösteriyor. Tablo son dönemde reprodüksiyon baskılarıyla Türkiye'deki izleyicinin de önüne geliyor. Ancak eserin asıl ilgi çekici tarafı, arkasındaki hikâyede ve yapıldığı yıllarda Fin sanatının geçirdiği dönüşümde yatıyor.

Paris'ten Karelya'ya bir ressam

1865'te Pori'de doğan sanatçının asıl adı Axel Waldemar Gallén'di. Adını 1907'de Fince bir biçime sokarak Akseli Gallen-Kallela oldu. 1884-1889 yılları arasında Paris'te Académie Julian'da ve Fernand Cormon'un atölyesinde çalıştı. Bu yıllarda özellikle Jules Bastien-Lepage'ın natüralist anlayışından etkilendi. Kırsal yaşamı abartısız, gözleme dayalı bir dille resmetme alışkanlığı da buradan geliyor.

Dönüm noktası 1890 yazında geldi. Gallén, aynı yıl mayıs ayında evlendiği Mary Helena Slöör ve İsveçli meslektaşı Louis Sparre ile birlikte Kuhmo'ya ve Rus Karelyası'na, yani Kalevala destanının şarkılarının derlendiği topraklara gitti. Hem balayı hem de sanatsal bir keşif olan bu yolculuk, Finlandiya'da Karelyacılık olarak anılan kültürel akımı besledi ve güçlendirdi. Sonraki yıllar, Aino-taru gibi romantik Kalevala resimleri ve peyzajlarla geçti. 1894'e gelindiğinde ise sembolizmin etkisi resimlerinde açıkça görülüyordu.

Portrenin kendisi: zarafet ve doğa arasında

1893 tarihli portre, bu iki dönemin tam eşiğinde duruyor. Kayıtlara göre resim Vehmersalmi'de yapıldı. Musée d'Orsay'nin sanatçıya ayırdığı Akseli Gallen-Kallela (1865-1931). A Passion for Finland sergisinin tanıtım metni eseri natüralist bir portre olarak tanımlıyor: Mary Gallén, varlıklı bir hanımefendinin şık giysileri içinde, ama ilkel doğal dünyayla uyum içindeki bir figür olarak resmediliyor. Kentli burjuva zarafeti ile Karelyacılığın yücelttiği yaban doğası aynı tuvalde buluşuyor.

Dikey ve dar format, figürü neredeyse boy portresi ölçeğinde öne çıkarıyor. Bu tercih, resmi bir aile hatırasından çok bir temsil nesnesine dönüştürüyor. Gallen-Kallela, Mary'yi ilk kez 1886'da resmetmişti. 1887 tarihli küçük Mary Slöör portresi bugün Gallen-Kallela Müzesi'nde bulunuyor. 1893 tuvali, nişanlılık dönemi eskizlerinden evlilik yıllarının olgun bir imgesine geçişi gösteriyor.

Model, asistan, piyanist

Mary Gallén yalnızca bir model değildi. 1868'de Helsinki'de doğan Mary, piyanistti. Kocasının resimlerine modellik yaptı, Aino triptiği bunlardan biri. Tuval hazırladı, çerçeveledi, dikiş ve tekstil üretimine katıldı, fotoğraf çekti. Espoo'daki Gallen-Kallela Müzesi'nin 2018'de ona ayırdığı sergi, Mary'nin annesine yazdığı mektuplarda "birlikte resim yaptıklarını" anlattığını gösteriyordu. Aynı kaynaklara göre çiftin her ikisi de varlıklı İsveççe konuşan ailelerden gelse de gündelik yaşam sürekli para sıkıntısı ve taşınmalarla geçti. Mary piyano dersleri vererek aileye gelir sağladı.

Portrenin yapılmasından iki yıl sonra, 1895 martında çiftin ilk kızı Impi Marjatta difteriden öldü. Bu kayıp, sanatçının resminde daha sert ve dışavurumcu bir dilin başlangıcı olarak yorumlanıyor. Aynı dönemde Ruovesi gölü kıyısında inşa edilen atölye-ev Kalela, Fin ulusal romantik mimarisinin en bilinen örneklerinden biri oldu. 1900 Paris Dünya Fuarı'ndaki Fin pavyonunun kubbe freskleri ise sanatçıya uluslararası ün getirdi. Mary, kocasının 1931'deki ölümünden sonra 16 yıl daha yaşadı. Helena Ruuska'nın 2021'de yayımlanan Mary Gallen-Kallela: Olisit villiä villimpi biyografisi, onun hikâyesini yeniden gündeme taşıyan çalışmalardan biri.

Türkiye'den bakış

Gallen-Kallela'nın hikâyesi, Türkiyeli okura tanıdık bir soruyu hatırlatıyor: Batı'da eğitim almış bir ressam, kendi ulusunun imgesini nasıl kurar? Fin sanatçının Paris akademilerinden dönüp Karelya köylerine yönelmesine benzer bir yol, Türk resminde de görülür. Cormon atölyesi, Çallı İbrahim gibi 1914 Kuşağı ressamlarının da eğitim aldığı bir adresti. Paris'te öğrenilen açık hava ve natüralizm dersleri, her iki ülkede de yerel manzara ve insan tipine yönelen bir resim diline dönüştü.

Karelya yolculuğunun Türkiye'deki en yakın karşılığı belki de 1938-1943 arasında düzenlenen Yurt Gezileri'dir. Ressamlar Anadolu'nun farklı illerine gönderilmiş, ulusal kimliği taşrada ve halk kültüründe arayan bir imge repertuvarı üretilmişti. Fark şu: Finlandiya'da bu arayış bir destana, Kalevala'ya yaslanırken, Türkiye'de devlet destekli bir programın parçasıydı.

Mary Gallén'in hikâyesi de ayrı bir okuma öneriyor. Sanatçı eşlerinin atölyedeki emeği, Türk sanat tarihinde de henüz yeterince yazılmamış bir alan. Bir tabloya bakarken yalnızca fırçayı tutanı değil, tuvali geren, modellik yapan ve evi geçindiren kişiyi de görmek, bu portreyi bugün yeniden değerli kılıyor.

İlgili Yazılar