Ana içeriğe geç

Gallen-Kallela'nın 'İnşaat'ı: Yanıp Yok Olan Bir Mozolenin Tanığı

1903 tarihli 'İnşaat', Gallen-Kallela'nın Pori'deki Jusélius Mozolesi için yaptığı ve 1931'de yangında yok olan fresk dizisinin hayatta kalan eskizlerinden biridir. Bir çocuğun yasından doğan bu anıtın ve onu resmeden ustanın hikâyesi.

Erdem Kılıç3 dk okuma
Gallen-Kallela'nın 'İnşaat'ı: Yanıp Yok Olan Bir Mozolenin Tanığı (Görsel: İstanbul Sanat Evi)
Gallen-Kallela'nın 'İnşaat'ı: Yanıp Yok Olan Bir Mozolenin Tanığı (Görsel: İstanbul Sanat Evi)

Helsinki'deki Finlandiya Ulusal Galerisi'nin (Ateneum) koleksiyonunda yer alan 'Rakennus', yani Türkçeye 'İnşaat' diye çevrilen 1903 tarihli bu yatay kompozisyon, ilk bakışta bağımsız bir tablo gibi görünse de aslında çok daha büyük bir projenin parçasıdır. Akseli Gallen-Kallela'nın yaklaşık 77,5 x 145,5 santimetrelik bu çalışması, sanatçının Pori kentindeki Jusélius Mozolesi için hazırladığı fresk dizisinin eskizlerinden biridir. Müze kayıtlarına tuval üzerine tempera tekniğiyle geçen eser, tek başına bir resimden çok, kaybolmuş bir başyapıtın bugüne ulaşan tanığıdır.

Bir baba, bir çocuk ve bir anıt

Jusélius Mozolesi'nin öyküsü, sanat tarihinin en kişisel siparişlerinden biridir. Varlıklı Finli sanayici Fritz Arthur Jusélius, 1898'de henüz on bir yaşındayken veremden kaybettiği kızı Sigrid'in anısına Pori'de bir anıt mezar yaptırmaya karar verdi. Mimar Josef Stenbäck'in tasarladığı yapı 1901 ile 1903 arasında yükseldi, iç duvarlar ise dönemin en önemli Fin ressamı Gallen-Kallela'ya emanet edildi.

Sanatçı için bu, üç yıla yayılan bir uğraş oldu. Freskler; insan ömrünün evrelerini ve doğanın döngüsünü, İncil'den, Finlerin ulusal destanı Kalevala'dan ve sembolist imgelerden beslenerek anlatıyordu. Gallen-Kallela kendi sözleriyle 'Fin halkının yaşamın doruğu boyunca Tuonela'nın, yani ölüler diyarının kollarına doğru ilerleyişini' resmetmişti. Merkezdeki altı fresk, mevsimleri ve yaşamın aşamalarını simgeleyen panellerden oluşuyordu: 'Kevät' (İlkbahar), 'Syksy' (Sonbahar), 'Talvi' (Kış), Tuonela Nehri kıyısı ve işte bu 'Rakennus'. 'İnşaat' paneli, döngünün kuruluş anını, yani yaşamın inşa edilişini temsil ediyordu.

Gerçekçilikten ulusal romantizme

Akseli Gallen-Kallela (1865-1931) bugün Finlandiya'nın ulusal resminin kurucusu sayılıyor. Pori doğumlu sanatçı, gençliğinde Paris'te Académie Julian'da okudu ve Jules Bastien-Lepage'ın doğalcı, açık hava gerçekçiliğinden etkilendi. 1890'larda ise sembolizme ve ulusal romantik bir dile yöneldi. 'The Defense of the Sampo', 'Lemminkäinen's Mother' ve 'Aino Triptych' gibi Kalevala'dan beslenen yapıtlarıyla tanındı; Ruovesi gölü kıyısında tasarlayıp yaptırdığı atölye evi Kalela, bu arayışın mimari karşılığıydı.

Mozole siparişinin sanatçı için neden bu kadar yüklü olduğunu anlamak güç değil: Gallen-Kallela da 1895'te küçük kızını difteriden kaybetmişti. Bir çocuğun ölümü üzerine kurulan bu anıtın yas ve döngü temaları, onun kendi acısıyla örtüşüyordu. Ressamın ufku yalnızca Finlandiya ile sınırlı kalmadı; 1904'te Viyana Sezession sergisine katıldı, Gustav Klimt ve çevresiyle temas kurdu. Ateneum'un 2025 sonunda açtığı 'Gallen-Kallela, Klimt & Wien' sergisi de tam bu uluslararası alışverişi konu almıştı.

Yangın ve yeniden doğuş

Öykünün trajik kıvrımı 1931'de geldi. Nemden zaten yıpranan özgün freskler, aynı yıl çıkan bir yangında tümüyle yok oldu. Tuhaf bir tesadüfle sanatçı da o yıl hayatını kaybetmişti. Babasının geride bıraktığı eskizlerden yola çıkan oğlu Jorma Gallen-Kallela, 1930'larda freskleri sabırla yeniden resmetti; bugün mozolede görülen dizi bu restorasyonun ürünüdür. İşte bu yüzden 'İnşaat' gibi hazırlık çalışmaları sıradan birer eskiz değil, yanıp kül olan özgün yüzeylerin bugüne ulaşan en sahici izleridir. Ateneum'un bu fresk eskizlerini koruma altına alması da bu nedenle yalnızca teknik bir işlem değil, aynı zamanda bir hafıza çalışmasıdır.

Türkiye'den bakış

Gallen-Kallela'nın bir ulusun görsel kimliğini destan ve doğa üzerinden kurma çabası, Türkiyeli okura hiç de yabancı değildir. Finlerin Kalevala'yı modern resme taşıması, geç Osmanlı ve erken Cumhuriyet döneminde sanatçıların Dede Korkut'tan, halk hikâyelerinden ve Anadolu motiflerinden özgün bir görsel dil çıkarma arayışını hatırlatır. Her iki coğrafyada da resim, siyasi bir kimlik inşasının parçası hâline gelmiştir. Daha da çarpıcı olan, eserin ölüm ve döngü temasının Türk görsel kültüründeki karşılığıdır. Gallen-Kallela'nın mevsimleri yaşamın evrelerine bağlaması, Osmanlı mezar taşlarındaki servi ağacı ve sonsuzluk imgeleriyle benzer bir dili konuşur; servi hem ölümün hem de dikey duruşuyla aşkınlığın simgesidir. Bir babanın kızı için anıt yaptırması, türbe geleneğimizdeki sevgiyle ölümü birleştiren mimariyi akla getirir. Yanan bir dizinin eskizlerinden yeniden doğması ise restorasyon ve hafıza tartışmalarının Türkiye için de ne kadar güncel olduğunu düşündürür; Anadolu, üst üste yeniden boyanan duvar resimleriyle dolu bir coğrafyadır.

İlgili Yazılar