Ana içeriğe geç

Beautiful Freak 30 yaşında: Eels ve kayıptan doğan bir müzik dünyası

Eels'ın ilk albümü Beautiful Freak otuz yıl önce yayımlandı. Mark Oliver Everett'in kişisel kayıplarını kara mizah ve alternatif rock'la buluşturduğu bu albüm, uzun bir kariyerin hem müjdecisi hem aynası oldu.

Erdem Kılıç3 dk okuma
Beautiful Freak 30 yaşında: Eels ve kayıptan doğan bir müzik dünyası (Görsel: Bant Mag)
Beautiful Freak 30 yaşında: Eels ve kayıptan doğan bir müzik dünyası (Görsel: Bant Mag)

Alternatif rock'ın 90'lardaki en kişisel çıkışlarından biri otuz yaşına bastı. Mark Oliver Everett'in Eels adıyla yayımladığı ilk albüm Beautiful Freak, 13 Ağustos 1996'da raflardaki yerini aldığında hem yeni kurulan bir plak şirketinin hem de uzun soluklu bir kariyerin ilk taşını koyuyordu. Aradan geçen zaman, albümü nostaljik bir hatıradan çok, Everett'in sonraki otuz yılına yayılan bir sesin habercisi olarak hatırlatıyor.

Yeni bir isim, tanıdık bir ses

Everett müzik dünyasına yabancı değildi. Beautiful Freak'ten önce “E” adıyla iki solo albüm yayımlamıştı: A Man Called E ve Broken Toy Shop. Projeyi Eels çatısı altında toplaması kısmen pratik bir tercihti; yeni ismin plakçı raflarında eski işlerinin yanına düşmesi gözetiliyordu. Albüm, DreamWorks Records'ın ilk rock albümü olarak çıktı; şirketin ilk yayını George Michael'ın Older'ı olmuştu.

Sesi tek bir kalıba sığmıyordu. Hip hop ritimleri, blues gitarları, piyano baladları, lo-fi dokular ve orkestral dokunuşlar aynı albümde yan yana durabiliyordu. Everett prodüksiyonda yalnız değildi; Jon Brion, Mark Goldenberg ve Michael Simpson da çalışmaya katkı verdi. Sonuç, pop kancalarını karanlık bir mizahla harmanlayan, kişisel ama erişilebilir bir dünyaydı.

“Novocaine for the Soul” ve gelen ilgi

Albümün açılış şarkısı ve ilk teklisi “Novocaine for the Soul”, Eels'ı birine tanıtmak için hâlâ ilk akla gelen parçalardan biri. Depresif tınlayan ama darağacı mizahını elden bırakmayan sözleriyle şarkı, ABD'de Billboard Modern Rock listesinde bir numaraya çıktı ve iki hafta zirvede kaldı. İngiltere'de single onuncu sıraya kadar yükseldi. Albümün kendisi İngiltere listesinde beşinci oldu, bu ülkede platin, Belçika ve Fransa'da altın sertifika aldı; dünya çapında satışı yaklaşık 700 bini buldu.

Şarkının klibi, dönemin aranan yönetmenlerinden Mark Romanek'in imzasını taşıyordu ve MTV'nin en görünür yıllarında dönemin estetiğini iyi yansıtıyordu. Albümden “Susan's House”, “Your Lucky Day in Hell” ve “Beautiful Freak” de tekli olarak yayımlandı. Eleştiriler tümüyle övgü dolu değildi, ama pop melodileriyle karanlık alt tonların birleşimi çoğu yazarın dikkatini çekti.

Kayıpların gölgesinde bir külliyat

Everett'in müziğini ailesinin hikâyesinden ayırmak güç. Babası Hugh Everett III, 1957'de kuantum mekaniğinin “çoklu dünyalar” (many-worlds) yorumunu ortaya atan, uzun süre hak ettiği ilgiyi görmemiş bir fizikçiydi. Everett henüz on dokuz yaşındayken babasını kaybetti. İlerleyen yıllarda kız kardeşini ve annesini de yitirdi; bu kayıplar, şarkılarına sinen dürüst kırılganlığın kaynaklarından biri oldu.

Bu yas, sonraki albümü Electro-Shock Blues'a (1998) ve 2008 tarihli anı kitabı Things the Grandchildren Should Know'a doğrudan yansıdı; Rolling Stone, kitap vesilesiyle Everett'i “rock dünyasının Kurt Vonnegut'u” diye anmıştı. Babasının hayatı ve teorisi ise 2007 yapımı, BAFTA ödüllü belgesel Parallel Worlds, Parallel Lives'ta işlendi. Everett'in şarkıları sinemayla da erken tanıştı: Beautiful Freak'teki “My Beloved Monster” Shrek'te, “Cancer for the Cure” ise American Beauty'de duyuldu.

Türkiye'den bakış

Beautiful Freak'in Türkiyeli dinleyiciye söyleyecek çok şeyi var, çünkü merkezine koyduğu duygu bu topraklarda yabancı değil. Kaybı, yalnızlığı ve kırılganlığı utanmadan ama abartmadan anlatan bir dil, Türk görsel ve müzik kültüründeki hüzün geleneğiyle akraba. Orhan Pamuk'un İstanbul için tarif ettiği o kolektif melankoli gibi, Everett'in şarkıları da acıyı bir gösteriye çevirmeden, gündelik hayatın içinde eritir. Bir yanda kara mizah, diğer yanda dürüst bir hassasiyet: bu ikili ton, Türk şiirinden karikatürüne uzanan bir damarla konuşur.

Albümün çıktığı 90'lar, Türkiye'de de alternatif rock'ın ve MTV estetiğinin yaygınlaştığı yıllardı; yurt dışı indie sesleri kaset ve kliplerle genç bir kuşağa ulaşıyordu. Bugün duvara asılan albüm kapakları ise o dönemin görsel hafızasını yeniden dolaşıma sokuyor. Everett'in “güzel ucube” fikri de tam buraya oturur: kusuru saklamak yerine sahiplenen, dışarıda kalmışlığı bir kimliğe çeviren bir estetik. Yerli dinleyici için bu albüm, hem tanıdık bir hüznün hem de o hüznü onurlandıran bir duruşun kaydı olarak okunabilir.

İlgili Yazılar