Ana içeriğe geç

Frida Kahlo'nun Günlükleri AKM'de: Bir Ressamın Son On Yılına Yakın Bakış

Meksikalı ressam Frida Kahlo'nun mahrem günlüğünden yola çıkan sergi, İstanbul'da rekor ilgi gördü. Sanatçının defterinden seçilen 52 sayfa, 52 ayrı hikayeye dönüşüyor.

Erdem Kılıç3 dk okuma
Frida Kahlo'nun Günlükleri AKM'de: Bir Ressamın Son On Yılına Yakın Bakış (Görsel: Google News: Müze & Bienal)
Frida Kahlo'nun Günlükleri AKM'de: Bir Ressamın Son On Yılına Yakın Bakış (Görsel: Google News: Müze & Bienal)

İstanbul'un simge yapılarından Atatürk Kültür Merkezi'nin Çok Amaçlı Salonu, bir süredir alışılmadık bir ziyaretçiye ev sahipliği yaptı: Meksikalı ressam Frida Kahlo'nun defter sayfaları. "Frida Kahlo'nun Günlükleri" başlıklı sergi, sanatçının yalnızca tablolarını değil, ölümünden önceki yıllarda tuttuğu kişisel günlüğünü merkezine alıyor. Proje yönetmenliğini Cengiz Ayyıldız ile Koray Özdemir'in üstlendiği, eş küratörlüğünü Ayşe Demirci ve Dilay Duman'ın yaptığı sergi, fiziksel nesnelerle dijital kurguyu bir arada kullanan bir anlatı öneriyor.

Kırk yıla yakın kilit altında kalan bir defter

Frida Kahlo (1907-1954) günlüğünü hayatının son on yılında, 1944 ile 1954 arasında tuttu. Bu, ressamın en kırılgan dönemiydi: çocukken geçirdiği çocuk felcinin, 1925'teki tramvay kazasının ve ardı ardına gelen ameliyatların bıraktığı izlerle geçen yıllar. 1953'te sol bacağı kesildi, ertesi yıl yaşamını yitirdi. Yaklaşık 170 sayfalık defter suluboyalar, eskizler, şiirler, rüya notları ve mürekkep lekeleriyle doludur. Meksika'da onlarca yıl kapalı kaldıktan sonra 1995'te tıpkıbasım olarak "The Diary of Frida Kahlo: An Intimate Self-Portrait" adıyla yayımlandı. Kitabın önsözünü yazar Carlos Fuentes kaleme almış, metin çevirisi ve yorumlarını Sarah M. Lowe hazırlamıştı. Defter, Kahlo'nun kamuya dönük ikonografisinin ardındaki daha dağınık, daha özel bir sesi gün yüzüne çıkarır.

52 sayfa, 52 hikaye

Sergi bu geniş defteri seçilmiş 52 sayfa ve 52 ayrı hikaye üzerinden kuruyor; her sayfa, sanatçının hayatındaki bir olaya ya da kişiye bağlanıyor. Ekip, serginin fiziksel ve dijitali birleştiren yapısını öne çıkarıyor: bir yanda Kahlo'nun renkli kıyafetlerini ve bir anma köşesini içeren nesneler, diğer yanda Türkiyeli sanatçıların defter temalarından yola çıkarak ürettiği veri heykelleri ve yapay zekayla oluşturulmuş dijital işler yer alıyor. Bunların arasında "Frida bugün yaşasaydı nasıl görünürdü?" sorusunu dört ayrı algoritmayla ele alan spekülatif portreler de bulunuyor. Ayyıldız, projenin ciddi bir editoryal çalışmaya dayandığını belirtiyor; sergideki işlerin tümü, sanatçının haklarını dünya genelinde elinde tutan Frida Kahlo Corporation tarafından onaylanmış.

Serginin Türkiye yolculuğu da dikkat çekici. İlk kez 2024 sonbaharında, Türkiye Kültür Yolu Festivali kapsamında İstanbul'daki Grand Pera'da açıldı, ardından Antalya'da gösterildi. İki aylık sürede 70 binin üzerinde ziyaretçiye ulaşan sergi, gördüğü ilgi üzerine 23 Ocak 2025'te AKM'de yeniden kapılarını açtı ve 23 Mart 2025'e dek görülebildi. Otobiyografik bir üretimin bu ölçekte ilgi görmesi, Kahlo'nun bir ressam olmanın ötesinde küresel bir kültürel figüre dönüştüğünü hatırlatıyor.

Türkiye'den bakış

Frida Kahlo'nun Türkiye'deki görünürlüğü uzun süredir tablolarından çok imgesi üzerinden ilerledi: bitişik kaşları, çiçekli saç örgüsü ve rengarenk giysileri, tişörtlerden defter kapaklarına kadar geniş bir popüler kültür alanına yayıldı. Bu sergi ise imgenin altındaki metne, yani günlüğe bakmayı öneriyor ve tam burada Türkiyeli okur için tanıdık bir damar açılıyor. Kahlo'nun acıyı, bedeni ve iyileşmeyi kayda geçirme biçimi, Meksika'nın retablo ya da ex-voto geleneğine, yani bir felaketi ve ondan sağ çıkışı küçük adak resimleriyle anlatan halk sanatına yaslanır. Anadolu görsel kültüründe de dua, şükran ve şifa dileğini nesneye dökme geleneği güçlüdür; adak bezleri, dilek ağaçları ve halk resminde yinelenen koruyucu imgeler benzer bir duyguyu paylaşır. Öte yandan günlük tutan, kendi bedenini ve iç dünyasını resmin konusu yapan bir kadın figürü, Türkiye'de Fahrelnisa Zeid'den Semiha Berksoy'a uzanan otoportre ve öz-anlatı geleneğiyle de sessiz bir akrabalık kurar. Berksoy'un tuvale taşan itiraf dolu, otobiyografik dünyası ile Kahlo'nun defteri arasında, ölçek ve coğrafya farkına rağmen benzer bir dürtü vardır: özel olanı sanata çevirme cesareti. Serginin dijital katmanı ise ayrı bir soruyu gündeme getiriyor. Bir sanatçının en mahrem defterini yapay zeka portreleriyle yeniden üretmek, onu bize yakınlaştırıyor mu, yoksa ikonlaştırmayı bir adım daha mı ileri taşıyor? Bu soru, Kahlo kadar bugün Türkiye'de sergi üreten herkesi de ilgilendiriyor.

İlgili Yazılar