Hector McDonnell'in Istanbul's Light sergisi: Kartpostalın dışında kalan İstanbul Londra'da
İrlandalı ressam Hector McDonnell, Şule Gazioğlu Gallery'nin Londra'daki ilk sergisi Istanbul's Light'ta şehrin siluetine değil; odalarına, mutfaklarına, kafelerine ve iç mekânlara düşen ışığa bakıyor.

İstanbul Londra'da genellikle aynı görüntülerle anlatılır: Boğaz, kubbeler, minareler ve tarihî yarımadanın silueti. Şule Gazioğlu Gallery'nin Londra'daki ilk sergisi Istanbul's Light ise başka bir yerden bakıyor. 21-26 Eylül 2026 tarihlerinde St James's'teki Gallery 8'de açılan sergide İrlandalı ressam Hector McDonnell'in İstanbul resimleri yer aldı. Bu resimlerde şehir, dışarıdan görülen bir manzara olarak değil, içinde yaşanan bir yer olarak karşımıza çıkıyor. Şule Gazioğlu'nun küratörlüğünü yaptığı ve Winsor Birch işbirliğiyle hazırlanan seçkide Topkapı Sarayı, Rüstem Paşa Camii ve Kapalıçarşı da var. Ancak serginin ağırlığı odalarda, merdivenlerde, mutfaklarda, kafelerde ve otel salonlarında.
Gündelik hayatın ressamı
McDonnell bu konulara tesadüfen yönelmiş bir ressam değil. 1947'de Belfast'ta doğdu. Antrim Kontu Randal McDonnell ile heykeltıraş Angela Sykes'ın küçük oğlu. Kuzey İrlanda'da, County Antrim'deki Glenarm'da büyüdü. Oxford'da, Christ Church'te modern tarih okumadan önce 1965 ve 1966'da Münih ve Viyana'da resim eğitimi aldı. Almanya ile kurduğu bağ kariyerinde belirleyici oldu: 1979'da Darmstädter Kunstpreis'i kazandı, 1981'de Darmstadt'taki Mathildenhöhe'de bir retrospektif sergisi açıldı. İkinci büyük retrospektifi 2003-2004'te Belfast'taki Ulster Museum'da gerçekleşti. Belfast Telegraph onu bir dönem İrlanda'nın yaşayan en önemli sanatçılarından biri olarak tanımlamıştı.
McDonnell temelde realist bir ressam. Kuşağının önde gelen İrlandalı figüratif sanatçılarından biri sayılıyor. En çok gündelik hayata dair gözlemleriyle tanınıyor: çamaşırhaneler, kafeler, barlar, küçük dükkânlar, hatta tuvaletler. Mimari, peyzaj ve portre de üretiminin önemli bir parçası. Resmin yanında yazarlık da yapıyor: 1983'ten bu yana İrlanda tarihi, yuvarlak kuleler ve Aziz Patrick gibi konularda yirmiden fazla kitabın yazarı ya da ortak yazarı. Atölyeleri Kuzey İrlanda ve New York'ta.
Bu geçmiş, Istanbul's Light'taki tavrı da açıklıyor. Kapalıçarşı'da bir lokanta (Grand Bazaar Restaurant), martıların dolaştığı bir balık pazarı (Fish Market with Seabirds) ya da Harem'deki bir oda (Sultan's Chamber In the Harem), McDonnell için Belfast'taki bir çamaşırhaneden farklı bir resim sorusu sormuyor: Işık bu mekâna nasıl giriyor, insanların ve eşyaların izini nasıl görünür kılıyor?
Emirgan'dan St James's'e
Şule Gazioğlu Gallery 2020'de Emirgan'da, Hekim Ata Caddesi'nde kuruldu. Kendini çağdaş sanat ile koleksiyonluk tasarım arasında konumlandırıyor ve sanatçılarla çalışmanın yanında koleksiyon oluşturma ve mekâna özgü projeler konusunda danışmanlık veriyor. Kurucusu Şule Gazioğlu, Galatasaray Üniversitesi'nde felsefe okuduktan sonra New York'taki Sotheby's Institute of Art'ta lisansüstü eğitim aldı. Galeri son yıllarda Londra'ya birkaç kez geldi: Photo London'ın Discovery bölümüne 2025'te Annette Louise Solakoğlu'nun İstanbul fotoğraflarıyla, 2026'da Ci Demi'nin çalışmalarıyla katıldı. Istanbul's Light, bu fuar katılımlarının ardından galerinin Londra'daki ilk bağımsız sergisi.
Serginin yeri de bilinçli bir seçim gibi duruyor. Gallery 8, Duke Street'te. St James's, Londra'nın tarihsel olarak galerilerin ve müzayede evlerinin yoğunlaştığı bölgelerinden biri. İstanbul merkezli genç bir galerinin bu adresi seçmesi, Türkiye'den çıkan sanat girişimlerinin uluslararası görünürlüğü artık yalnızca fuarlar üzerinden aramadığını gösteriyor.
Türkiye'den bakış
Batılı bir ressamın İstanbul'u resmetmesi Türkiyeli izleyiciye ilk anda tanıdık gelebilir. 19. yüzyıl Oryantalist resminin büyük bölümü, Avrupalı ressamların Osmanlı başkentini egzotik bir sahne olarak kurgulamasına dayanıyordu. Bu resimlerde harem çoğu zaman görülmemiş bir fantezinin mekânıydı. İstanbul'daki müzelerde bu geleneğin örneklerini görmek mümkün. McDonnell'in Harem resmi ise bambaşka bir zamandan bakıyor: Bugün müze olan, ziyaretçilerin gezdiği bir odayı, üzerine düşen ışığı ve mekânın dokusunu kaydediyor. Fantezi yerini gözleme bırakmış. Bu fark serginin belki de en ilginç yanı.
Yerli resim tarihinde bu bakışın akrabaları var. Üsküdarlı Hoca Ali Rıza, ömrü boyunca yaşadığı semtin sessiz köşelerini, kıyı kahvelerini ve mahalle dokusunu resmetti. Resim tarihçilerine göre, iç mekân denince çoğunlukla kamusal alanların resmedildiği bir dönemde, özel yaşamı yakından gösteren resimleri belgesel bir değer de taşıyor. Feyhaman Duran ise portreleriyle tanınsa da hat sanatını resme katan natürmortları ve iç mekânlarıyla dikkat çeker. İstanbul Üniversitesi'ne bağışladığı ahşap evindeki odaları ve atölyesi bugün de korunuyor. McDonnell'i bu geleneğin devamı saymak doğru olmaz. Yine de bu iki ressam gibi o da İstanbul'u anıtlarından çok yaşanan mekânları üzerinden anlatıyor.
Türkiyeli okur için sergi bir soru da bırakıyor: İstanbul'un yaygın görsel kültürü hâlâ büyük ölçüde siluet, Boğaz ve kubbe imgelerine dayanıyor. Bir mutfağa, bir merdivene ya da bir lokantanın masalarına düşen ışık, şehrin kendine dair anlattığı hikâyede genellikle yer bulmuyor. Dışarıdan gelen bir göz, bize kendi gündelik mekânlarımızın da resme değer olduğunu hatırlatıyor.


