Konstantinopolis'ten İstanbul'a: V&A, şehrin 1.600 yılını tek sergide anlatıyor
Victoria and Albert Museum, 7 Kasım 2026'da açılacak Constantinople to Istanbul: One City, Two Empires ile İstanbul'un Bizans ve Osmanlı başkentliğini ilk kez Birleşik Krallık'ta kesintisiz bir hikâye olarak ele alıyor. 200'ü aşkın eser, 1453'ü kesin bir kopuş olarak gören anlatıyı sorguluyor.

Londra'daki Victoria and Albert Museum (V&A), bu sonbaharın en iddialı tarih sergilerinden birine hazırlanıyor. 7 Kasım 2026'da South Kensington binasındaki 38 ve 39 numaralı galerilerde açılacak Constantinople to Istanbul: One City, Two Empires, İstanbul'un MS 330'dan 1922'ye kadar süren imparatorluk başkentliğini tek bir anlatıda topluyor. Müzeye göre bu, Birleşik Krallık'ta şehrin hem Bizans hem Osmanlı dönemini bütünüyle anlatan ilk sergi. Koç Grubu'nun ana sponsorluğundaki sergi 9 Mayıs 2027'ye kadar açık kalacak.
1453'ü bir sınır değil, bir eşik olarak okumak
Serginin asıl iddiası, kapsadığı dönemin uzunluğundan çok kurduğu çerçevede yatıyor. Avrupa müzeciliği İstanbul'u uzun süre iki ayrı başlık altında sergiledi. Bunun en bilinen örneklerinden biri, Londra'daki Royal Academy of Arts'ın 2008-2009 sezonunda Atina'daki Benaki Müzesi ile birlikte düzenlediği Byzantium 330-1453 sergisiydi. Yaklaşık 300 eserle Birleşik Krallık'ta 50 yıl sonra ilk büyük Bizans sanatı sergisi olarak tanıtılan bu sergi, adından da anlaşılacağı gibi 1453'te sona eriyordu. Aynı kurum 2005'te Turks: A Journey of a Thousand Years, 600-1600 ile Türk sanatını Orta Asya'dan Boğaz'a uzanan ayrı bir yolculuk olarak ele almıştı.
V&A'nın yaklaşımı bu iki çizgiyi aynı mekânda birleştiriyor. İktidarlar, inançlar ve sanat üretim biçimleri değişirken şehrin kendisi, surları, Hipodrom'u ve Ayasofya'sıyla süreklilik gösteren ortak zemin olarak öne çıkıyor. Serginin küratörü Tim Stanley, 2002'den bu yana V&A'nın Orta Doğu koleksiyonlarının kıdemli küratörü. Stanley, müzenin Jameel Gallery of Islamic Art galerisinin hazırlanmasında küratoryal sorumluluğu üstlenmiş ve Jameel Prize ödülünün kurulmasında rol oynamış bir isim. Ona proje küratörü Bella Radenovic eşlik ediyor.
Dört bölüm, 200'ü aşkın eser
Sergi dört ana bölüm üzerine kurulu:
- Grand Beginnings: Büyük Konstantin'in 330'da şehri yeniden kuruşu, altyapı ve surlar, ikonalar, kutsal emanetler ve Hipodrom'daki imparatorluk gösterileri. Bu bölümde 11. yüzyıla tarihlenen fildişi av borusu Clephane Horn ile muhtemelen 5. yüzyıldan kalma, kutsal emanet taşınmasını betimleyen bir fildişi kabartma levha gibi eserler yer alıyor.
- Heaven on Earth: Hristiyanlığın sanat ve mimariye yerleşmesi, imparatorların kutsal imgeleri otorite aracı olarak kullanması ve 6. yüzyılda I. Justinianus döneminde inşa edilen Ayasofya'nın iki imparatorluk boyunca geçirdiği dönüşüm.
- Power and Reach: Osmanlı sarayının ipek, değerli taşlar, fildişi, gümüş ve altın üzerinden kurduğu görsel ihtişam ve kamusal alaylar. Manchester Üniversitesi John Rylands Kütüphanesi'ndeki 17. yüzyıl Osmanlı tören alayı rulosu bu bölümün dikkat çeken parçalarından.
- Life in the City: 19. yüzyılın kozmopolit İstanbul'u; kahvehaneler, hamamlar, müzik ve Paris modasının giyimle tasarım üzerindeki etkisi. Bölüm, Owen Jones ve William Morris gibi isimler üzerinden Avrupa'nın Osmanlı tasarımıyla kurduğu ilişkiye de uzanıyor.
Ödünç verenler arasında İstanbul'dan Topkapı Sarayı Müzesi, Türk ve İslam Eserleri Müzesi ile Yapı Kredi Koleksiyonu, Birleşik Krallık'tan British Museum ve Almanya'dan Trier Katedrali bulunuyor. Yapı Kredi Koleksiyonu'ndan gelen Osman Hamdi Bey'in 1887 tarihli tablosu (İngilizce adıyla Ladies Taking a Walk) ile Gaspare Fossati'nin 1852 tarihli Ayasofya litografileri, şehrin 19. yüzyıldaki görsel temsiline iki farklı pencere açıyor.
Serginin bilim çevreleri açısından en dikkat çekici parçası ise Oxford'daki Lincoln College'a ait Lincoln Typikon. 14. yüzyılda Konstantinopolis'teki Bebaia Elpis ("Kesin Umut") Meryem Ana manastırı için hazırlanan, 163 yapraklık ve on iki tam sayfa minyatür içeren bu el yazması, bir Geç Bizans rahibe manastırının üç kuşak boyunca bir aile tarafından nasıl desteklendiğini gösteren benzersiz bir belge olarak kabul ediliyor. Eser, onlarca yıl sonra ilk kez kamuya açık biçimde sergilenecek.
Türkiye'den bakış
Türkiyeli izleyici için serginin en önemli yanı, İstanbul tarihini anlatmanın yerel tartışmalarına dışarıdan bir ayna tutması. Türkiye'de okul kitaplarından kamusal törenlere kadar 1453, uzun süre bir başlangıç noktası olarak anlatıldı. Bizans mirası ise çoğu zaman "öncekiler" başlığı altında kaldı. Ayasofya'nın 1934'te müzeye, 2020'de yeniden camiye dönüştürülmesi, bu yapının hâlâ güncel bir kimlik meselesi olduğunu gösterdi. V&A'nın bu yapıyı iki imparatorluğun ortak kutsal mekânı olarak merkeze alması, Türkiye'deki okur için tanıdık bir tartışmanın uluslararası bir müze dilinde nasıl çerçevelendiğini izleme fırsatı sunuyor.
Görsel kültür açısından da sergi tanıdık bir hattı izliyor. Osman Hamdi Bey, Türk resminde hem Doğu'ya bakan Batılı bakışı hem de onu içeriden yeniden kuran bir figür olarak okunuyor. Fossati kardeşlerin 19. yüzyıl ortasındaki Ayasofya onarımı sırasında üretilen litografiler ise bugün hâlâ şehrin kartpostal, afiş ve baskı imgeleminin kaynaklarından biri. İstanbul'un 2010 Avrupa Kültür Başkenti olduğu yıl da benzer bir "katmanlı şehir" söylemi öne çıkmıştı. Topkapı'dan ve İstanbul'daki özel koleksiyonlardan gelen eserlerin Londra'da yan yana durması, şehrin imgesinin artık yalnızca İstanbul'da değil, ortak bir uluslararası anlatı içinde de yeniden üretildiğini hatırlatıyor. Bu anlatının Türkiye'deki müzecilikte nasıl karşılık bulacağı ise ayrıca izlenmeye değer.


