Ana içeriğe geç

Hector McDonnell'ın Istanbul's Light sergisi: Kartpostalın dışında kalan İstanbul

Kuzey İrlandalı realist ressam Hector McDonnell, İstanbul'u camiler ve Boğaz manzaraları yerine merdiven boşlukları, lokanta pencereleri ve atölyelerden resmediyor. Şule Gazioğlu Gallery'nin Londra'daki Istanbul's Light sergisi, yabancı bir gözün şehri egzotikleştirmeden anlatıp anlatamayacağını soruyor.

Erdem Kılıç3 dk okuma
Hector McDonnell'ın Istanbul's Light sergisi: Kartpostalın dışında kalan İstanbul (Görsel: Unlimited)
Hector McDonnell'ın Istanbul's Light sergisi: Kartpostalın dışında kalan İstanbul (Görsel: Unlimited)

Londra'daki Gallery 8, 21-26 Eylül tarihleri arasında İstanbul'un pek alışık olmadığımız bir portresine ev sahipliği yaptı. Kuzey İrlandalı ressam Hector McDonnell'ın Istanbul's Light başlıklı sergisi, Emirgan merkezli Şule Gazioğlu Gallery ile Winsor Birch'ün iş birliğiyle hazırlandı. Unlimited dergisine konuşan sanatçı ve küratör, sergiyi bir şehre dışarıdan bakarken onun iç hayatına nasıl girilebileceği sorusu etrafında anlatıyor.

Sergide İstanbul'un bilinen silueti neredeyse hiç yok. Eserlerin adları bile bunu gösteriyor: Pandeli Window, Waiter in the Pandeli, Pandeli Stairway, Aqueduct, Filigree Mosque Staircase (Rüstem Paşa Cami), Figures at the Miharab (Rüstem Paşa Cami). Yani Mısır Çarşısı'nın girişindeki tarihi lokantanın merdiveni, Mimar Sinan'ın çinileriyle bilinen camisinin bir kapı aralığı, mihrap önündeki birkaç figür. Küratör Şule Gazioğlu da McDonnell'ın Balıkçılar Çarşısı, Zeyrek ve bir ney atölyesi gibi yerlerde dolaştığını anlatıyor.

Çamaşırhaneden camiye: bir realistin yolu

1947'de Belfast'ta doğan McDonnell, Antrim Kontu'nun oğlu ve heykeltıraş Angela Sykes'ın çocuğu olarak County Antrim'deki Glenarm malikânesinde büyüdü. Eton'da okudu, Oxford'da tarih okumadan önce 1965-1966 yıllarında Münih ve Viyana'da resim eğitimi aldı. Viyana'da heykeltıraş Fritz Wotruba'nın atölyesinde çalıştı. 1979'da Darmstädter Kunstpreis'i kazandı. 1981'de Darmstadt'taki Mathildenhöhe'de, 2003-2004'te de Belfast'taki Ulster Museum'da retrospektif sergileri açıldı.

Eleştirmenler onu kuşağının önemli figüratif İrlandalı ressamları arasında sayıyor. Ünü büyük ölçüde sıradan mekânlardan geliyor: çamaşırhaneler, kafeler, barlar, küçük dükkânlar, berberler, çarşı halleri. Bununla birlikte işleri yalnızca sakin iç mekânlardan oluşmuyor. Studio International'a verdiği röportajda Maze hapishanesini, Ruanda soykırımını ve Ground Zero'yu da resmettiğini anlatmış, "Resimlerim hep kişisel deneyimlerle ilgili oldu" demişti. Aynı röportaja göre hazırlık eskizi yapmıyor, kompozisyonu zihninde kurup doğrudan tuvale boyayla çalışıyor. Böylece renk ve ışığın taslakta kaybolmasını önlemek istiyor. Vermeer ve van Eyck gibi eski ustaları da kendisini etkileyenler arasında sayıyor. İstanbul resimlerindeki pencereden süzülen ışık ve loş iç mekânlar düşünüldüğünde bu etkiyi fark etmek zor değil.

Resmin yanında yazarlık da yapıyor. İrlanda tarih öncesini kendi çizimleriyle anlatan Ireland's Other History (2012) en çok bilinen kitabı.

On günlük bir karşılaşma

Türkiye Gazetesi'ne verdiği demece göre McDonnell İstanbul'da Arnavutköy'de kaldı. Kentte on gün boyunca yürüdü, hanları ve tarihi yapıları gezdi. Şehre ilk gelişi ise yaklaşık on beş yıl önce eşi ve kızıyla yaptığı bir seyahatti. Unlimited'a anlattığına göre aklında en çok kalan sahneler camide çocukları etrafta oynarken dua eden bir baba, balıkçı dükkânının önünde bekleyen martılar ve kış bahçesinin camlarından parlayan ağaçlar.

Röportajın en ilginç kısmı oryantalizm sorusu. Batılı bir ressamın Doğu'daki bir kenti resmetmesinin taşıdığı egzotikleştirme riski hatırlatıldığında McDonnell, egzotik olanın kendisini ilgilendirmediğini söylüyor. Paris'te, Hong Kong'da, Hindistan'da ve Tibet'te de aradığı şeyin insanların kendi çevrelerinde yarattığı güzellik olduğunu anlatıyor. Bu iddianın ne kadar karşılık bulduğuna izleyici karar verecek. Ancak ressamın Londra'daki çamaşırhanelere de İstanbul'daki lokantaya da aynı gözle baktığını söylemek mümkün.

Galerinin uluslararası adımı

Şule Gazioğlu Gallery 2020'de Emirgan'da iç mimari ve dekoratif sanatlara odaklanan bir mekân olarak açıldı. Zamanla fotoğraf, resim ve seramiği kapsayan bir programa geçti. Üç kuşaktır antika ve sanat ticaretiyle uğraşan bir ailenin temsilcisi olan Gazioğlu, Galatasaray Üniversitesi Felsefe Bölümü'nün ardından New York'taki Sotheby's Institute of Art'ta eğitim aldı. Galeri 2025'te Photo London fuarına katılmıştı. Programında Sébah & Joaillier arşiv sergisi gibi tarihsel işlerle güncel sanatçıları bir araya getiriyor. Gazioğlu, McDonnell'da kendisini en çok etkileyen şeyin sanatçının kalabalığa karışarak şehri anonim bir gözlemci gibi izlemesi olduğunu söylüyor. McDonnell ise bu sergiyi İstanbul üzerine yapmak istediği resimlerin yalnızca bir parçası olarak görüyor ve gelecek yıl seriyi sürdürmeyi umduğunu belirtiyor.

Türkiye'den bakış

İstanbul'u resmeden yabancıların uzun bir geçmişi var. Bu geçmişin önemli bir kısmı, Fausto Zonaro ya da Amedeo Preziosi gibi isimlerin kimi zaman belgesel değeri taşıyan, kimi zaman da Avrupalı alıcının beklentisine göre kurgulanmış sahnelerinden oluşuyor. Hareme, çarşıya, hamama bakan bu gelenek, şehri daha çok "görülmesi gereken" bir dekor olarak sundu. Türk ressamlar ise buna farklı bir karşılık verdi. Hoca Ali Rıza Üsküdar'ın ve Boğaz köylerinin sakin, gösterişsiz köşelerini resmetti. Feyhaman Duran'ın portreleri ve ev içleri de mahrem, gündelik bir İstanbul'u kayda geçirdi. Unlimited'ın McDonnell'a bu iki ismi sorması tesadüf değil. Bugün İstanbul'a dair görsel kültürümüz büyük ölçüde kartpostal imgelerinden, drone çekimlerinden ve Instagram'da tekrar tekrar üretilen Galata, Kız Kulesi, vapur üçlüsünden besleniyor. Böyle bir ortamda bir lokanta merdivenine ya da bir cami kapısının gölgesine bakan resimler, şehri kendi sakinlerine de yeniden hatırlatabilir. Bu tür işlerin asıl değeri belki de burada yatıyor: yabancı bir ressamın, bizim artık fark etmediğimiz ışığı görmesinde.

İlgili Yazılar