Ana içeriğe geç

Kasa Galeri'de 'Bir Sergi Olarak X': bilinmeyenin göstergebilimi

Karaköy'deki tarihi bir banka kasasında açılan 'Bir Sergi Olarak X', Yunus Ak ve küratör Filiz Ağdemir'le dilin, göstergenin ve bilinmeyenin sınırlarını oyunla yokluyor.

Erdem Kılıç3 dk okuma
Kasa Galeri'de 'Bir Sergi Olarak X': bilinmeyenin göstergebilimi (Görsel: Argonotlar)
Kasa Galeri'de 'Bir Sergi Olarak X': bilinmeyenin göstergebilimi (Görsel: Argonotlar)

Karaköy'de, Bankalar Caddesi ile Yüksek Kaldırım'ın kesiştiği köşede, bir zamanlar kıymetli evrakın saklandığı tarihi bir banka kasası bugün çağdaş sanatın en sıra dışı mekânlarından biri olarak iş görüyor. Kasa Galeri'de 7-22 Ağustos tarihleri arasında görülen 'Bir Sergi Olarak X', tam da böyle bir mekâna yakışan bir soruyu ortaya atıyor: Bir işaret, yerine geçtiği şeyi ne kadar temsil edebilir, ne kadarını eksik bırakır? Sanatçı Yunus Ak ve küratör Filiz Ağdemir, dilin ve göstergebilimin temellerine oyunsu bir kurgu üzerinden yaklaşıyor.

Bir kasadan galeriye

Mekânın kendisi serginin ilk göstergesi. Kasa Galeri, 1999'da Sabancı Üniversitesi'nin Görsel Sanatlar ve Görsel İletişim Tasarımı programını kuran Erdağ Aksel ve Selim Birsel'in girişimiyle açıldı. Galeri, Minerva Han'ın bodrum katındaki tarihi bir banka kasasına yerleşmiş durumda. 1910'ların başında Atina Bankası için inşa edildiği belirtilen bina, adını Karaköy'ün mimarlık hafızasına kazımış yapılardan biri. Kurucuların benimsediği ilke açık: mekân, sanatçıların sergi açmak isteyeceği bir yer olarak tasarlanmış ve genç isimlere alan tanınmış. İçinde 'değerli olanın' kilit altında saklandığı bir kasanın, bilinmeyeni ve gizli kalanı konu edinen bir sergiye ev sahipliği yapması bu yüzden rastlantı gibi durmuyor.

Bilinmeyenin harfi

Serginin başlığındaki x, hem matematiğin hem de düşünce tarihinin en yüklü işaretlerinden. Sık anlatılan bir köken hikâyesine göre harf, Arapçada 'şey' anlamına gelen shay' sözcüğüne dayanıyor: Ortaçağ'da İslam matematikçilerinin bilinmeyen için kullandığı bu sözcük, İspanyolcada 'ş' sesi bulunmadığı için doğrudan aktarılamamış, yerine Yunanca bir harf ikame edilerek zamanla x'e dönüşmüş. Bu anlatı yaygın olsa da dilbilimciler ve matematik tarihçileri onu tek açıklama saymıyor; Descartes'ın alfabenin son harflerini bilinmeyenlere ayırma alışkanlığı gibi başka olasılıklar da öne sürülüyor. Kesin olan şu: matematikte x, çözülünce ortadan kalkan, yerini bilinene bırakan geçici bir yer tutucu.

Sosyal bilimlerde ve felsefede ise x aynı uysallığı göstermiyor. Foucault, Deleuze ve Derrida çizgisinde x, sistemin sınıflandıramadığı, ehlileştiremediği 'öteki'ye dönüşür. Çözülüp yok edilecek bir denklem değil, sistemin sınırını ve yetersizliğini gösteren bir direniş alanıdır.

Boş gösteren olarak sergi

Ak'ın işleri tam da bu gerilim üzerine kuruluyor. Saussure'ün dilbilimi, göstergeyi gösteren ile gösterilenin birleşimi olarak tanımlar ve ikisi arasındaki bağın 'nedensiz' olduğunu söyler: 'ağaç' sözcüğünün sesiyle topraktan yükselen varlık arasında doğa yasasına dayalı bir bağ yoktur, bağı kuran toplumsal uzlaşıdır. x bu nedensizliğin en uç örneği. Sabit bir gösterileni olmadığı için içi her an başka bir kavramla doldurulabilen, kuramda 'boş gösteren' denen şeye yaklaşır.

Grafik tasarım geleneğinden gelen Yunus Ak, mekâna özgü ürettiği yapıtlarla bu çok anlamlılığı görsel bir oyuna çeviriyor. x kimi zaman bir imleç, bir işaret oluyor: kapılara çizilen, varlık ile yokluğu aynı anda bildiren bir çarpı. İstenmeyeni, düşman görüleni damgalayan bu jest, coğrafyanın hafızasına kazınmış bir şiddeti de hatırlatıyor. Küratoryal kurgu sergiyi tamamlanmış bir bütün olarak değil, sürekli yer değiştirebilen, yeni ihtimaller üretebilen açık bir yapı olarak sunuyor. İzleyici burada anlamı tamamlayan son değişken oluyor.

Türkiye'den bakış

x'in bir 'öteki' harf olması, Türkiyeli okur için soyut bir kuram değil, gündelik bir gerçek. 1928 Harf İnkılabı'yla benimsenen 29 harflik Türk alfabesinde x, q ve w resmî olarak yer almaz. Bu harfler tabelalarda, marka adlarında, günlük yazışmalarda serbestçe dolaşır ama alfabenin 'meşru' sınırının dışında kalır. Dahası, Kürtçede karşılığı bulunan bu üç harfin kullanımı Türkiye'de uzun süre hukuki tartışmalara, kimi zaman davalara konu oldu. Yani x, tam da serginin işaret ettiği gibi, sistemin sınıflandırmakta zorlandığı, kâh dışladığı kâh görmezden geldiği bir eşikte duruyor.

Görsel kültürde de çarpı, bizde çoğunlukla iptalin, yanlışın, 'olmaz'ın işaretidir: sınav kâğıdındaki kırmızı işaretten kapıya çekilen çizgiye kadar bir reddediş taşır. Bir imgenin nasıl bu kadar farklı yükler taşıyabildiğini, hem bilinmeyeni hem yasağı hem de direnişi aynı anda imleyebildiğini düşünmek, sergiyi yerel bir bağlama oturtuyor. Latin harflerine geçişini devlet eliyle ve hızlı bir kültürel kırılma olarak deneyimlemiş bir toplumda, tek bir harfin taşıdığı anlam yükü hiç de küçük değil.

İlgili Yazılar