Ana içeriğe geç

Yağız Özgen'in evren resimleri bir bilim müzesinde: sanat ambalajı soyulunca

Yağız Özgen'in NASA arşivinden renk kodlarıyla ürettiği Astronomy Picture Of the Day serisi, bir çağdaş sanat galerisinden çıkıp Everhart Müzesi'nde doğa tarihi nesneleri arasında sergileniyor. Bu yer değişimi, işlerin sanat olma iddiasını sınıyor.

Erdem Kılıç3 dk okuma
Yağız Özgen'in evren resimleri bir bilim müzesinde: sanat ambalajı soyulunca (Görsel: Unlimited)
Yağız Özgen'in evren resimleri bir bilim müzesinde: sanat ambalajı soyulunca (Görsel: Unlimited)

Uzayın en görkemli fotoğraflarını üreten bir teleskopla, tuvalin başında renk kodlarını tek tek elle karıştırıp poşetleyen bir ressam. Yağız Özgen'in yıllardır sürdürdüğü Astronomy Picture Of the Day serisi bu iki uç arasında kuruluyor. Şimdi bu işler alışılmadık bir yere taşındı: bir çağdaş sanat galerisi yerine, doğa bilimlerine odaklanan bir müzenin vitrinlerine.

Özgen'in çalışmaları, ABD'nin Scranton kentindeki Everhart Müzesi'nde açılan Hubble Space Telescope: New Views of the Universe sergisinde yer alıyor. NASA ile Smithsonian Enstitüsü'nün yaklaşık yirmi yıl önce geliştirdiği ve bugüne dek ABD'nin onlarca eyaletinde dolaşan bu gezici sergi, teleskop teknolojilerine, gökbilime ve James Webb gibi yeni nesil araçlara odaklanıyor. Özgen'in resimleri burada doldurulmuş hayvanlar, jeolojik fosiller ve teleskop maketleri arasında izleyiciyle buluşuyor.

Sanatçının Unlimited'a verdiği söyleşide altını çizdiği tam da bu bağlam kayması. Everhart gibi bir kurumda sergilenen doğa tarihi nesnelerinin sanat olmak gibi bir derdi yok. Özgen bunu "sanat ambalajının bir an için soyulması" olarak tanımlıyor: işler sanat olma iddiasından sıyrıldığında, geriye yalnızca birer resim olarak ne oldukları sorusu kalıyor.

Renk kodundan tuvale

APOD serisinin çıkış noktası, NASA'nın Astronomy Picture of the Day adlı çevrimiçi arşivi. Bu arşivdeki gök cisimlerine ait görüntülerin piksel renk değerlerini Özgen, tuval üzerinde tek tek akrilikle görselleştiriyor. Boyaları kendi karıştırıp poşetleyerek, teleskopların ürettiği ham veriyle el emeğine dayalı bir resim pratiği arasında köprü kuruyor. Serinin bilinen işlerinden biri, Kartal Bulutsusu'ndaki gaz sütunlarını gösteren ve 2022'de NASA'nın günün fotoğrafı seçilen Pillars of Creation görüntüsüne dayanıyor.

Bu işleri Türkiye izleyicisi daha çok SANATORIUM üzerinden tanıdı. Marmara Üniversitesi Resim Bölümü'nden mezun olan, aynı bölümde doktorasını tamamlayıp kuramsal dersler veren Özgen, 2009'da 28. Akbank Günümüz Sanatçıları Ödülü'nü kazanmıştı. APOD serisi, sanatçının ilk ABD kişisel sergisi olarak 2023'te New York'taki DIANA'da gösterilmişti.

Ressam mı, boyacı mı, tercüman mı

Özgen'in pratiğinde tekrar eden bir soru, ressamın kimliği. Sanatçı kendini bu süreçte tek bir role sıkıştırmıyor: kimi zaman resim yapan, kimi zaman sevdiği metinleri çeviren, kimi zaman pigmentleri ezip boya üreten biri. Bu meseleyi 2023'te SANATORIUM'da açtığı Boyacı sergisinde de merkeze almıştı. Karaköy'ün hırdavatçılar ve boya dükkânlarıyla örülü dokusundan hareketle, resmin çoğu zaman görünmez kalan maddesel altyapısını, pigmentleri ve kimyasalları görünür kılmıştı.

Söyleşide sanatçı, ressamla boyacı arasında bir hiyerarşi görmediğini, hatta bazı boyacıların yüzey ve malzeme bilgisiyle birçok ressamdan daha çok ilgisini çektiğini söylüyor. Bilim ile öznellik ilişkisine dair sorulara ise felsefeci olmadığını hatırlatarak yaklaşıyor: bilim nesnel olmayı amaçlasa da, gözlemci deneyimden bağımsız değildir. Russell'a atıfla, bilim insanının nesnel olmaya çalışırken öznelliğe batmış halde bulunduğunu belirtiyor. Ona göre sanat da göründüğü kadar öznel değil; sanatçı, duyu verilerini nesnel formlara çeviren bir tür tercüman.

Türkiye'den bakış

Özgen'in işleri, Türkiye'de kavramsal sanatın kurumsallaşmasıyla doğrudan akraba. Sanatçının uzun süredir içinde yer aldığı Sanat Tanımı Topluluğu, 1970'lerin sonundan itibaren sanatı felsefe, mantık ve matematikle birlikte düşünen bir çizginin taşıyıcısı oldu. Renk kodunu sistematik olarak tuvale aktarma fikri, bu geleneğin veri, dil ve yöntem merakını sürdürüyor. Bir yandan da resmi "boya süren el" olarak yeniden düşünmesi, Türkçedeki ressam ile boyacı ayrımının taşıdığı sınıfsal ve estetik yükü kurcalıyor; ustalık ile sanatçılık arasındaki sınırın ne kadar kırılgan olduğunu görünür kılıyor.

Gökyüzünü ölçüp imgeye çevirme çabası da bu topraklara yabancı değil. Osmanlı minyatürünün yıldız ve takvim tasvirlerinden, tezhip ve geometrik bezemenin tekrara dayalı, neredeyse algoritmik el işçiliğine kadar uzanan bir görsel kültür, evreni düzenli bir örüntü olarak resmetme fikrini çoktan denemişti. Özgen'in piksel piksel ilerleyen tuvalleri, bu sabırlı işçilik geleneğiyle çağdaş veri estetiği arasında sessiz bir köprü kuruyor. Yerli izleyici için asıl kışkırtıcı soru şu olabilir: uzak bir bulutsunun görüntüsü, iplik üzerindeki boya tabakalarına indiğinde, ona bakan bizler için hâlâ evreni mi anlatır, yoksa yalnızca bakma biçimimizi mi?

İlgili Yazılar