Ana içeriğe geç

Meşher'de Seyahat Sanatı: Osmanlı topraklarına uzanan beş asırlık merak

Meşher'deki Seyahat Sanatı (Ars apodemica) sergisi, Sadberk Hanım Müzesi ve Ömer Koç koleksiyonlarından üç yüzü aşkın eseri bir araya getiriyor. Sergi, Osmanlı coğrafyasına yapılan yolculukları merak, inanç, savaş, diplomasi, ticaret ve turizm gibi motivasyonlar üzerinden okuyor.

Erdem Kılıç4 dk okuma
Meşher'de Seyahat Sanatı: Osmanlı topraklarına uzanan beş asırlık merak (Görsel: Unlimited)
Meşher'de Seyahat Sanatı: Osmanlı topraklarına uzanan beş asırlık merak (Görsel: Unlimited)

İstiklal Caddesi'ndeki Meşher, yeni koleksiyon sergisinde ziyaretçiyi yola çıkmaya çağırıyor. Makbule Merve Uca'nın küratörlüğünü yaptığı Seyahat Sanatı (Ars apodemica), 15. yüzyılın sonundan 20. yüzyılın ilk çeyreğine uzanan dönemde Osmanlı topraklarına yapılan yolculukları ele alıyor. Sadberk Hanım Müzesi ve Ömer Koç koleksiyonlarından seçilen üç yüzü aşkın eser 23 Mayıs 2027'ye kadar izlenebilecek. Seçkide seyahatnameler, haritalar, İstanbul manzaraları, diplomatik hediyeler ve etnografik nesneler yer alıyor. Sergi, Koç Topluluğu'nun 100. yılı kapsamında düzenlenen etkinliklerden biri.

Bir yazın türünden ödünç alınan ad

Serginin adı, 16. yüzyılın ortasından 18. yüzyılın sonuna kadar Avrupa'da etkili olan bir öğüt edebiyatından geliyor. Bu dönemde hümanist çevrelerde yurt dışına uzun bir yolculuğa çıkmak, bilgi ve deneyim kazanmanın vazgeçilmez yolu olarak görülüyordu. Ars apodemica metinleri gezgine neye bakacağını, gördüklerini nasıl kaydedeceğini ve bu bilgiyi nasıl düzenleyeceğini anlatıyordu. Türün bilinen örnekleri arasında Basel'li hekim ve bilgin Theodor Zwinger'in 1577 tarihli Methodus apodemica adlı eseri ve Justus Lipsius'un 1578'de İtalya yolculuğuna çıkacak genç bir soyluya yazdığı öğüt mektubu sayılıyor. Kelime Yunanca "evden ayrılmak, yabancı diyarlara gitmek" anlamına gelen apodemein fiilinden türüyor.

Unlimited dergisinde sergiyi değerlendiren Neslihan İmamoğlu, gezginlerin tanıklıklarından yola çıkarak ortak bir motivasyonun altını çiziyor: merak. Bu gezginlerden biri Salomon Schweigger. Schweigger, Joachim von Sinzendorf başkanlığındaki Habsburg elçilik heyetine vaiz olarak katılmış ve heyet 1578'in ilk gününde Konstantinopolis'e ulaşmıştı. Yolculuk anlatısı, Türkçeye Sultanlar Kentine Yolculuk adıyla çevrildi. Schweigger, Kuran'ın Almancaya ilk çevirisini yayımlayan isim olarak da biliniyor. Yazıda 1852'de İstanbul'a gelen Théophile Gautier'nin "görme susuzluğu" ifadesine ve 1874'te kente gelen Edmondo de Amicis'in coşkulu satırlarına da yer veriliyor.

Nadireler kabinesinden diplomasi salonuna

Sergi kronolojik bir sırayla değil, altı tema üzerine kurulmuş: merak, inanç, savaş, diplomasi, ticaret ve turizm. Küratörün açıklamasına göre merak bütün yolculuklara sinmiş bir duygu, inanç ise onun hemen ardından gelen temel motivasyonlardan biri. İmamoğlu'nun aktarımına göre küratoryal yaklaşım "tekil bir hikâye anlatmamayı" tercih ediyor. Bu nedenle temalar birbirine geçebiliyor ve alt temalara ayrılabiliyor.

Açılış bölümü bir nadireler kabinesi olarak tasarlanmış. Vitrinler naturalia, artificialia, scientifica, biblioteca ve mirabilia başlıklarına göre ayrılıyor. Bu bölüm, erken modern dönemin sınıflandırma ve sergileme tutkusunu yansıtırken koleksiyonculuğun kendisini de tartışmaya açıyor. Bölümdeki eserlerden biri, Hartmann Schedel'in 1493'te Nürnberg'de basılan Liber chronicarum adlı eserinin Latince ilk baskısı. Eser, Nürnberg Kroniği olarak da biliniyor. Hemen yanında 1570'lerden kalma bir Osmanlı tombak gemi kandili duruyor.

Sergide Albrecht Dürer, Jacopo Ligozzi ve Louis-François Cassas gibi sanatçıların eserleri de var. Ligozzi'nin 1580-1585 yıllarına tarihlenen "Evli Rum Kadın ve Koç" adlı temperası, Fenerci Mehmed'in 1811 tarihli kıyafet albümüyle birlikte sergileniyor. Bu yan yanalık, yabancı ve yerli gözün aynı konuya nasıl baktığını karşılaştırma fırsatı veriyor. Diplomasi bölümünde ayrıca Habsburg elçisi Hans Ludwig von Kuefstein'ın maiyetiyle ilişkili resimler bulunuyor. Kuefstein, 1628'de II. Ferdinand adına IV. Murad'ın sarayına giden büyük elçiliğe başkanlık etmişti. Heyetteki Avusturyalı ressamlar kabul törenlerini, Osmanlı kıyafetlerini ve gündelik hayatı resmetmişti. Bu çevreden kalan guaşların bir bölümü bugün Avusturya'daki Perchtoldsdorf'ta korunuyor. Bunların yanında Osmanlı diplomatik protokolünü gösteren resimler ve anıtsal bir dans sahnesi de sergide yer alıyor. Seçkinin yeni parçalarından biri, Çiğdem Simavi'nin Sadberk Hanım Müzesi'ne bağışladığı 17. yüzyıl Portekiz yapımı portolan haritası. Parşömen üzerine yapılmış eser, 150 santimlik uzunluğuyla dikkat çekiyor.

Koleksiyonların ortak hafızası

Serginin iki kaynağından biri olan Sadberk Hanım Müzesi, Vehbi Koç Vakfı tarafından kuruldu ve 14 Ekim 1980'de Büyükdere'deki Azaryan Yalısı'nda açıldı. Türkiye'nin ilk özel müzesi kabul ediliyor. Meşher ise 2019'da, daha önce Arter'e ev sahipliği yapan Meymenet Han'da açıldı. Kurum o günden bu yana "Mâziyi Korumak: Sadberk Hanım Müzesi'nden Bir Seçki" ve "Göz Alabildiğine İstanbul: Beş Asırdan Manzaralar" gibi koleksiyon temelli sergiler düzenledi. Seyahat Sanatı, bu çizgiyi İstanbul'un dışına, Osmanlı coğrafyasının bütününe taşıyor. Müze müdürü Hülya Bilgi'ye göre sergi, bu yolculuklardan nasıl kültürel, sanatsal ve düşünsel üretimler doğduğunu inceliyor. Uca da eserlerin önemli bir kısmının bizzat yolculuk sırasında üretildiğine dikkat çekiyor. Ona göre seyahat hem bir ilham kaynağı hem de bir üretim yöntemiydi.

Türkiye'den bakış

Türkiyeli izleyici için bu sergi, kendi geçmişine çoğunlukla başkalarının gözünden bakmak anlamına geliyor. Bugün okul kitaplarında, dergi kapaklarında ve kafe duvarlarında gördüğümüz İstanbul gravürlerinin büyük kısmı, Antoine Ignace Melling'in 1819 tarihli Voyage pittoresque de Constantinople et des rives du Bosphore adlı eseri gibi Avrupalı gezgin ve sanatçıların kitaplarından geliyor. Bu imgeler bir yandan değerli bir görsel arşiv oluşturuyor. Öte yandan merakın, önyargının ve egzotik olana duyulan ilginin izlerini de taşıyor. Sergide Ligozzi'nin temperasıyla Fenerci Mehmed'in kıyafet albümünün yan yana durması bu yüzden önemli. İki eser de benzer kalıplardan beslense de biri dışarıdan, diğeri içeriden bakıyor.

Unutmamak gerekir ki seyahat yazını yalnızca Batı'ya ait bir gelenek değil. Evliya Çelebi'nin on ciltlik Seyahatname'si, 17. yüzyılda Osmanlı coğrafyasını içeriden ve aynı merakla kayda geçirmişti. Bu açıdan sergi, izleyiciyi bir karşılaştırma yapmaya davet ediyor: Biz nasıl görüldük ve kendimizi nasıl anlattık? Pera Müzesi'nin oryantalist resim koleksiyonuyla birlikte düşünüldüğünde, İstanbul'daki müzelerin bu "bakış" meselesini giderek daha katmanlı biçimde ele aldığı söylenebilir. Gravür, harita ve kıyafet albümü gibi çoğaltılabilen imgeler, Türk görsel kültüründe bugün de baskı ve poster yoluyla dolaşıma girmeyi sürdürüyor. Ancak bu imgeleri asıl anlamlı kılan, bağlamlarıyla birlikte okunmaları.

İlgili Yazılar