Ana içeriğe geç

Mustafa Boğa'nın Martch Art Project sergisi: nakış ve halıda yeniden doğan aile imgeleri

Mustafa Boğa'nın Bu Baktığın Son Şey Olabilir başlıklı kişisel sergisi 24 Ekim'e kadar Martch Art Project'te. Sanatçı aile arşivinden ve eski defterlerinden aldığı imgeleri serbest nakışa, Anadolu halısına ve heykele taşıyor.

Erdem Kılıç4 dk okuma
Mustafa Boğa'nın Martch Art Project sergisi: nakış ve halıda yeniden doğan aile imgeleri (Görsel: Unlimited)
Mustafa Boğa'nın Martch Art Project sergisi: nakış ve halıda yeniden doğan aile imgeleri (Görsel: Unlimited)

Mustafa Boğa'nın Bu Baktığın Son Şey Olabilir başlıklı kişisel sergisi, 18 Eylül'den bu yana İstanbul'daki Martch Art Project'te izlenebiliyor ve 24 Ekim 2026'ya kadar açık. Sergi, Boğa'nın uzun süredir sürdürdüğü bir işi devam ettiriyor: aile fotoğraflarından, ev videolarından ve eski defterlerden aldığı imgeleri başka malzemelere, başka zamanlara taşıyor. Duvarlarda serbest nakış tekniğiyle üretilmiş işler var. Yerde özel olarak tasarlanmış bir Anadolu halısı duruyor. Bir de üst üste yığılmış oyuncak bebeklerden oluşan epoksi bir heykel.

Sinemadan nakışa uzanan bir yol

Boğa'nın imgeye bakışını anlamak için önce eğitimine bakmak gerekiyor. Adana doğumlu sanatçı Harran Üniversitesi'nde Radyo ve Televizyon, ardından İstanbul Üniversitesi'nde Gazetecilik okudu. Bir süre film prodüksiyonunda çalıştıktan sonra Londra'ya geçti. Greenwich Üniversitesi'nde görüntü yönetmenliği ve post-prodüksiyon üzerine yüksek lisans yaptı, ardından Central Saint Martins'te güzel sanatlar alanında ikinci bir yüksek lisans tamamladı. Bugün Londra ile Türkiye arasında yaşıyor ve üretiyor.

Bu sinema geçmişi işlerine de yansıyor. Unlimited'da sergiyle ilgili yazan Ceylan Önalp, Boğa'nın işlerini sinemadaki görüntü akışına benzetiyor: bir kare yanına gelen kareyle başka bir anlam kazanıyor, hatta ikinci görüntü bizi ilkine yeniden baktırıyor. Bunun somut bir örneği de var. Sanatçı 2025 Coventry Biennial için aile ev videolarından alınmış karelere dayanan serbest nakışlar üretmişti. Bu işlerde kalabalık aile kutlamalarının ortasında yakalanmış yalnızlık ve içe dönüş anları öne çıkıyordu.

Nakış ise Boğa'nın pratiğine görece geç girmiş bir teknik. Odunpazarı Modern Müze'nin pandemi döneminde yayımladığı OMM Studio söyleşisinde, 2020 Nisanı'nda kapanma günlerini dikiş makinesiyle yeni nakış teknikleri öğrenerek geçirdiğini anlatmıştı. Aynı söyleşide belirli bir tekniğe bağlı olmadığını, her projenin kendi pratiğini doğurduğunu söylüyordu. Sanatçının eserleri bugün Odunpazarı Modern Müze koleksiyonunda da yer alıyor.

Yüzeyden yüzeye geçen imgeler

Sergide yer alan What Remains, Elsewhere ve Now Here adlı üç nakış (2026, her biri 57 × 137 cm) yan yana duruyor. Başlıkları birlikte okununca kalan şeyi, başka bir yeri ve şimdiyi yan yana koyan bir zaman dizisi ortaya çıkıyor. Halı işi Untitled 2 (170 × 170 cm) ise sanatçının yıllar önce bir deftere çizdiği figürleri halının tekrar eden motifleri arasına yerleştiriyor. Arkasında asılı I Am Not Afraid to Be Alone in the Dark ise daha küçük ölçekli bir nakış.

Önalp metninde bu dönüşümü Aby Warburg'un "Nachleben" kavramıyla ilişkilendiriyor. Hamburglu sanat tarihçisi Warburg (1866-1929), imgelerin ve motiflerin çağlar boyunca nasıl hayatta kaldığını, nasıl biçim değiştirdiğini araştırmıştı. Hayatının son yıllarını adadığı Bilderatlas Mnemosyne projesinde, 63 pano üzerinde neredeyse bin görüntüyü bir araya getirmişti. Fotoğrafları, gazete kupürlerini, posta pullarını ve reklam broşürlerini yan yana koyarak antik imgelerin "ölümden sonraki hayatını" haritalamaya çalışmıştı. Boğa'nın aile fotoğrafları elbette Rönesans freskleri değil. Yine de bir görüntünün başka bir malzemede hem tanıdık hem yabancı olarak geri dönmesi, Warburg'un sorusunun kişisel ölçekte bir karşılığı gibi okunabilir.

Sanatçı söyleşide bunu şöyle anlatıyor: Arşivden bir görüntüyü alıp başka bir malzemeye aktarmak onu yeniden üretmekten çok, onunla yeniden karşılaşmak demek. Nakışa, kumaşa ya da halıya dönüşen fotoğrafın ait olduğu anla bağı biraz çözülüyor. Serginin başlığı da bu bakma eylemine işaret ediyor. Boğa'ya göre başlık yalnızca izleyicinin baktığı son görüntüyü değil, içinde bulunduğumuz anın geçiciliğini de anlatıyor. Parçalanmış bebek bedenlerinden oluşan heykelde de oluşma ve yok olma halinin aynı anda var olduğunu söylüyor.

Rezidanslardan geçen bir hafıza

Boğa son yıllarda pek çok konuk sanatçı programına katıldı: Şanghay'daki Swatch Art Peace Hotel, Norveç'te Air Kvitbrakka ve Danimarka'da Viborg Kunsthal Riddergade. Kişisel sergileri Adana'da Kun Art Space'ten Antalya'da Gülden Bostancı Galeri'ye (Displaced Memories, 2024) ve Şanghay'da Nan Ke Gallery'ye (For the Lives We Couldn't Hold On To, 2025) uzanıyor. Bahar Kızgut'un 2018'de kurduğu ve temsil ettiği sanatçılar arasında Boğa'nın da bulunduğu Martch Art Project ise sanatçının İstanbul'daki ana muhatabı.

Önalp'in yazıdaki tespiti bu coğrafi hareketlilik için de geçerli: hafıza pasaport kontrolünde bırakılmıyor. Coğrafya değişse de bazı imgeler ısrarla geri dönüyor. Sergi metnini ise Sinan Eren Erk kaleme almış.

Türkiye'den bakış

Boğa'nın işlerini Türkiyeli izleyici için özel kılan şey, kullandığı malzemelerin bu topraklarda zaten bir hafıza taşıyıcısı olması. Anadolu'da halı ve nakış uzun süre yalnızca süs eşyası olmadı. Çeyiz sandıklarında saklanan işlemeler, kuşaktan kuşağa geçen yorgan yüzleri ve kilimler, aileye dair bilgiyi yazıya dökülmeden aktaran birer belge gibi işledi. Bir halı motifi dokunduğu bölgeyi, bir işleme onu yapan elin kim olduğunu anlatabiliyordu. Boğa'nın defter çizimlerini Anadolu halısına taşıması, bu eski kayıt geleneğine kişisel bir arşiv eklemek gibi okunabilir.

Çağdaş sanatta bu malzemelere dönen tek isim de değil. Gülsün Karamustafa 1992 tarihli Mystic Transport'ta renkli yorganları tekerlekli metal kafeslere yerleştirerek göç ve ev kavramlarını sorgulamıştı. Boğa'nın yaklaşımı ise daha mahrem bir yerden konuşuyor: düğün ve cenaze çelenkleri, bayram toplanmaları, ev videoları. Bunlar pek çok ailenin albümünde benzerini bulabileceği sahneler. Stüdyo fotoğrafçılığının, VHS kasetlerin ve aile albümlerinin yavaş yavaş dijital klasörlere karıştığı bugün, o görüntüleri iğne ve iple saatlerce yeniden işlemek bir tür yavaşlama önerisi. Fotoğrafın bir anda yakaladığını elin emeğine ve zamanına teslim etmek, izleyiciyi kendi aile arşivine de daha dikkatli bakmaya çağırıyor.

İlgili Yazılar