Ana içeriğe geç

Mustafa Boğa'nın yeni sergisi: Nakış, neon ve aile arşivinden gelen bir uyarı

Mustafa Boğa, Martch Art Project'teki "Bu Baktığın Son Şey Olabilir" sergisinde serbest makine nakışını neon ve enstalasyonla bir araya getiriyor. Aile arşivine dayanan pratiği bu kez daha tedirgin bir tona bürünüyor. Sergi, insan olan ve olmayan hayatların kırılganlığını şefkat ve güven üzerinden düşünüyor.

Erdem Kılıç3 dk okuma
Mustafa Boğa'nın yeni sergisi: Nakış, neon ve aile arşivinden gelen bir uyarı (Görsel: Argonotlar)
Mustafa Boğa'nın yeni sergisi: Nakış, neon ve aile arşivinden gelen bir uyarı (Görsel: Argonotlar)

İstanbul Beyoğlu'ndaki Martch Art Project, Mustafa Boğa'nın "Bu Baktığın Son Şey Olabilir" başlıklı sergisine ev sahipliği yapıyor. Sergide neon işler, serbest makine nakışları ve enstalasyonlar yan yana duruyor. Argonotlar'da sergi üzerine yazan Hüseyin Gökçe, sanatçının burada "hiç olmadığı kadar tedirgin ve kötümser" bir yüzünü gösterdiğini söylüyor. Gökçe'ye göre sergi adındaki uyarı, ölümü hatırlatıp "her şeye son kez bak" diyen bir memento mori değil. Sergi "son" kavramına, şiddetle hayattan koparılmış ve yaşamla bağı baskıyla kesilmiş hayatlar üzerinden yaklaşıyor ve yıkıcı gerçekliklere karşı direnmenin yollarını arıyor.

Adana'dan Londra'ya uzanan bir pratik

Adana doğumlu Mustafa Boğa, bugün Londra ile Türkiye arasında yaşayıp çalışıyor. Sanata giden yolu dolambaçlı: Harran Üniversitesi'nde radyo ve televizyon, İstanbul Üniversitesi'nde gazetecilik okuduktan sonra bir süre film yapımında çalıştı. Ardından Londra'da Greenwich Üniversitesi'nde sinematografi ve post-prodüksiyon üzerine yüksek lisans, Central Saint Martins'te de MFA yaptı. Sinema eğitimi, işlerinin bugün hâlâ hareketli görüntüden beslenmesini açıklıyor.

Boğa, Documenta 14'e katıldı. Lizbon'daki ThirdBase ve Dakar'daki RAW Material Company gibi rezidans programlarında bulundu. Son yıllardaki sergileri arasında Gülden Bostancı Galeri'deki Displaced Memories (2024) ve Şanghay'daki Nan Ke Gallery'de açılan For the Lives We Couldn't Hold On To (2025) var. 2025'te Coventry Biennial'a katıldı. Eserleri Eskişehir'deki Odunpazarı Modern Müze koleksiyonunda yer alıyor. Martch Art Project, sanatçıyı 2026 baharında Artweeks Istanbul kapsamındaki "Project" programında da sergilemişti.

Ev videolarından nakış ipliğine

Sanatçı fotoğraf, video, performans ve enstalasyon arasında geziniyor ama son yıllarda en çok makine nakışıyla anılıyor. 2020'de OMM ile yaptığı bir söyleşide, pandemi döneminde dikiş makinesiyle karma nakış denemelerine yöneldiğini anlatmıştı. Bu dönemde aile portrelerinden yola çıkıp o hikâyeleri nakışla nasıl anlatabileceğini araştırdığını söylemişti. Aynı söyleşide belirli bir tekniğe bağlı olmadığını, "her projenin kendi pratiğini doğurduğunu" da vurgulamıştı.

O denemeler zamanla bir dile dönüştü. Coventry Biennial için hazırladığı seri, düğünlerin, partilerin ve aile kutlamalarının ev videolarından alınmış film karelerine dayanıyordu. Seri, kalabalık ve canlı aile ortamlarında yaşanan yalnızlık ve içe dönüş anlarını öne çıkarıyordu. 2023 tarihli Screenshots (Little Boy) da aynı yaklaşımın bir örneği. Gökçe'nin yazısı bu arşiv ilişkisinin bir başka katmanını da gösteriyor: Boğa, aile arşivinin yanı sıra bit pazarlarında bulduğu fotoğraflarla da çalışıyor. Çukurova'daki aile kutlamalarını kaydetmiş kameranın hafızası, sanatçı için hem toplumsalın kendini nasıl yeniden kurduğunu gösteren bir belge hem de queer bir bedenin kendini tanıma ve kurma sürecinde başvurduğu bir arşiv.

Son bakış kimin?

Yeni sergide bu arşiv duygusu daha karanlık bir zemine taşınıyor. Serbest nakışla üretilmiş İsimsiz başlıklı işlerin yanında I'm not afraid to be alone in the dark (2026) adlı bir neon iş de yer alıyor. Gökçe, sergiyi Jacques Rancière'in "duyulurun paylaşımı" kavramıyla okuyor. Bu okumaya göre işler tahakkümü yalnızca teşhis etmekle yetinmiyor, ona karşı yeni tutkular ve yakınlıklar kurmanın yollarını arıyor. Yazının başlığındaki "şefkat ve güvenle direnme" ifadesi de buradan geliyor: Boğa, dünyadaki olumsuzluklara dayanmanın yolunu güvene dayalı yakınlıklarda ve bir arada olmanın yarattığı hislerde arıyor.

Eleştirmen, sergi adındaki "son bakış" fikrini insan merkezli bakışın dışına da taşıyor. Sokaklardan toplanan köpeklerin, yaşadıkları sokaklara son bakışını ya da kesimhanelere götürülen hayvanların dünyaya son bakışını düşünmeye davet ediyor. Sergideki bazı imgeler bu okumayı destekliyor. Örneğin bir yorganın üzerinde, gergedana silah doğrultan bir insan figürü görülüyor. Böylece "bakan kim, bakılan ne" sorusu sergi boyunca açık kalıyor.

Türkiye'den bakış

Boğa'nın malzeme seçimi Türkiyeli izleyiciye yabancı gelmeyecek. Nakış, işleme ve yorgan, Anadolu'da uzun süre evin içinde, çoğunlukla kadın emeğiyle üretilen ve çeyiz sandıklarında kuşaktan kuşağa aktarılan nesnelerdi. Sanat tarihi ise bunları çoğu zaman "el işi" diye bir kenara itti. Boğa bu ev içi teknikleri alıp, aile hafızasının içinde görünmez kalmış queer bir deneyimi anlatmak için kullanıyor. Kaynakları da tanıdık: 1990'lardan bu yana pek çok ailenin dolabında duran düğün kasetleri, kına gecesi görüntüleri, sünnet törenleri. Bu kayıtlar normalde bir ailenin kendini nasıl görmek istediğini anlatan törensel belgelerdir. Nakışa aktarıldıklarında ise kalabalığın kenarında kalmış bakışları görünür kılıyorlar.

Sergi, Türkiye'nin güncel tartışmalarına da değiyor. 2024'te yapılan yasal düzenlemeyle birlikte sokak hayvanları meselesi kamuoyunda sert biçimde tartışılmaya başladı. Bu ortamda "son bakış" metaforu, yerli izleyici için soyut bir felsefi fikirden çok daha somut bir anlam taşıyor. Son yıllarda Türkiye'deki kurumlarda arşiv temelli sanat pratiklerine ilgi artıyor. Boğa'nın işleri de bu ilgiye kişisel ve kırılgan bir arşivle eşlik ediyor: aile albümünün kenarında kalmış olanlarla.

İlgili Yazılar