Ana içeriğe geç

Perili Köşk'te yeni hayaletler: Borusan Contemporary yapay zekâ çağında koleksiyonuna bakıyor

Borusan Contemporary'nin yeni koleksiyon sergisi Perili, Rumelihisarı'ndaki tarihi köşkün hayalet söylencesini algoritmaların ve verinin görünmez varlığıyla buluşturuyor. Küratör Kumru Eren, Kemal Önsoy'un erken dönem desenlerinden Memo Akten'in yapay zekâ işlerine uzanan seçkiyle insanın izini arıyor.

Erdem Kılıç4 dk okuma
Perili Köşk'te yeni hayaletler: Borusan Contemporary yapay zekâ çağında koleksiyonuna bakıyor (Görsel: Artdog Istanbul)
Perili Köşk'te yeni hayaletler: Borusan Contemporary yapay zekâ çağında koleksiyonuna bakıyor (Görsel: Artdog Istanbul)

Borusan Contemporary'nin 19 Eylül 2026'da açılan ve 15 Ağustos 2027'ye kadar sürecek koleksiyon sergisi Perili | Haunted, adını içinde kurulduğu binadan alıyor. Rumelihisarı'ndaki Yusuf Ziya Paşa Köşkü, İstanbullulara uzun zamandır Perili Köşk olarak tanıdık geliyor. Bu kez köşkü “ele geçirenler” ise geçmişin ruhları değil, yapay zekâ, algoritmalar ve veri teknolojileri. Kurumun direktörü ve serginin küratörü Dr. Kumru Eren, Artdog Istanbul'a verdiği söyleşide hem koleksiyona hem de mekâna nasıl yeniden baktıklarını anlatıyor.

Yarım kalmış bir köşkün söylencesi

Serginin çıkış noktasını anlamak için binanın hikâyesine dönmek gerekiyor. Mısır Hıdivi Abbas Hilmi Paşa'nın başdanışmanı Yusuf Ziya Paşa için 1910'larda inşasına başlanan köşkün yapımı, 1914'te Birinci Dünya Savaşı patlak verip işçiler askere alınınca durdu. Uzun yıllar tamamlanmamış halde kalan üst katlar, çevrede binanın perili olduğu söylencesini doğurdu. Köşk 1990'larda el değiştirdi, mimar Hakan Kıran'ın 1995-2000 arasındaki restorasyonunun ardından Borusan Holding'in merkezi oldu. 2011'de Borusan Kocabıyık Vakfı bünyesinde açılan Borusan Contemporary ise hafta içi ofis olarak çalışan binayı sanatla paylaşan hibrit bir model kurdu.

Eren, sergiyi başka bir binada yapsalardı aynı düşünsel katmanları yakalayamayacaklarını söylüyor. Kavramsal çerçevede Jacques Derrida'nın 1993 tarihli Spectres de Marx'ta ortaya attığı hauntology (hantoloji) kavramına başvurulmuş. Eren'in aktardığı biçimiyle, hayaletin yalnızca geri dönen değil, henüz gelmemiş olan şey olarak tanımlanması, bugünün yapay zekâ teknolojisinin tekinsizliğiyle örtüşüyor. Söyleşinin önemli bir ayrıntısı da mekân kullanımındaki değişiklik: Koleksiyon sergileri genellikle ofis ve köşkün ortak alanlarında sunulurken, Perili bu kez galeri alanlarına yayılan, mekânı yeniden yorumlayan bütüncül bir deneyim olarak kurgulanmış.

Desenden algoritmaya: seçkinin omurgası

Borusan Çağdaş Sanat Koleksiyonu 1990'larda modern sanat ağırlıklı olarak oluşturulmaya başlandı, 2000'lerden itibaren uluslararası sanatçıların katılımıyla yeni medya sanatına yöneldi. Bugün 800'ü aşan eserden oluşan koleksiyondan yapılan seçkide şu isimler yer alıyor:

  • Rafael Lozano-Hemmer: izleyicinin varlığına tepki veren Flatsun ve Wavefunction gibi yerleştirmeler
  • Memo Akten: Waves 2.0: Terra (2023)
  • teamLab: Universe of Water Particles (2013)
  • Quayola: resimsel ve algoritmik imgeyi buluşturan Evening Effects
  • Zimoun, DRIFT, Marco Brambilla, Daniel Canogar ve Kemal Önsoy

Serginin en dikkat çekici kararı, bu yoğun teknolojik seçkinin kâğıt üzerine desenle açılması. Eren, Kemal Önsoy'un 1979-1984 arasına, sanatçının Akademi yıllarına uzanan desenlerinin koleksiyonun en eski parçaları arasında olduğunu belirtiyor. 1954 Eğirdir doğumlu Önsoy, İstanbul Devlet Güzel Sanatlar Akademisi'nde Ergin İnan atölyesinden mezun oldu. Sonraki yıllarda İstanbul Bienali'nin 4. ve 7. edisyonlarında yer aldı. Olgunluk dönemi resimleri, yerleşimlerin üst üste binen katmanlarını bir arkeolog titizliğiyle tek yüzeyde toplamasıyla bilinir. Eren'e göre bu desenlerde figürler silinip bozulsa da geride bıraktıkları izlerle varlığını sürdürüyor. Küratörün ifadesiyle amaç, “insan sonrasını konuştuğumuz bir dünyanın estetik önermeleri içinde yine insanı aramak” ve hiçbir medyumu kahramanlaştırmamak.

Yapay zekânın görme biçimi

Yolculuğun öbür ucunda, koleksiyonun yeni alımlarından Memo Akten'in Waves 2.0: Terra video yerleştirmesi bulunuyor. Londra merkezli sanatçı, araştırmacı ve bilgisayar bilimci Akten, Goldsmiths'te derin sinir ağları üzerine doktora yaptı ve Prix Ars Electronica Golden Nica ödülünü kazandı. Uzun soluklu Waves serisi, okyanus dalgalarından ses dalgalarına, toplumsal dalgalardan jeolojik zamanda kıvrılan yerkabuğuna uzanan bir tema etrafında dönüyor. Farklı yapay zekâ teknikleriyle üretilen bu işler doğa imgelerini yeniden kurarken makinenin dünyayı nasıl “gördüğünü” de açığa çıkarıyor. Eren, işin ikinci kat galeride geniş bir mekânsal çerçeveye yerleştirildiğini aktarıyor.

Aynı dönemde kurumda Olivo Barbieri'nin Türkiye'deki ilk kişisel sergisi Time Space Geometry de izlenebiliyor.

Türkiye'den bakış

Perili, Türkiyeli izleyiciye tanıdık bir gerilimi hatırlatıyor: İstanbul, katmanların birbirini silmeden üst üste bindiği bir şehir. Önsoy'un resimlerindeki palimpsest mantığı, yani yeni yapının eskisini tamamen yok etmeden üzerine kurulması, bu şehirde gündelik bir deneyim. Serginin bu yerli sezgiyi yapay zekâ tartışmasına bağlaması anlamlı, çünkü üretken modeller de ne kadar yeni görünürse görünsün eğitildikleri geçmiş imgelerin hayaletleriyle çalışıyor. Önsoy'un silinmiş figürleriyle Akten'in sentetik manzaraları arasındaki köprü, eskiyle yeninin karşıtlık olmadığını gösteriyor.

Mekân seçimi de yerel bağlamda ayrı bir ağırlık taşıyor. Türkiye'de modern ve çağdaş sanat koleksiyonculuğu büyük ölçüde özel sektör kurumları ve vakıflar eliyle gelişti. Ofis ile müzeyi aynı çatı altında birleştiren Borusan modeli bu tablonun özgün örneklerinden biri. Ayrıca yeni medya sanatının Türkiye'de geniş kitlelere ulaşması görece yakın bir dönemin işi. Uzun yıllar boyunca dijital sanat izleyici gözünde çoğu zaman gösteri ya da teknoloji fuarı estetiğiyle ilişkilendirildi. Bu yüzden seçkiyi bir desenle açmak ve hiçbir medyumu yüceltmemek, yerli izleyicinin dijital sanatı çağdaş sanat tarihinin doğal bir devamı olarak okumasına yardımcı olabilecek bir tercih. Bir halk söylencesinin kavramsal bir sergiye dönüşmesi de yerel belleğin çağdaş sanatta nasıl verimli biçimde kullanılabileceğine iyi bir örnek.

İlgili Yazılar