Ana içeriğe geç

Karaköy'ün eski banka kasasında tekno-ritüel: Kasa Galeri'de "Symbolic Vault"

Sabancı Üniversitesi Kasa Galeri'de 24 Ekim'e kadar açık olan "Symbolic Vault", Rebecca Najdowski, Paulo Arraiano ve Ecem Dilan Köse'yi bir araya getiriyor. Sergi, bir zamanlar değerin korunduğu kasayı ekoloji, teknoloji ve kadim bilgi üzerine düşünülen üç odalı bir ritüel alanına çeviriyor.

Erdem Kılıç4 dk okuma
Karaköy'ün eski banka kasasında tekno-ritüel: Kasa Galeri'de "Symbolic Vault" (Görsel: Argonotlar)
Karaköy'ün eski banka kasasında tekno-ritüel: Kasa Galeri'de "Symbolic Vault" (Görsel: Argonotlar)

Karaköy'deki Bankalar Caddesi'nin girişinde, mavi çinili yuvarlak cephesiyle Galata Köprüsü'ne bakan Minerva Han'ın bodrumunda bugün ağır çelik kapıların ardında para ya da tahvil saklanmıyor. Sabancı Üniversitesi'ne bağlı Kasa Galeri'de 24 Ekim'e kadar görülebilecek grup sergisi "Symbolic Vault", mekânın banka kasası geçmişini doğrudan konu ediniyor. Rebecca Najdowski, Paulo Arraiano ve Ecem Dilan Köse'nin işleri, bir zamanlar değer biriktirmek için tasarlanmış üç odayı ekoloji, teknoloji ve kadim bilgi üzerine kurulmuş bir yolculuğa dönüştürüyor.

Argonotlar'da sergiyi değerlendiren İpek Yeğinsü, bu yolculuğu "üç aşamalı bir tekno-ritüel" olarak tanımlıyor. Yazara göre kapitalizmin "kutsal emanetlerinin" yerini fiziksel ve dijitalin iç içe geçtiği, "fijital" denebilecek bir doku alıyor ve bu doku izleyicide törensel bir deneyim beklentisi uyandırıyor.

Kasanın kendi hikâyesi

Serginin metaforu, mekânın tarihinden ayrı düşünülemez. Galerinin kendi kaynaklarına göre Minerva Han'ın 1911-1913 yılları arasında Atina Bankası için, mimar Basile Couremenos tarafından inşa edildiği düşünülüyor. Bina, Osmanlı'nın son döneminde imparatorluğun finans merkezi olan Karaköy-Galata hattının tam ortasında yer alıyor. Sabancı Üniversitesi ilk faaliyetlerine 1998'de bu binada başladı. Bodrumdaki özgün kasa ise Nisan 1999'da "Winds to the Future" başlıklı sergi dizisiyle sanat mekânı olarak açıldı.

Galeri 2010'a kadar Erdağ Aksel ve Selim Birsel'in küratörlüğünde yürüdü. 2011'den itibaren Lanfranco Aceti'nin küratöryel yönlendirmesiyle yeni medya ve sanat-teknoloji ilişkisine belirgin biçimde yöneldi. Bu dönemde Goldsmiths, FACT ve MIT Press gibi uluslararası ortaklarla ortak projeler yürütüldü. "Symbolic Vault" da bu çizginin devamı olarak okunabilir: teknolojiyi bir araç olmaktan çok düşünme nesnesi olarak ele alan, mekânın hafızasını işin parçası yapan bir sergi.

Üç oda, üç kozmoloji

İlk odada izleyiciyi Rebecca Najdowski karşılıyor. ABD doğumlu ve Avustralya'da yaşayan, Melbourne Üniversitesi'nde doktorasını tamamlamış sanatçı, uzun süredir görüntü teknolojileri ile ekolojik kriz arasındaki ilişkiyi araştırıyor. Kasa'daki yerleştirme, Wavelength adlı tekstil baskısı ve Another Nature adlı videodan oluşuyor. Najdowski'nin bilinen projesi Wavelength: Frequencies of Wildfire, Avustralya'yı 2019-2020'de saran "kara yaz" yangınlarından iki yıl sonra bölgeye dönüp çıplak gözün göremediği dalga boylarını kaydedebilen kameralarla çekilmişti. Proje 2023'te Hollanda'da Noorderlicht Uluslararası Fotoğraf Festivali kapsamında da gösterilmişti. Yeğinsü'ye göre dar alanda akışkan imgeler arasında yol arayan izleyici, kendini yangından kaçmaya çalışan bir orman hayvanı gibi hissediyor.

İkinci oda bir tür "pastiş şapel". 1977 Cascais doğumlu Portekizli sanatçı Paulo Arraiano, grafik tasarım ve illüstrasyondan görsel sanatlara geçmiş bir isim. Azor Adaları'nda iklim değişikliği, biyosfer, antroposen ve transhümanizm üzerine çalışan sanat laboratuvarı ve rezidans programı Re_act contemporary'nin de kurucularından. Sergideki Signal from the Calabash, Batı Afrika kökenli, su kabağından yapılan udu çalgısını bir bilgi depolama teknolojisi, hatta bir "kasa" olarak yorumluyor. Şapelin ikonası gibi yerleştirilen Postfossil ise Anadolu ve Mezopotamya'dan üç arkeolojik formu birleştiriyor. Karşısındaki Within the Breath of Oyá videosunda duyulan "Adalar başka bir şeye dönüşüyor. Toprak parçası değil; aralık" cümlesi, sanatçının ada merkezli pratiğiyle birlikte okunduğunda ayrı bir anlam kazanıyor.

Son oda, steril bir laboratuvar havası taşıyor. 1990 Ankara doğumlu, Bilkent Üniversitesi İç Mimarlık ve Çevre Tasarımı mezunu Ecem Dilan Köse, organik dokular ile dijital veri arasındaki benzerlikler üzerine kurduğu pratiğiyle tanınıyor. Kodla üretilen süreçleri, yapay zekâ tabanlı uygulamaları ve geleneksel heykeli bir arada kullanan sanatçı, Kasa'da pamuk ve reçineden heykellerle Anthrostrata videosunu gösteriyor. Videoda kemik ile harç, omurga ile sütun aynı maddesel döngünün parçalarına dönüşüyor.

Değeri sabitlemek mi, akışa bırakmak mı?

Yeğinsü'nün okumasına göre serginin asıl önemi, kasanın bir zamanlar koruduğu değerler sistemini ters yüz etmesinde yatıyor. Değeri sabitleyip kilit altında tutma arzusunun karşısına döngüsellik ve akış fikri konuluyor. Bu yaklaşım, son yıllarda uluslararası sanat ortamında sıkça tartışılan antroposen, ekolojik zaman ve yerli bilgi sistemleri gibi başlıklarla da örtüşüyor. Sergiyi kendi bağlamında farklı kılan şey ise bu tartışmayı soyut bir beyaz küpte değil, doğrudan sermayenin fiziksel kalıntısı olan bir mekânda yürütmesi.

Türkiye'den bakış

"Symbolic Vault" Türkiyeli izleyici için yalnızca bir yeni medya sergisi değil, aynı zamanda bir kent okuması fırsatı. Bankalar Caddesi, Osmanlı'nın son yüzyılında Rum, Ermeni, Levanten ve Avrupalı sermayenin yoğunlaştığı, imparatorluğun dünya ekonomisine eklemlendiği bir hattı. Bugün aynı caddede eski Osmanlı Bankası binasında SALT Galata'nın, eski Atina Bankası binasında Kasa Galeri'nin bulunması, bu finans mimarisinin kültür mekânlarına dönüşümünün somut örnekleri. İstanbul'da banka binalarının, hanların ve depoların sanat alanına çevrilmesi artık yerleşik bir model; ancak bu dönüşüm çoğu zaman mekânın geçmişini bir dekor olarak kullanmakla yetiniyor. Kasa Galeri'deki sergi, bu geçmişi işin içeriğine taşıyarak daha cesur bir yol izliyor.

Sergideki Anadolu ve Mezopotamya referansları da yerli izleyiciye tanıdık bir kapı açıyor. Su kabağının bir kap, bir hazne olarak kullanımı Anadolu'nun kırsal belleğinde de yer etmiş bir pratik. Arraiano'nun bu nesneyi "bilgi kasası" olarak okuması, gündelik nesnelerimizin taşıdığı bilgiye yeniden bakmaya davet ediyor. Köse'nin varlığı ise Türkiye'de son on yılda hızla büyüyen dijital ve yeni medya sanatı sahnesinin, ekoloji gibi evrensel sorularla uluslararası isimlerle aynı masada kurduğu diyaloğun bir göstergesi. Teknolojiyi gösteriden çok düşünme aracı olarak kullanan bu tür sergiler, yerel sahnenin olgunlaşmasına işaret ediyor.

İlgili Yazılar