Ana içeriğe geç

Sanat Dünyamız Günleri "Çatlak Koza" ile rutinin ve tekrarın izini sürüyor

Yapı Kredi Kültür Sanat Loca'da 8-11 Ekim'de düzenlenen 4. Sanat Dünyamız Günleri, "Çatlak Koza" başlığıyla gündelik rutinleri sorguladı. Programın merkezinde Burak Ata'nın kişisel sergisi vardı.

Erdem Kılıç4 dk okuma
Sanat Dünyamız Günleri "Çatlak Koza" ile rutinin ve tekrarın izini sürüyor (Görsel: Argonotlar)
Sanat Dünyamız Günleri "Çatlak Koza" ile rutinin ve tekrarın izini sürüyor (Görsel: Argonotlar)

Türkiye'nin en uzun soluklu sanat yayınlarından Sanat Dünyamız, her yıl dergi sayfalarının dışına çıkıp izleyiciyle bir mekânda buluşuyor. Bu yılki buluşma 4. Sanat Dünyamız Günleri adını taşıyordu ve 8-11 Ekim 2026 tarihlerinde Yapı Kredi Kültür Sanat'ın Loca salonunda yapıldı. Başlığı "Çatlak Koza" olan program sergiyi, performansları, atölyeleri ve konuşmaları bir araya getirdi. Programı derginin editörü Fisun Yalçınkaya ile Yapı Kredi Kültür Sanat Yayıncılık Etkinlikler Yöneticisi Ahsen Erdoğan hazırladı.

Kozanın çatlağından bakmak

"Çatlak Koza" başlığı basit bir soruyla yola çıkıyor: Her gün kendimize ördüğümüz rutinler, alışkanlıklar ve tekrarlar bizi koruyan bir koza mı, yoksa kırılmayı bekleyen bir kabuk mu? Program metni kozaların, yuvaların ve düzenlerin kırılmaya hazır yapısını konu ediniyor. Rutinlerin işe yaradığı ve yaramadığı durumları, tekrarın gücünü ve "dayanıklı kasların inşasını" tartışmaya açıyor. Bu çerçevede oyun, birlikte öğrenmek ve bir arada olmayı pratik etmek öne çıkan başlıklardı.

Yayımlanan programa göre dört gün boyunca şu etkinlikler vardı:

  • Vardal Caniş'in yürüttüğü "Bu Bir Sanat Dünyamız Değildir" atölyesi. Katılımcılar burada fanzin hazırlayıp fotokopiyle çoğalttı.
  • Burak Delier ve Şive Neşe Baydar'ın katıldığı "Hop Oturup Hop Kalkmak: Sanat ve Tekrar" söyleşisi.
  • İris Ergül'ün "Dön Dolaş" ve Şafak Şule Kemancı'nın "Kendi Kozam" atölyeleri. İlki heykel, ikincisi kumaş ve iplik üzerine kuruluydu.
  • Yağmur Yıldırım'ın kentsel mekânlarda bir arada olma pratikleri üzerine konuşması.
  • İris Ergül ile Gerda Berna Örter'in "Can Suyu" performansı, Merve Morkoç'un "Ölçülebilir Aşağılanma" performansı ve Burak Ata'nın "Cam Ralli" performansı.
  • Program, Mine Söyler'in "Tekrarlar Arasında Oyuna Yer Açmak" başlıklı konuşmasıyla kapandı.

Burak Ata: gündelik olanın direnişi

Program 8 Ekim akşamı Burak Ata'nın "En Olağan Hislerimi Şeyleştirdiğimde Olanlar" adlı kişisel sergisiyle açıldı. Aynı akşam sanatçı, moderatörlüğünü Fisun Yalçınkaya'nın yaptığı bir konuşmayla izleyiciyle buluştu. Ata 1989'da İstanbul'da doğdu. Mimar Sinan Üniversitesi Resim Bölümü'nü bitirdi, 2010'da da altı ay Bologna Güzel Sanatlar Akademisi'nde resim eğitimi aldı. Bugün üretimini Berlin'deki atölyesinde sürdürüyor.

Sergide yer alan eserlerin büyük kısmı ilk kez bir arada gösterildi. Yalçınkaya'nın sergi metni neredeyse bir düzyazı şiir gibi ilerliyor. Metinde kaktüsler, raketler, ikili oyunlar, köprüler, rengi bir türlü hatırlanmayan bir grip hapı ve altından bin kere geçilen bir balkon sıralanıyor. Metin, küçük dairelerde ve şehirde yaşayıp "kendi rutinlerimizin gece gündüz nöbetinde" olan insanları anlatıyor. Raket tutuşunu tarif eden kapanış cümlesi de serginin özünü özetliyor: Bir imgenin başında ısrarla beklemek ve onun nasıl değiştiğini izlemek.

Sanatçının biyografisi bu ilgiyi daha geniş bir pratiğe bağlıyor. Ata otobiyografik dönüşümleri malzeme olarak kullanıyor. Resmi bazen yoğun ve kesin bir önermenin aracı olarak, bazen de hafif ve geçirgen bir "sesli düşünme" alanı olarak ele alıyor. Mekânın katı geometrisiyle yerçekimsiz nesneleri karşı karşıya getiriyor. Resmin yanında yerleştirme ve oyun da onun kullandığı araçlar arasında. Son dönem sergileri bu çizgiyi takip etmeyi kolaylaştırıyor. 2025'te Pilot Galeri'deki "Yerçekimli Karanfil" karma sergisinde Ece Ağırtmış, Eymen Aktel, Melih Çebi, Hazal Özgür ve Ecem Yüksel ile birlikte yer aldı. Bu sergi, bir kuşağın ortak hislerini görünür kılma iddiasıyla kurulmuştu. 2023'te KENDİ Koleksiyonu'ndaki "Oyun Serbest!" sergisine katıldı. Aynı yıl Martch Art Project'te Ulya Soley küratörlüğünde "Ateşi Yaktık Denizi İçtik" adlı kişisel sergisini açtı. Programdaki "Cam Ralli" performansı da sanatçının oyunu bir sanat aracı olarak kullanma ilgisinin canlı bir örneğiydi.

Elli yılı aşkın bir derginin buluşma alanı

Sanat Dünyamız 1974'ten beri yayımlanıyor ve 2024'te 50. yaşını kutladı. Yapı Kredi Kültür Sanat o yıl bu vesileyle film günleri, atölyeler ve buluşmalar düzenledi. Derginin yarım asırlık geçmişi farklı dönemlerden oluşuyor. 1970'lerde geleneksel sanatlara ve mimariye ağırlık veren, Türkçe ve İngilizce yayımlanan bir yayındı. 1990'larda siyah kapaklarıyla güncel sanat tartışmalarına yöneldi. 2000'lerden 2024'e kadar Mine Haydaroğlu'nun uzun editörlüğünde güncel sanatı izleyen bir arşive dönüştü. 2025'te Fisun Yalçınkaya yönetiminde yeni bir döneme girdi. Dergi iki ayda bir yerine üç ayda bir yayımlanmaya başladı ve İlknur Efe'nin tasarladığı kitap formatına geçti. Okur şu sıralar derginin 210. sayısı olan Güz sayısını bulabiliyor. Sanat Dünyamız Günleri de bu yeni dönemin, derginin dosya konularını fiziksel bir deneyime çevirme çabası olarak okunabilir.

Türkiye'den bakış

"Çatlak Koza" temasının Türkiyeli izleyicide ayrıca karşılık bulmasının nedeni, rutinin burada çoğu zaman bir seçim değil, bir hayatta kalma biçimi olması. Yüksek kiralar, küçülen daireler ve uzayan yol saatleri büyük şehirde gündeliği giderek daha sıkı bir düzene sokuyor. Sergi metnindeki "küçük dairelerde ve şehirde" ifadesi bu yüzden soyut bir imge olarak kalmıyor, pek çok okurun kendi hayatından tanıdığı bir sahneye dönüşüyor. Burak Ata'nın İstanbul'da yetişip Berlin'de üretmesi de son yıllarda yurt dışına taşınan genç sanatçı kuşağının ortak deneyimine dair bir ipucu veriyor. Aidiyet ve uzaklık bu kuşağın imgelerinde sıkça karşımıza çıkıyor.

Programdaki fotokopi fanzin atölyesinin ayrı bir önemi var. Fotokopiyle çoğaltılan küçük yayınlar, Türkiye'de de müzik, çizgi roman ve alternatif kültür çevrelerinde uzun süre bağımsız ifadenin en ucuz ve en erişilebilir yolu oldu. Elli yılı aşkın, kurumsal destekli bir derginin kendi adını tersine çeviren bir başlıkla izleyiciyi fanzin yapmaya davet etmesi, matbu kültürün iki ucunu aynı masada buluşturuyor. Gündelik nesneye uzun uzun bakmak, tekrarın içinde küçük farkları aramak ve kâğıdı elle çoğaltmak, baskı kültürüyle ilgilenen herkes için tanıdık bir dikkat biçimi. Bu yönüyle program, çabuk tüketilen görsel bir çağda imgeyle yavaş ve ısrarlı bir ilişki kurmanın hâlâ mümkün olduğunu hatırlatıyor.

İlgili Yazılar