Ana içeriğe geç

Van'da "Bize Musallat Olan": 25 sanatçı, bizi kuran imgelerin peşinde

Uğurcan Kaçmaz'ın küratörlüğündeki "Bize Musallat Olan", 10 Ekim-17 Kasım arasında Van'daki Tariria Kültür Sanat ve Gastronomi Merkezi'nde. Sergi, 25 sanatçının yapıtlarıyla insanın kendi ürettiği anlamlarla kurduğu ilişkiyi sorguluyor.

Erdem Kılıç4 dk okuma
Van'da "Bize Musallat Olan": 25 sanatçı, bizi kuran imgelerin peşinde (Görsel: Artdog Istanbul)
Van'da "Bize Musallat Olan": 25 sanatçı, bizi kuran imgelerin peşinde (Görsel: Artdog Istanbul)

Van'daki Tariria Kültür Sanat ve Gastronomi Merkezi, 10 Ekim ile 17 Kasım arasında Uğurcan Kaçmaz'ın küratörlüğünü yaptığı "Bize Musallat Olan" sergisini ağırlıyor. EkinYolu İnşaat'ın desteklediği sergi, farklı disiplinlerden 25 sanatçının işlerini bir araya getiriyor: Agit Işıklı, Ayşe Durak, Bahar Uygurlu, Büşra Karataş, Elif Araz, Elif Özgül, Elvan Işık, Enes Taş, Esma Sarp, Esmanur Özöner, Evin Kaya, Fatma Nur Ertutar, Fırat Kaya, Figen Akbağ, Gizem Bozkurt, Haydar Lale, İlkan Çoban, Kübra Kaçar, Okan Eltürk, Rojbin Gür, Servet Pişken, Suzan Gülaç, Zeynep Şeker, Şeyma Biner ve Yusuf Han.

Sergi tek bir soru üzerine kurulu: İnsan dünyayı anlamlandırırken bir noktadan sonra kendi ürettiği anlamların içinde mi yaşamaya başlıyor?

Hayalet değil, içselleşmiş kuvvetler

Başlıktaki "musallat" sözcüğü bir hayalete ya da geçmişten dönen bir varlığa işaret etmiyor. Küratöryal metne göre sözcük, insanın içinde yaşamayı sürdüren ve zamanla davranışlarını, arzularını, dünyayı algılayışını belirleyen kuvvetleri anlatıyor. İçinde doğulan dil, kültür, inançlar ve idealler, bir süre sonra dışarıdan gelen bir otorite olmaktan çıkıyor ve kişinin kendi üzerinde uyguladığı bir düzene dönüşüyor.

Sergi bu düşünceyi sanatın kendi tarihine de taşıyor. Sanatçı da kendinden önce üretilmiş imgelerin, biçimlerin ve estetik kabullerin içinden üretiyor. Miras hem zemin hem sınır. Bu yüzden yeni bir şey üretmek, sergi metninin ifadesiyle, her zaman geçmişi geride bırakmak anlamına gelmiyor: bazen var olanın içindeki ilişkileri değiştirmekle mümkün oluyor.

Sergide öne çıkan işlerden bazıları bu gerilimi farklı yollarla ele alıyor:

  • Agit Işıklı'nın karışık teknikle ürettiği 150 × 200 cm'lik Face to Face: The Bull (2026)
  • Esmanur Özöner'in linolyum baskısı Zihnin Mavi Okyanusu (2022)
  • Figen Akbağ'ın keten kumaş üzerine sökme ve eksiltme tekniğiyle çalıştığı İçimde Kalan (2026)
  • Zeynep Şeker'in kağıt üzerine yağlı boya, 90 × 200 cm boyutlarındaki Beyaz Yüzey (2025)
  • Yusuf Han'ın İsimsizler No 24 (2026)

Küratöryal kurgu bu işleri tek bir anlatıya göre sıralamıyor. Amaç, yapıtların kendi bağlamlarını korurken karşılaşmalara, gerilimlere ve beklenmedik yakınlıklara alan açmak.

Raimund Abraham'ın "Unbuilt" düşüncesi ve dokuz panel

Serginin mekân tasarımı, Avusturyalı mimar Raimund Abraham'ın "Unbuilt" düşüncesinden yola çıkıyor. 1933'te Tirol'deki Lienz'de doğan Abraham, 1964'te ABD'ye göç etti. Önce Rhode Island School of Design'da, 1971'den sonra New York'ta Cooper Union'da ders verdi ve 2010'da bir trafik kazasında hayatını kaybetti. Kariyeri, inşa ettiği az sayıdaki yapıdan çok çizimlerle ifade ettiği düşüncesiyle tanınır. Abraham'a göre mimari çizim, inşa edilmiş yapıya bağlı bir ara aşama değil, kendi özerk gerçekliği olan bir ifade biçimiydi. Bina yapmanın doğanın bütünlüğünü zorunlu olarak bozduğuna inanıyor, inşanın bu sonuçların bilinciyle yapılması gerektiğini savunuyordu. Toplu işlerini derleyen [UN]BUILT monografisi de "hayali mimari", "projeler" ve "gerçekleşenler" olarak üç bölümden oluşuyor.

Tariria'daki sergide bu fikir dokuz bağımsız panele dönüşüyor. Paneller galeriyi kesin sınırlarla bölmüyor. Görüş alanını kesiyor, yönü değiştiriyor ve izleyicinin mekânla ilişkisini sürekli yeniden kuruyor. Böylece mekân nötr bir fon olmaktan çıkıyor, bakış ve hareket serginin parçası hâline geliyor. İzleyicinin sergide izlediği yol da anlamın oluşumuna katılıyor.

Abraham'ın fikirleriyle serginin teması arasındaki bağ dikkat çekici. Abraham için çizim, yapılmamış olanın da gerçek olabileceğini gösteriyordu. "Bize Musallat Olan" ise görünmeyen, ama davranışlarımızı biçimlendiren yapılara odaklanıyor. İki durumda da kurulmamış olan, kurulmuş olan kadar etkili.

Van'da bir sanat merkezi

Serginin yeri de içerik kadar önemli. Tariria, Homage Hospitality'nin kurucusu Bekir Kaya'nın doğup büyüdüğü Van'da kurduğu bir kültür, sanat ve gastronomi merkezi. Basına yansıyan bilgilere göre merkez, bölgenin binlerce yıllık kültürel ve mitolojik mirasını çağdaş sanat ve gastronomi aracılığıyla yaşatmayı hedefliyor. Merkezin adı, Urartu yazıtlarından tanınan Tariria'yı çağrıştırıyor. Kral Menua'nın Van yakınlarındaki Menua (Şamran) Kanalı boyunca kurduğu bağla ilişkilendirilen Tariria'nın adı, Kadem Bastı'daki çivi yazılı bir yazıtta "Tariria'nın bağı" olarak geçiyor. Araştırmacılar Tariria'nın kralın eşi mi kızı mı olduğunu kesin olarak belirleyemese de yazıt, Van'ın en bilinen Urartu belgelerinden biri.

Miras ile üretim arasındaki ilişkiyi sorgulayan bir serginin, adını üç bin yıllık bir yazıttan alan bir mekânda açılması bu açıdan anlamlı bir rastlantı.

Türkiye'den bakış

Türkiye'de çağdaş sanatın gündemi uzun süre İstanbul merkezli oldu. Büyük galeriler, fuarlar ve bienal İstanbul'da toplandı; Anadolu kentlerindeki üretim çoğunlukla üniversitelerin güzel sanatlar fakültelerine ya da belediye salonlarına sıkıştı. Son yıllarda Mardin Bienali gibi girişimler bu haritayı genişletmeye başladı. Van'da 25 sanatçıyı aynı kavramsal çerçevede bir araya getiren, mimari düşünceyle kurgulanmış bir sergi de bu genişlemenin parçası olarak okunabilir.

Serginin sorusu Türkiyeli okura yabancı değil. Gelenekle modernlik arasındaki gerilim, Cumhuriyet döneminden bu yana Türk resminin temel tartışmalarından biri oldu. Kuşaklar boyu sanatçılar, "yerli" ile "Batılı" arasında bir sentez arayışını kendi miraslarının içinden yürüttü. "Bize Musallat Olan" bu tartışmayı bir kimlik meselesi olarak değil, her bireyin kendi içselleştirdiği değerlerle kurduğu ilişki olarak yeniden düşünmeyi öneriyor.

Sergideki teknik çeşitlilik de yerel bağlamla konuşuyor. Figen Akbağ'ın kumaşı söküp eksilterek çalışması, Doğu Anadolu'nun güçlü dokuma ve kilim kültürünü akla getiriyor: burada miras, ilmek ilmek çözülerek yeniden kuruluyor. Linolyum baskı gibi çoğaltılabilir teknikler ise imgenin kime ait olduğu sorusunu açıyor. Van gibi katmanlı bir tarihi olan bir kentte bu sorular sanat tarihi kadar gündelik hayatla da ilgili.

İlgili Yazılar