Canavarların Vaatleri: Hara'da canavarı yeniden düşünen bir sergi
Ezgi Hamzaçebi'nin ilk küratörlük işi olan Canavarların Vaatleri, canavarı bir tehdit değil sınıflandırmaya direnen bir eşik figürü olarak ele alan on sanatçıyı Hara'da buluşturuyor.

İstanbul'un kuzey çeperindeki Uskumruköy'de, ormana yaslanmış bir sanat mekanında canavarlar geziniyor. Sanatçı Canan Bozbağ'ın 2022'de kurduğu Hara, bu yıl küratör ve akademisyen Ezgi Hamzaçebi'nin ilk küratörlük deneyimi olan "Canavarların Vaatleri"ne ev sahipliği yapıyor. 1 Mart 2026'da açılan ve süresi 28 Şubat 2027'ye uzatılan sergi, "canavar" sayılan insan ve insan olmayan bedenlerin temsilini araştıran on sanatçıyı bir araya getiriyor.
Bir doktora tezinden sergiye
Hamzaçebi'nin kavramsal çerçevesi, 2024'te Boğaziçi Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı bölümünde tamamladığı doktora tezine dayanıyor: "Canavarların Vaatleri: Türkçe Feminist Spekülatif Kurmacaya Musallat Olanlar". Metis'in Ekim 2025'te kitaplaştırdığı bu çalışma, 1923'ten 2018'e uzanan bir dönemde, Suat Derviş'in "Buhran Gecesi"nden Nazlı Karabıyıkoğlu'nun "Kadın Kürkünde Rüya"sına kadar yaklaşık on iki metni musallat-bilim (hauntology), posthümanizm ve yeni materyalizm merceğiyle okuyor. Sergi, bu edebi soruşturmayı görsel sanata taşıyor. Heykel, yerleştirme, fotoğraf ve video işlerinin çoğu sergi için üretildi ve Hara'nın üç katına yayıldı.
Sanatçı kadrosunda A. Serkan Aka, Canavar, Hilal Polat, İrem Aydın, Lara Ögel, Ömer Tevfik Erten, Seçil Epik, Şafak Şule Kemancı, Yaşam Şaşmazer ve Zeynep Kılınç yer alıyor. Aralarında, ahşabı tekinsiz çocuk figürlerine dönüştürmesiyle tanınan Yaşam Şaşmazer gibi isimler de var. Sanatçının ıhlamur ağacından yonttuğu bedenler, insan doğasının karanlık yüzünü uzun süredir kurcalıyor. A. Serkan Aka ise "Mırmır" (2025) adlı işinde buluntu mıhları, mobilya parçalarını ve elektronik aksamı bir araya getirerek melez, sınıflandırılamaz bir varlık kuruyor.
Canavar: tehdit değil, eşik
Serginin merkezindeki fikir, canavarı bir korku nesnesi olmaktan çıkarıp sınıflandırmaya direnen bir eşik figürü olarak düşünmek. Hamzaçebi'nin ifadesiyle canavar "ne iyi ne kötü, ne içeride ne dışarıda, ne ben ne de öteki"dir. Bu yaklaşımın kuramsal arka planında Donna Haraway'in "The Promises of Monsters" ve "A Cyborg Manifesto" metinleri okunabilir. Haraway, kusuru, mutasyonu ve melezliği bir sapma değil, bir direnç ve yeniden kuruluş imkanı olarak ele alır.
Küratör, canavarın günümüzde neden geri döndüğünü kişisel olduğu kadar politik bir zeminde de açıklıyor. Serginin fikri, iki gelişmenin aynı döneme denk gelmesiyle aciliyet kazanmış: 1 Ağustos 2024'te yürürlüğe giren ve sokak hayvanlarına ilişkin düzenlemeyi sertleştiren yasa ile toplumsal cinsiyet eşitliği karşıtı söylemlerin yükselişi. Hamzaçebi, feminist kuramcı Silvia Federici'ye dayanarak "cadı avı"nın çağdaş biçimlerine dikkat çekiyor: Tanzanya'dan Hindistan'a, Nepal'den Papua Yeni Gine'ye kadar kadınların "cadı" damgasıyla hedef alınması, ancak buna karşı feminist direncin de büyümesi.
Ormanın içinde bir mekan
Sergiyi ağırlayan Hara'nın kendisi de bu temayla uyumlu. Şehrin gürültüsünden uzak, ağaçlarla çevrili üç katlı mekan, sanatçılara konaklama ve üretim imkanı sunan "Haravan" misafir sanatçı programıyla kolektif üretimi önemsiyor. Yüksek tavanları, geniş camları ve alt katıyla mekanın mimarisi, korku ile büyülenmenin iç içe geçtiği bu sergi için küratöryel kararları doğrudan biçimlendirmiş.
Türkiye'den bakış
Canavar, Türk görsel kültürü için yabancı bir konuk değil. Osmanlı minyatür geleneğinde, özellikle Hamzanâme tasvirlerinde divler ve devler, kahramanın karşısına çıkan iri, tekinsiz bedenler olarak sık sık resmedilmişti. Halk muhayyilesinde gulyabani, cin ve peri figürleri, Karagöz perdesinin abartılı grotesk tipleri, hatta Hüseyin Rahmi Gürpınar'ın "Gulyabani" romanı, korkunun ve gülüncün, tekinsizin ve tanıdığın nasıl iç içe geçtiğini çoktan göstermişti. Bu figürler çoğu zaman toplumun sınırında duran, "içeri" alınamayan ötekiyi temsil eder. Son yıllarda Türk sinemasında yükselen doğaüstü korku dalgası da benzer bir damardan besleniyor. Yerli cin ve büyü anlatıları, modernleşmenin bastırdığı inançların geri dönüşü olarak okunabilir. Hamzaçebi'nin sergisi, bu yerli tekinsizlik birikimini feminist ve ekolojik bir çerçeveyle yeniden düşünmeye çağırıyor. Türkiyeli izleyici için "Canavarların Vaatleri", yalnızca kuramsal bir tartışma değil, kimin "insan" kimin "canavar" sayıldığına dair bu topraklarda çok tanıdık bir soruyu görünür kılan bir davet.


