Ana içeriğe geç

YUNT'ta VarYok'un ardından: Küratörler kamusal alanı sergiyle nasıl sorguladı

Merve Elveren ve Meriç Öner'in Sultanbeyli'deki YUNT'ta bir yıla yayılan VarYok programı 16 Ağustos'ta tamamlandı. Küratörlerin kaleme aldığı "Sergi arkası" metni, bugün kamusal alan üzerine konuşmanın ve sergi yapmanın ne anlama geldiğini yeniden soruyor.

Erdem Kılıç4 dk okuma
YUNT'ta VarYok'un ardından: Küratörler kamusal alanı sergiyle nasıl sorguladı (Görsel: Argonotlar)
YUNT'ta VarYok'un ardından: Küratörler kamusal alanı sergiyle nasıl sorguladı (Görsel: Argonotlar)

Merve Elveren ile Meriç Öner'in küratörlüğünü üstlendiği VarYok programı, 16 Ağustos 2026'da kapanan "VarYok: Anıtsı" sergisiyle tamamlandı. Programın ardından küratörler, yaklaşık bir yıllık süreçte biriken düşünceleri "Sergi arkası" başlıklı bir metinde topladı. Metin, Argonotlar'ın Kütüphane bölümünde yayımlandı. Metin bir kapanış raporundan çok, bugün kamusal alan üzerine konuşmanın ve bir sergi kurgulamanın ne anlama geldiğini soran bir düşünme egzersizi olarak okunabilir.

Sultanbeyli'de bir sanat mekânı

VarYok'un evsahibi YUNT, İstanbul'un sanat haritasında alışılmadık bir noktada duruyor. Muratcan Sabuncu'nun kurduğu kâr amacı gütmeyen bu "sanat ve etkileşim alanı", 4 Kasım 2023'te Sultanbeyli'de açıldı. Mekânın adı Eski Türkçede atlar anlamına gelen "yunt" sözcüğünden geliyor ve Sabuncu ailesinin 1967'den bu yana bölgede sahip olduğu at çiftliğine gönderme yapıyor. Sanat danışmanlığını Sergen Şehitoğlu, akademik danışmanlığını Prof. Dr. Eva Şarlak üstleniyor. Girişte Şehitoğlu'nun tasarladığı at heykeli yer alıyor. Kurucusu, sanat mekânlarının Beyoğlu gibi belli merkezlerde yoğunlaşmasına karşı kentin sanat altyapısını genişletmeyi hedeflediklerini söylüyor. Büyük vitrinler sayesinde sergiler içeri girmeden, yoldan geçerken de görülebiliyor.

Mekânın açılış sergisi de bu yönelimi açıkça ortaya koymuştu: Emre Zeytinoğlu küratörlüğündeki "Şehir Nerede?", 11 sanatçıyla İstanbul'u nostaljik anlatıların dışında, merkez ile çeper arasındaki bulanık sınırlar üzerinden düşünmüştü. Küratörler de metinlerinde YUNT'u, küçük ve orta ölçekli kurumların giderek azaldığı, ziyaretçi sayısından bağımsız eleştirel program üretmenin zorlaştığı bir ortamda "daha zinde bir mekân" olarak tanımlıyor. Ölçeği sayesinde programını değiştirebilen, gerektiğinde durup yeniden başlayabilen bir yapı olduğunu vurguluyorlar.

Üç bölüm, tek soru

YUNT, Şubat 2025'te küratörleri "kamusal alan" konulu bir yıllık bir proje için davet etti. Elveren ve Öner'in ilk tepkisi bir soru oldu: Bugün kamusal alan üzerine konuşacak ne kaldı? Metinde, otuz küsur yıllık tartışmaların ilerici ideallerinin "Avrupai bir zihinsel performansa" dayandığı ve hep ulaşılamayan bir hedef olarak kaldığı belirtiliyor. Buna karşılık sergi, sanatçı derlemesi ya da uyumlu işlerin vitrini olmayı, lineer bir anlatı kurmayı reddediyor. Tek bir soru etrafında şekilleniyor: "Kamusallığın koruması altında varsayılanların ani dönüşümü, bugün, burada nasıl not edilir?"

Program üç bölüme ayrıldı ve her bölümde mekân, biriken, azalan ve iç içe geçen işlerle dönüştü:

  • VarYok: Canlı (11 Ekim 2025 - 1 Şubat 2026): Mimarlık tarihçisi Gürbey Hiz'in Servet-i Fünûn dergisinden yola çıkan eleştirel modernite atlasından bir seçki, Emre Hüner'in Neochronophobiq (2015) videosu ve video için tasarladığı, arkeolojik buluntuları andıran seramik karakterlerle buluştu.
  • VarYok: Halı Altı (4 Şubat - 3 Mayıs 2026): Metehan Özcan, Mona Mahall ve Aslı Serbest'in uzun soluklu araştırmalarına yer verdi.
  • VarYok: Anıtsı (6 Mayıs - 16 Ağustos 2026): Firuzan Melike Sümertaş'ın Osmanlı hanedanı kadınlarının yaptırdığı yapılar üzerine araştırması ile Deniz Tortum'un, şair Efe Murad'ın aynı adlı şiirine yanıt veren deneysel filmi Dünya (2011) ile programı kapattı.

Küratörler, sergiyi üçe bölme kararının sonradan serginin "geçici savlar ortamını" üçe katlayarak genişlettiğini fark ettiklerini yazıyor.

Balonla Beyazıt'tan Şişli'ye

Metnin en çarpıcı yanlarından biri, kamusallığı soyut kavramlar yerine somut izler üzerinden okuması. Gürbey Hiz'in Manifold'da yayımlanan "A'dan Z'ye Servet-i Fünûn" dizisi, bu izlerden biri. Hiz'in kendi deyişiyle "eksik, dağınık ve tutarsız bir sözlük" olan dizi, 1891-1910 arasını kapsayan doktora araştırmasına dayanıyor. Küratörler aradıkları "vaat ve tahayyülü" dizinin "Balon" maddesinde bulduklarını anlatıyor: Balona "Beyazıd'dan binilip, Şişli'de inilecek." Test edilmemiş bir gelecek anlatısının bugünden bakınca nasıl havada asılı kaldığını gösteren bir örnek bu.

Zamanın öbür ucunda Büyük Valide Han duruyor. 17. yüzyılda Kösem Sultan'ın yaptırdığı han, yıpranmasına karşın bugün hâlâ bir ticaret merkezi olarak işliyor. Sümertaş'ın araştırması, seçkin çevrelerden kadınların hamilik yoluyla İstanbul'un fiziksel ve toplumsal dokusunu nasıl etkilediğini izliyor. Hanın bugünkü hâli Metehan Özcan tarafından fotoğraflandı. Küratörlerin ifadesiyle hanın "cemaati", üç yüz küsur yıllık sürecin izlerini taşıyor. Özcan'ın işleri için metinde kullanılan tanım da dikkat çekici: Konusuna maruz kalan sanatçı "müellif olmaktan feragat ediyor", özel ile kamusal arasındaki çizgi ne gizleniyor ne kalınlaşıyor.

Türkiye'den bakış

VarYok'un Türkiyeli okur için anlamı, sergilerin içeriği kadar nerede ve nasıl yapıldığıyla da ilgili. Habermas'ın kamusallık kavramı Türkçede 1990'lardan bu yana akademide ve sanat ortamında tartışılıyor. Ancak bu tartışma çoğu zaman meydanlar, parklar ve büyük kurumlar gibi merkezî sahneler üzerinden yürüdü. Sultanbeyli'de, vitrin camından sokağa açılan bir mekânda kamusallık sorusunu sormak, tartışmayı kent merkezinin dışına taşımak anlamına geliyor. Bu tercih, küratörlerin "minyatür bir kamusallık" dediği şeyin kendisi sayılabilir.

Servet-i Fünûn seçimi de görsel kültür açısından anlamlı. Dergi, Edebiyat-ı Cedide kuşağıyla edebiyat tarihine geçmesinin yanı sıra, basılı imgenin İstanbul okuruna ulaştığı resimli bir yayın olarak da önem taşıyor. Hiz'in kolajları, o sayfalardaki gelecek vaatlerini bugünün baskı ve kolaj diliyle yeniden dolaşıma sokuyor. Benzer bir tavrı, arşiv malzemesini yeniden okuyan yerli sanat pratiklerinde ve eski İstanbul görsellerinin güncel baskılarla yeniden yorumlanmasında da görmek mümkün. VarYok'un asıl sorusu ise bu imgelere nostaljiyle mi, yoksa eleştirel bir mesafeyle mi baktığımız.

İlgili Yazılar