Ana içeriğe geç

YASME: Bolu Dağı'nda Yeşim Akçakaya'nın anısına kurulan bir misafir sanatçı evi

Genç yaşta hayatını kaybeden ressam Yeşim Akçakaya'nın ailesi tarafından 2024'te kurulan YASME, üçüncü edisyonunda sanat yazarlarını da sürece dahil etti. Programın ikinci döneminde Yusuf Can Sadık ve Hüseyin Rüstemoğlu, beden, mekân ve doğa arasındaki ilişkiyi Elmalık Köyü'ndeki atölyede sorguladı.

Erdem Kılıç4 dk okuma
YASME: Bolu Dağı'nda Yeşim Akçakaya'nın anısına kurulan bir misafir sanatçı evi (Görsel: Unlimited)
YASME: Bolu Dağı'nda Yeşim Akçakaya'nın anısına kurulan bir misafir sanatçı evi (Görsel: Unlimited)

Bolu Dağı'ndaki Elmalık Köyü'nde bir aile evi, iki yıldır çağdaş sanatın küçük ama dikkat çekici bir üretim alanına dönüşüyor. Yeşim Akçakaya Sanatçı Misafir Evi (YASME), 2026'da üçüncü edisyonunu gerçekleştirdi. Bu yıl programa ilk kez sanat yazarları da katıldı. Sanat yazarı Nurdan Unus'un Unlimited'da yayımlanan metni, bu yeniliğin ilk somut sonuçlarından biri. Unus, üçüncü edisyonun ikinci döneminde misafir sanatçılar Yusuf Can Sadık ve Hüseyin Rüstemoğlu'nun bir haftalık üretim sürecine eşlik etti.

Bir yasın üretim alanına dönüşmesi

YASME'nin hikâyesi bir kayıpla başlıyor. Programın resmi sitesindeki bilgiye göre ressam Yeşim Akçakaya, sekiz yıl süren lösemi tedavisinin ardından Ocak 2023'te, 21 yaşında hayatını kaybetti. Annesi, babası ve kardeşi Mutlu, Reha ve Gamze Akçakaya, onun anısını yaşatmak için 2024'te ailenin Elmalık Köyü'ndeki evini bir misafir sanatçı programına dönüştürdü. Program sosyal sorumluluk projesi olarak tanımlanıyor. Resim, heykel, fotoğraf ve video gibi farklı disiplinlerden genç sanatçılara dört haftalık, ücretsiz bir çalışma ortamı sunuyor.

Yapı oldukça düzenli işliyor. Her edisyonda üç ayrı grup halinde ikişer sanatçı ağırlanıyor. Katılımcılar, üretim pratiklerinin bölgenin doğası ve atölye koşullarıyla nasıl bir ilişki kurabileceği gözetilerek seçiliyor. Açık atölye günleri, sanat sohbetleri, yerel zanaatkârlarla buluşmalar ve çevre gezileri de programın parçası. Programın yürütücüsü küratör Derya Yücel. AICA Türkiye üyesi olan Yücel, 2015'ten bu yana Sabancı Üniversitesi KASA Galeri'nin sergi projeleri direktörlüğünü yürütüyor. 2018'de Nazlı Gürlek ve Fırat Arapoğlu ile birlikte 4. Mardin Bienali'nin küratörlüğünü üstlenmişti. Kariyeri boyunca yüzü aşkın sergi düzenledi.

Yeşim Akçakaya'nın bedeni ve sözü

Unus'un metni, evin kurucu figürü olan Yeşim Akçakaya'nın üretimleriyle açılıyor. YASME'nin özel arşivindeki 2019 tarihli otoportrelerde sanatçı kendini taçlar, takılar ve güçlü renk ilişkileriyle resmediyor. Unus bu tercihi, varlığını hastalık üzerinden tanımlamayı reddetmek olarak okuyor. Daha sert bir ton ise 2017 tarihli, kâğıt üzerine karakalem çizimlerden oluşan İki Çift Lafım Var adlı çizim kitabında görülüyor. Akçakaya bu kitapta tedavi sürecinde doktorların ve sağlık çalışanlarının kendisine söylediği bazı sözleri doğrudan çizimlerinin konusu yapıyor. Destekleyici görünen cümlelerin taşıdığı mesafeyi ironik bir dille sorguluyor.

Unus bu bağlamda Maurice Merleau-Ponty'nin bedeni algının öznesi olarak gören yaklaşımına başvuruyor. Mekân ile yer ayrımı için de Yi-Fu Tuan'ın düşüncesinden yararlanıyor. Tuan'a göre mekân hareket ve olasılıkla, yer ise deneyimle biriken anlam ve tanıdıklıkla ilişkilidir. YASME'nin bir anma evi olmanın ötesine geçtiği nokta da burası: Akçakaya'nın çizimleri, orada çalışan yeni sanatçıların düşünme biçimine dahil oluyor.

İki misafir, iki beden tahayyülü

Unus'un aktarımına göre Yusuf Can Sadık, Akçakaya'nın çizimlerinden etkilenmiş. 2020'de Hacettepe Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi'nde eğitime başlayan Sadık, daha önce çevrim içi uluslararası karma sergilere katılmıştı. YASME'de resim ağırlıklı pratiğinin dışına çıktı ve alanda bulduğu doğal malzemelerle deneysel bir yola girdi. Figürleri taşlar ve organik yüzeyler arasında çevreye karışıyor. Unus'un ifadesiyle beden çevreye açılmak yerine onun içine çekiliyor. Bu da aynı anda hem korunma hem kaybolma ihtimali yaratıyor.

Hüseyin Rüstemoğlu ise insan figürünü doğanın çokluğu içinde yeniden konumlandırıyor. Kompozisyonlarında ağaçlar, kuşlar ve başka canlılar ortak bir ekosistemin parçaları olarak yer alıyor. Figür zaman zaman küçülüyor ya da dallar ve bitkisel motiflerle örtülüyor. Bu tercih, insanın doğaya hükmettiği bir sahneden çok bir arada var olma fikrine işaret ediyor. Unus'un vardığı sonuç da bu yönde: YASME'de anlam ne evin duvarlarına ne de tek bir kişinin deneyimine sabitleniyor. Farklı zamanlarda gelen insanların izleriyle birlikte, ortaklaşa kurulan bir bellek alanına dönüşüyor.

Türkiye'den bakış

Türkiye'de misafir sanatçı programları uzun süre büyük ölçüde İstanbul merkezli kurumlarla ya da yurt dışındaki programlara gönderilen sanatçılarla anıldı. Bu açıdan YASME'nin iki özelliği dikkat çekiyor. İlki coğrafya. Bolu Dağı, yerli belleğe çoğunlukla bir geçiş güzergâhı, bir yol molası olarak yerleşmiş bir yer. Bir köy evinin dört haftalık bir üretim durağına dönüşmesi, bu geçip gidilen manzarayı üzerinde durulan bir yere çeviriyor. Tuan'ın ayrımını hatırlarsak, mekânın yere dönüşmesinin belki de en somut yerli örneklerinden biri bu. İkincisi, programın bir yas deneyiminden doğması. Türkiye'de sanatçı adına kurulan vakıflar ve müzeler genellikle kariyerini tamamlamış ustaların mirasını korumaya odaklanır. YASME ise üretimi yarıda kalmış genç bir sanatçının anısını, başka genç sanatçıların üretimine dönüştürmeyi seçiyor. Anma, bir koleksiyonu dondurmak yerine süregiden bir faaliyete çevriliyor. Akçakaya'nın hastane dilini ironiyle ters yüz eden çizimleri de yerli görsel kültürde çok az tartışılan bir alana, hastalık deneyiminin hasta tarafından anlatılmasına ışık tutuyor. Sanat yazarlarının sürece dahil edilmesi ise küçük ölçekli girişimlerin en büyük sorununa, yani görünmez kalma sorununa akıllıca bir yanıt. Üretimin yanında kaydı ve eleştirel metni de aynı yerde oluşturmak, bu tür programların kalıcı bir iz bırakmasını kolaylaştırabilir.

İlgili Yazılar