Ana içeriğe geç

Berlin'de havuz, havlu ve ortaklık: Kamusal alanı sanatla yeniden düşünmek

Volksbühne'nin 300 bin avroluk geçici havuzu Berlin'de kamusal alan tartışmasını alevlendirdi. Misal Adnan Yıldız ise bakışı Wedding'deki bir halk havuzunda yıllardır süren sanat programına, Selin Acarbaş, Genesis Kahveci ve Jamal Ageli'nin işlerine çeviriyor.

Erdem Kılıç4 dk okuma
Berlin'de havuz, havlu ve ortaklık: Kamusal alanı sanatla yeniden düşünmek (Görsel: Unlimited)
Berlin'de havuz, havlu ve ortaklık: Kamusal alanı sanatla yeniden düşünmek (Görsel: Unlimited)

Berlin'de bu yaz kamusal alan tartışması beklenmedik bir yerde, suyun başında alevlendi. Volksbühne'nin yeni sanat direktörü Matthias Lilienthal, görev süresini Rosa-Luxemburg-Platz'taki tiyatro binasının önüne kurduğu geçici bir havuzla açtı. Küratör ve yazar Misal Adnan Yıldız, Unlimited'da yayımlanan "Islak kamusal" başlıklı yazısında bu jesti eleştirel bir gözle ele alıyor ve dikkati kentte uzun süredir var olan, daha sessiz bir örneğe çekiyor.

Volksbad: Protesto mu, vitrin mi?

"Volksbad" adı verilen proje 7 Ağustos 2026'da açıldı ve 1 Ekim'e kadar sürdü. Tiyatronun önündeki 25 metre uzunluğunda, 1,30 metre derinliğindeki havuz ücretsizdi. Program çocuklara yüzme dersleri, farklı topluluklara ayrılmış yüzme günleri ve söyleşilerden oluşuyordu. Lilienthal projeyi kentteki altyapı kesintilerine karşı bir protesto ve "özgür alanlar" için bir işaret olarak tanımladı.

Alman basınına yansıyan rakamlara göre maliyet yaklaşık 300 bin avroyu buldu. Bunun 90 bin avro kadarı havuzun kendisine, geri kalanı personel, planlama ve güvenliğe gitti. Eleştiriler en çok bu bütçe üzerinde yoğunlaştı. Berlin Eyalet Meclisi'nden SPD milletvekili Dunja Wolff, mali sıkıntı döneminde bu paranın küçük tiyatrolara, özellikle gençlik tiyatrosuna verilmesinin daha iyi olacağını söyledi. Vergi Mükellefleri Birliği ise bakım ihtiyacı 600 milyon avroyu aşan kamu havuzlarına dikkat çekti. Topluluklara özel yüzme günleri sağ medyada "ayrımcılık" suçlamalarına da konu oldu.

Yıldız'a göre proje, sanatsal bir özgürleşme iddiasıyla yola çıksa da soylulaştırma, sınıf ve ırkçılık sorunlarını örten dekoratif bir vitrine dönüştü. Yazar, bakım için sık sık kapanmasını, "gir-çık" bir kullanımı teşvik eden tasarımını ve buluşma alanlarının darlığını da eleştiriyor. Bu tartışma, seçim öncesinde anketlerde hem AfD'nin hem Die Linke'nin yükseldiği kutuplaşmış bir siyasi atmosferde yaşandı.

Gerçek bir havuzun içinde: Tropez

Yıldız'ın asıl önerisi bakışı Wedding'e çevirmek. Kuzey Berlin'deki Sommerbad Humboldthain, kentin büyük açık hava havuzlarından biri. Burada 2017 yazından beri Tropez adlı bağımsız sanat alanı faaliyet gösteriyor. Nele Heinevetter'in başlattığı Tropez, her havuz sezonunda üç aylık bir program düzenliyor: grup sergisi, performans dizisi, etkinlikler ve çocuk atölyeleri. Ziyaretçiler serginin bulunduğu alana normal havuz biletiyle giriyor. Katılımcı sanatçıların katkılarıyla hazırlanan yıllık dergi Pool Reader da programa eşlik ediyor. Yıldız, kamusal bir havuzun içinde on yıla yaklaşan bu sürekliliğin ana akım tarafından "minör bir jest" olarak görülmesini sorguluyor.

Tropez'in bu yılki grup sergisinde yer alan Selin Acarbaş'ın Towel (2026) adlı heykeli, bu tartışmanın tam ortasında duruyor. Sanatçı iki plaj havlusunu sertleştirerek biçimini sabitlemiş ve insan boyunun üstünde, iki ayrı hoparlör direğine yerleştirmiş. Havlular ilk bakışta rüzgârda dalgalanan bayrakları andırıyor. Yıldız, işi Almanya'da şezlongları havlu atarak "rezerve etme" alışkanlığıyla ilişkilendiriyor. Havlulardan biri gökkuşağı desenli, diğerinde The Legend of Zelda motifleri var. Yazara göre ilki politik sembollerin tüketim nesnesine dönüşmesine, ikincisi evin güvenli alanına çekilme arzusuna işaret ediyor. Gökkuşağının bu yaz Berlin'de ayrı bir anlam kazandığını da hatırlamak gerek. 25 Temmuz 2026'da Tiergarten'daki CSD (Christopher Street Day) yürüyüşüne bir araçla saldırı düzenlendi. Saldırıda bir kişi hayatını kaybetti, 31 kişi yaralandı. Güvenlik makamları İslamcı bir motiften şüpheleniyor.

Mikro anlaşmalar ve ortak bellek

Yazının ikinci ekseni bireyler arası ilişkilerin politik potansiyeli. Leipzig Güzel Sanatlar Akademisi'nden Anna Ehrenstein'ın öğrencileriyle Berlin'de açtığı kolektif sergide öne çıkan Genesis Kahveci, trans, kuir ve göçmen kimliğini PLA filament ve seramik gibi malzemelerle işliyor. Kahveci'nin partneri Xavier Chade ile ürettiği Years of Transformation Yet to Come (2026), cinsiyet uyum süreçlerini birlikte yaşayan bir çiftin ortak görsel dili olarak okunuyor. Yıldız, eseri havluların "rezerve edilmiş" donukluğunun karşısına koyuyor: Kahveci'nin işinde anlam her karşılaşmada yeniden şekilleniyor.

Üçüncü örnek ise Zilberman'ın Berlin mekânında yer alıyor. 2008'de İstanbul'da kurulan ve 2016'da Berlin'de ikinci mekânını açan galeri, yeni pozisyonlara ayırdığı seride Jamal Ageli'nin Dizgin Bawo/Düzgün Baba adlı iki kanallı video yerleştirmesini gösteriyor. Düzgün Baba, Dersim'in Nazımiye ilçesinde Alevilerin en önemli inanç merkezlerinden biri. Ziyaretçiler özellikle ağustos ayında dağın zirvesine çıkıyor, adak adıyor, geceyi mağarada geçiriyor. Yıldız'a göre Ageli'nin işi mekânla kurulan bağı bireysel sahiplenmenin ötesine taşıyor ve onu ortak bir bellek ve direniş alanı olarak yeniden tanımlıyor.

Türkiye'den bakış

Türkiyeli okur için bu tartışmanın tanıdık bir tarafı var. Akdeniz kıyısındaki otellerde sabahın erken saatlerinde şezlonglara bırakılan havlular, yıllardır turizm sohbetlerinin klasik konularından biri. Acarbaş'ın sertleştirilmiş havluları bu gündelik alışkanlığı kamusal alanın kimin olduğu sorusuna dönüştürüyor. Türkiye'de bu soru plajların otellere kapatılması ya da sahillere erişim tartışmaları üzerinden zaman zaman gündeme geliyor. Öte yandan bu kültürün hamam gibi suyun etrafında kurulmuş, uzun bir ortak kullanım geleneği de var. Yıldız'ın yazısında Mabel Matiz ve Manifest'e yönelik soruşturmaları anması da tesadüf değil. "Perperişan" şarkısı nedeniyle Mabel Matiz hakkında "müstehcenlik" suçlamasıyla soruşturma açıldı. Manifest ise bir konseri sonrasında "teşhircilik" iddiasıyla yargılandı. İki dosya da kişisel ifade alanının nereden başlayıp nerede bittiği sorusunu gündeme getirdi. Ageli'nin Düzgün Baba'yı çağıran işi ise başka bir gerçeğe dikkat çekiyor: Berlin'deki göçmen ve diaspora sanatçıları, Anadolu'nun ortak mekânlarına ve inanç coğrafyalarına dair belleği Avrupa'nın sergi salonlarına taşıyor. Bu yılın mayıs ayında türbeye yönelik tahribat haberleri ve Alevi örgütlerinin buna gösterdiği tepki düşünüldüğünde, bu belleğin ne kadar kırılgan olduğu daha iyi anlaşılıyor. Islak kamusal, belki de en çok bu yerinden edilmiş ortaklıkların yeniden kurulabileceği yer.

İlgili Yazılar