Ana içeriğe geç

Bir gülhatmi, bütün bir okul: Jacob Gensler'in Hamburg'daki sessiz tablosu

Hamburger Kunsthalle'de asılı, tek dallı bir gülhatmi tablosu; genç yaşta ölen Hamburglu ressam Jacob Gensler'i ve yeniden keşfedilen Hamburg Okulu'nu anlamak için bir kapı aralıyor.

Erdem Kılıç3 dk okuma
Bir gülhatmi, bütün bir okul: Jacob Gensler'in Hamburg'daki sessiz tablosu (Görsel: İstanbul Sanat Evi)
Bir gülhatmi, bütün bir okul: Jacob Gensler'in Hamburg'daki sessiz tablosu (Görsel: İstanbul Sanat Evi)

Hamburger Kunsthalle'nin geniş ondokuzuncu yüzyıl koleksiyonunda, boyu bir insan avucundan biraz uzun, ince ve dikey bir tuval bulunuyor. Üzerinde tek bir gülhatmi var: gövdesi yukarı doğru uzanan, birkaç açmış çiçeği ve tomurcuğuyla neredeyse bir portre ciddiyetinde resmedilmiş bir kır çiçeği. Eser, genç yaşta ölen Hamburglu ressam Jacob Gensler'in imzasını taşıyor. İlk bakışta mütevazı görünen bu çalışma, aslında bütün bir Kuzey Almanya resim geleneğinin sessiz bir tanığı.

Tek bir çiçek, 35 santimlik bir tuval

Müze kayıtlarında eser “Eine Stockrose” adıyla geçiyor. Tuval üzerine yağlıboya, 35,5 x 15,7 santimetre. Bu alışılmadık dikey oran, tek bir gülhatmi sapını neredeyse bir figür gibi kadrajlıyor. Tuvalin üzerindeki “Agst 25. 1827” notu, çalışmayı 25 Ağustos 1827'ye tarihliyor; yani Gensler henüz on dokuz yaşındayken. Bazı reprodüksiyon kataloglarında eser daha geç bir tarihle anılsa da, tuvaldeki bu ibare en güvenilir kaynak olmayı sürdürüyor. Yapıt, 1912'de Anna Brettschneider'in bağışıyla müzenin koleksiyonuna girmiş.

Botanik bir kesinlikle çizilmiş yapraklarla, sıradan bir bahçe çiçeğini yücelten bakışı yan yana getiren tablo, Gensler'in doğaya yaklaşımını özetliyor: aşırı romantik olmadan, gündelik olanın sessiz güzelliğini kayda geçiren dikkatli bir göz.

Genç yaşta ölen bir Hamburglu

Jacob Gensler 1808'de Hamburg'da doğdu ve 1845'te, otuz yedinci yaş gününden yalnızca beş gün sonra, yine aynı kentte öldü. Bir ressamlar ailesindendi: ilk çizim derslerini ağabeyi Günther'den aldı, küçük kardeşi Martin de aynı yolu izledi. Eğitimi Eutin'de Wilhelm Tischbein'ın, ardından Hamburg'da Gerdt Hardorff ile Siegfried Bendixen'in yanında sürdü; 1828 ile 1831 arasında Münih Güzel Sanatlar Akademisi'nde okudu.

Manzara ve tür sahneleri (genre) üzerine çalıştı. Denizciler ve gemiciler üzerine yaptığı gravürler ile “Der Edelknabe und die Müllerin” halk baladı için hazırladığı ve 1844'te “Lieder und Bilder” içinde yayımlanan illüstrasyonlar en tanınan işleri arasındaydı. 1832'de Hamburger Künstlerverein'ın kurucu üyeleri arasında yer aldı. 1842'deki büyük Hamburg yangınının ardından, kentin yeniden inşasına katkı sunan devletlere sunulmak üzere hazırlanan teşekkür belgelerini tasarladı. Bugün Hamburg'un Barmbek semtinde bir sokak, üç Gensler kardeşin adını taşıyor.

Kunsthalle ve bir kentin kendini toplaması

Gensler'in gülhatmisinin durduğu koleksiyonun kökleri, 1817'de kurulan Hamburg Kunstverein'a uzanır. Bugünkü kırmızı tuğlalı bina 1863 ile 1869 arasında yükseldi ve müze 1869'da kapılarını açtı. Kurumun asıl kimliğini kazanması ise 1886'da ilk müdür olarak göreve gelen Alfred Lichtwark ile oldu. Lichtwark, koleksiyona yön verirken Hamburg'un kendi sanatçılarına ve yerel mirasına özel bir önem verdi; Meister Bertram ve Meister Francke gibi geç ortaçağ ustalarını araştırdı, kenti konu alan “Sammlung von Bildern aus Hamburg” dizisini oluşturdu.

Bu yerel bellek çalışması, Gensler kuşağının uzun süre gölgede kalan işlerini de yeniden görünür kıldı. Kunsthalle'nin 2019'daki “Hamburger Schule – Das 19. Jahrhundert neu entdeckt” sergisi, tam da bu Hamburg Okulu ressamlarını yeniden değerlendirmeye açtı. Böylece tek bir çiçeği resmeden küçük boyutlu bir etüt, bir kentin sanat tarihini yeniden kurma çabasının parçası hâline geldi.

Türkiye'den bakış

Gülhatmi, botanik adıyla Alcea, Anadolu'nun ve Batı Asya'nın tanıdık bir bahçe bitkisidir; Türkçede “hatmi” adı hem bu çiçeği hem de asırlardır halk hekimliğinde anılan akraba türleri çağrıştırır. Gensler'in tek bir sapı dikey bir tuvale yerleştiren kararı, Türkiyeli okura hiç de yabancı gelmeyecek bir geleneği hatırlatıyor: Osmanlı görsel kültürünün çiçeğe duyduğu derin ilgi. On sekizinci yüzyılda Abdullah Buhari gibi nakkaşlar; lale, karanfil, gül ve sümbülü tek tek, adeta birer portre gibi resmeden “şükufe” yani çiçek sayfaları üretmişti. İznik çinilerinin ve Osmanlı kumaşlarının bahar dünyası da aynı dikkatle örülür. Batılı gerçekçi etüt ile Osmanlı nakşının çiçeği yüceltme biçimi elbette ayrı geleneklerdir; ama ikisi de sıradan bir bahçe bitkisinin, dikkatle bakıldığında nasıl bir başyapıta dönüşebileceğini gösterir. Gensler'in küçük tuvali bu yüzden İstanbul'daki bir okura yalnızca uzak bir Alman müzesinin nesnesi değil, kendi görsel belleğinde bir karşılığı bulunan tanıdık bir jest olarak da okunabilir. Küçük sayılan yapıtların yeniden keşfi, bizim kendi resim tarihimiz için de geçerli bir çağrıdır.

İlgili Yazılar