Ana içeriğe geç

Martin Johnson Heade'in Rhode Island kıyısı: Amerikan luminizminde ışık ve fırtına

19. yüzyıl Amerikan ressamı Martin Johnson Heade'in Rhode Island kıyı manzaraları, luminizmin ışığa ve fırtına öncesi gerilime dayalı sessiz dilini örnekliyor. Akımın kökenlerine ve Türk görsel kültüründeki karşılığına bakıyoruz.

Erdem Kılıç3 dk okuma
Martin Johnson Heade'in Rhode Island kıyısı: Amerikan luminizminde ışık ve fırtına (Görsel: İstanbul Sanat Evi)
Martin Johnson Heade'in Rhode Island kıyısı: Amerikan luminizminde ışık ve fırtına (Görsel: İstanbul Sanat Evi)

On dokuzuncu yüzyıl Amerikan resminde gökyüzü çoğu zaman bir dekor değil, başlı başına bir oyuncudur. Martin Johnson Heade (1819-1904) bu geleneğin en sessiz ama en etkileyici ustalarından biridir. "Rhode Island Shore" başlığıyla anılan tuval, onun New England kıyılarına duyduğu ilginin tipik bir örneğidir: geniş bir ufuk, alçak bir kıyı şeridi ve suyun üzerinde ağır ağır değişen bir ışık.

Işığı resmeden ressam

Heade, Pennsylvania'nın Bucks County bölgesinde, Delaware Nehri kıyısındaki küçük Lumberville'de doğdu. İlk resim eğitimini, "The Peaceable Kingdom" tablolarıyla tanınan halk ressamı Edward Hicks'ten aldı. New York'a kalıcı olarak yerleşmeden önce yıllarca hem Amerika'da hem Avrupa'da dolaştı; yerleşik bir atölye hayatından çok, sürekli yer değiştiren gezgin bir ressamdı.

Sanat tarihinde adı luminizm ile birlikte anılır. Luminizm, Hudson River Okulu'nun geç ve içe dönük bir uzantısı olarak 1860 ve 1870'lerde gelişti. Hudson River ressamları Amerika'nın görkemli doğasını olabildiğince destansı göstermeye çalışırken, luministler daha sessiz bir hedefe yöneldi: ışığın ve atmosferin kendisini resmetmek. Fırça izlerinin neredeyse görünmez olduğu, tonların yumuşakça birbirine geçtiği, suyun üzerindeki ışığın adeta manevi bir dinginlik kazandığı sahneler bu akımın imzasıdır. Heade, çağdaşı Fitz Henry Lane ile birlikte bu dilin en usta temsilcileri arasında sayılır.

İlgi çekici olan, Heade'in bir manzara ressamı olarak "doğru" görünümlerle pek ilgilenmemesidir. Manzaralarının yalnızca küçük bir bölümü klasik Hudson River konularını taşır. Ressam, bir yerin haritaya uygun görüntüsünden çok, o yerin ışığını ve ruh halini arıyordu. Bu yüzden en sevdiği konular arasında kimseye destansı gelmeyen tuzlu bataklıklar vardı; Massachusetts, Rhode Island ve New Jersey kıyılarındaki bu düzlükleri defalarca resmetti.

Rhode Island kıyısı ve fırtına serisi

Rhode Island, Heade'e en verimli konularından birini verdi: yaklaşan fırtına. 1859 ile 1868 arasında ressam en az sekiz fırtına tuvali tamamladı. Bunların en tanınmışları, bugün New York'taki Metropolitan Museum of Art'ta bulunan "Approaching Thunder Storm" (1859) ile Fort Worth'taki Amon Carter Museum of American Art'ta sergilenen "Thunder Storm on Narragansett Bay" (1868) tablolarıdır. Her ikisi de fırtınanın kendisini değil, ondan hemen önceki gergin sessizliği resmeder: kararan gökyüzü, tuhaf bir ışıkla aydınlanan kıyı, sudaki yalnız bir tekne.

"Rhode Island Shore" da aynı coğrafyanın, aynı alçak ufuklu ve ışığa duyarlı bakışın ürünüdür. Bu tuvaller sakin görünse de altlarında bir gerilim taşır. Sanat tarihçileri Heade'in fırtına imgelerini yalnızca meteorolojik bir gözlem olarak değil, dönemin ruh haliyle birlikte okur. Bu tablolar İç Savaş ve onu izleyen Reconstruction yıllarında yapıldı; kararan gök, şimşek ve limana dönen tekneler, ülkenin geçtiği derin toplumsal sarsıntının sessiz birer metaforu olarak yorumlanmıştır. Yine de bu okumaları abartmamak gerekir. Heade hiçbir zaman doğrudan siyasi bir ressam olmadı; gücü tam da bu belirsizlikte, söylenmeyeni ışıkla ima etmesinde yatar.

Heade yaşadığı dönemde geniş kitlelerce tanınmadı. Eserleri ancak 1940'larda araştırmacıların ve koleksiyonerlerin dikkatini çekti; o tarihten sonra büyük bir Amerikan ustası olarak kabul edildi. Bugün onun tuzlu bataklıkları ve Rhode Island fırtınaları, Amerikan luminizminin en incelikli sayfaları arasında gösteriliyor.

Türkiye'den bakış

Bir Türk okur için Heade'in kıyı resimleri hiç de uzak bir dünya değildir; çünkü ışığın su üzerindeki oyunu bizim görsel kültürümüzde de köklü bir yere sahiptir. Osmanlı sarayının çok sevdiği Rus asıllı ressam İvan Ayvazovski, Boğaz'ı ve fırtınalı denizleri neredeyse Heade'inkiyle akraba bir ışık duyarlılığıyla resmetmiş, bu tablolar İstanbul'un görsel hafızasına derinlemesine yerleşmiştir. Deniz ve fırtına, bizim resmimizde de çoğu zaman yalnızca bir manzara değil, bir ruh hali taşır.

Cumhuriyet'e uzanan çizgide Halil Paşa'nın ışıkla yıkanmış Boğaziçi ve sahil sahneleri, ardından 1914 Kuşağı ressamlarının Türk resmine taşıdığı izlenimci ışık anlayışı, aslında Heade'inkiyle benzer bir soruyu paylaşır: Bir yerin ne olduğunu değil, belli bir anda nasıl göründüğünü, hangi ışığa büründüğünü resmetmek. Boğaz'ın alacakaranlığı, Marmara'nın lodosu, Karadeniz'in ansızın kararan göğü görsel belleğimize ne kadar tanıdıksa, Heade'in alçak ufuklu Rhode Island kıyısı da o kadar tanıdık bir duyguya dokunur: fırtınadan hemen önceki o tuhaf, gergin sessizliğe.

İlgili Yazılar