Jan Davidsz de Heem'in istiridyeleri: Hollanda natürmortunun sessiz gösterişi
Jan Davidsz de Heem'in LACMA'daki 1653 tarihli natürmortu, minik bir ahşap panoda Hollanda Altın Çağı'nın hem bolluğunu hem de fani ihtişama dair uyarısını bir araya getiriyor.

Los Angeles County Museum of Art'ın (LACMA) koleksiyonundaki küçük bir ahşap pano, Hollanda Altın Çağı natürmortunun en dingin ama en iddialı örneklerinden birini taşır. Jan Davidsz de Heem'in 1653 tarihli Still Life with Oysters and Grapes adlı eseri, yalnızca 36 x 53 santimetrelik yüzeyinde koca bir dönemin görsel iştahını sıkıştırır. Ahşap üzerine yağlıboyayla çalışılmış bu pano, bugün müzeye The Ahmanson Foundation'ın bağışıyla girmiş durumda ve olağanüstü iyi korunmuş sayılıyor.
Küçük panonun içindeki bolluk
Kompozisyon aldatıcı derecede sade. Nesneler, çatlamış ve yer yer dökülmüş bir duvarın önünde, kabaca yontulmuş bir masaya yerleştirilmiş. Kalaydan bir tabakta istiridyeler, soyulmuş bir limon, üzüm salkımları, bir portakal, fındıklar ve uzun bir kadeh, sol alttan sağ ortaya yükselen yalın bir çapraz üzerinde dizilir. De Heem, ön plandaki cam, sedef ve meyve dokularını neredeyse dokunulacak kadar keskin resmederken arkadaki duvarı odaktan çıkarır; böylece izleyici sığ bir masayla derin bir boşluk arasında ani bir sıçrama hisseder. Su damlaları, bir tırtıl ve masada gezinen karıncalar, gözü yanıltan (trompe l'oeil) küçük ustalık gösterileridir.
Eser, sanatçının ilk Antwerp döneminin ürünüdür ve onun Utrecht kökenli Hollanda ölçülülüğü ile Flaman resminin yoğunluğunu birleştiren üslubunu özetler. Sade kuruluşu ve süzülen ışığıyla, Haarlem'li usta Pieter Claesz'in tek renkli "banketje" natürmortlarını hatırlatır.
Gösterişin ustası
De Heem 1606'da Utrecht'te doğdu, 1684'ten kısa süre önce Antwerp'te öldü. İlk eğitimini ressam babası David de Heem'den, ardından çiçek ve deniz kabuğu natürmortlarının ustası Balthasar van der Ast'tan aldı; 1620'lerin sonunda Leiden'de vanitas ressamı David Bailly'nin çevresinde bulundu. 1635-36 dolaylarında Antwerp'te Aziz Luka Loncası'na kaydoldu ve kariyerini iki gelenek arasında kurdu.
Onu döneminin en büyük natürmort ressamı sayan da bu ikili miras. 1640-43 arasında ürettiği dört büyük, tıka basa dolu natürmort, 20. yüzyılda pronkstilleven yani "gösteriş natürmortu" diye adlandırılan türün ölçütünü belirledi. Denizaşırı ticaretin zenginleştirdiği bir cumhuriyette bu tablolar; egzotik meyveleri, değerli kumaşları ve işlenmiş madenleri bir araya getirerek sahiplerinin dünyevi servetini sergiliyordu. LACMA'daki istiridye panosu, bu görkemin daha mahrem, oda ölçeğindeki akrabasıdır.
Çürüyen üzümün ahlakı
Hollanda natürmortu çoğu zaman çift okumaya açıktır: bir yandan bolluğun kutlaması, öbür yandan onun geçiciliğine dair sessiz bir uyarı. Kararmaya yüz tutmuş meyve ve tabloya sızan böcekler, dünyevi hazların ve güzelliğin fani olduğunu ima eden vanitas sözlüğüne aittir. Soyulmuş limon, dışı çekici ama içi ekşi görünümüyle aldatıcı cazibenin klasik simgesidir; istiridye ise dönemin imgeleminde dünyevi zevkin karşılığıdır. Üzüm ve kadehteki şarabın kimi yorumcularca dini bir çağrışıma bağlandığını da eklemek gerekir; yine de eser her şeyden önce dünyevi bir masanın portresidir.
Panonun geçmişi de en az imgeleri kadar dolaşıktır. 19. yüzyılda Köln'de Baron Albert von Oppenheim koleksiyonunda bulunduğu biliniyor; 1985'te New York'ta Christie's'de satışa çıktıktan sonra 1986'da LACMA'ya ulaştı.
Türkiye'den bakış
Bir Türkiyeli okur için de Heem'in masası tanıdık bir sahneyi çağrıştırabilir. Neredeyse aynı yüzyılda, İstanbul'da meyve ve çiçek bolluğu bambaşka bir yüzeyde açar: Topkapı Sarayı'nın 1705'te III. Ahmed için düzenlenen Yemiş Odası. Lale Devri'nin bu küçük odasında çini yerine ahşap panolar kullanılmış, panoların üzeri üzüm, nar, armut ve incir dolu tabaklarla; lale, gül ve karanfil demetleriyle bezenmiştir. Batı etkisinin sızdığı bu natürmort benzeri bezeme, Hollanda panosuyla ilginç bir koşutluk kurar: iki kültür de aynı çağda meyveyi bir zenginlik ve zevk diline çevirmiştir. Fark tavırdadır. Amsterdam'ın panosu çürümeyi ve ahlaki uyarıyı içeri alırken, Osmanlı odası bir cennet bahçesi ferahlığını korur, çürümeye yer vermez.
Batılı anlamda tuval üstü natürmort ("natürmort" sözcüğü zaten Fransızcadan ödünçtür) Türk resmine ancak 19. yüzyılın ikinci yarısında, Paris'te eğitim gören Şeker Ahmed Paşa, Süleyman Seyyid ve Osman Hamdi kuşağıyla yerleşti. Şeker Ahmed Paşa'nın ayva, nar, portakal ve inciri üst üste yığdığı meyve düzenlemelerinde minyatür geleneğinin izleri hâlâ okunur. De Heem'in istiridyeleriyle bu yerli natürmortları yan yana koymak, aynı türün farklı iklimlerde nasıl başka bir dile kavuştuğunu görmenin iyi bir yoludur.


