Ana içeriğe geç

Cabaret Voltaire'in Red Mecca'sı 45 yaşında: 1981'in kasvetli ses manzarası

Cabaret Voltaire'in 1981 tarihli albümü Red Mecca 45 yaşında. Thatcher döneminin karanlığını ve elektronik müziğin geleceğini aynı anda kaydeden bu başyapıta, araştırılmış bir bağlamla yeniden bakıyoruz.

Erdem Kılıç3 dk okuma
Cabaret Voltaire'in Red Mecca'sı 45 yaşında: 1981'in kasvetli ses manzarası (Görsel: Bant Mag)
Cabaret Voltaire'in Red Mecca'sı 45 yaşında: 1981'in kasvetli ses manzarası (Görsel: Bant Mag)

Kırk beş yıl önce, İngiltere sokaklarının yandığı bir yaz ortasında yayımlanan bir kayıt, endüstriyel müziğin ve gelecekteki elektronik sesin haritasını çizmişti. Cabaret Voltaire'in Red Mecca albümü bugün hala aynı tedirginliği taşıyor.

Sheffield'de doğan bir ses

Cabaret Voltaire'in hikayesi 1973'te, İngiltere'nin sanayi kalbi Sheffield'de başlıyor. Stephen Mallinder, Richard H. Kirk ve Chris Watson bir grup kurmaktan çok, evde kurdukları bir ses laboratuvarında buluşuyor. Bant döngüleri, kendi elleriyle lehimledikleri osilatörler ve ucuz elektronik aygıtlarla "enstrümansız müzik" arıyorlar. Adlarını Dada akımının doğduğu Zürih'teki kulüpten almaları tesadüf değil: amaç akışı bozmak, dinleyiciyi rahatsız etmek. 1975'teki ilk sahne deneyimleri seyircinin saldırısıyla, hatta Mallinder'ın hastanelik olmasıyla bitiyor. Punk'ın adı henüz ortada yokken yaptıkları bu kışkırtıcı gürültü, sonradan post-punk'ın ve endüstriyel müziğin erken kaynaklarından biri sayılacak. Joy Division'la paylaştıkları sahneler de bu akrabalığı pekiştiriyor.

Red Mecca: 1981 yazının ses manzarası

Grubun Mix-Up (1979) ve The Voice of America (1980) albümlerinin ardından gelen Red Mecca, 17 Ağustos 1981'de Rough Trade etiketiyle yayımlandı; Sheffield'deki kendi stüdyoları Western Works'te o yılın mayısında kaydedilmişti. Albüm iki ateş arasında kuruluyor. Bir yanda grubun 1979 ABD turnesinde tanıştığı televangelizm ve Hristiyan sağın yükselişi, öte yanda İran devrimi ve Ortadoğu'daki dinsel siyasetin sertleşmesi var. Kirk, ismin tesadüfi olmadığını, Afganistan ve İran rehine krizinin gölgesinde seçildiğini söylemişti. Tüm bu jeopolitik gerilim, Thatcher döneminde sanayisizleşen Kuzey İngiltere'nin kasvetiyle iç içe geçiyor.

Albüm yayımlandığında Britanya sokakları yanıyordu. Brixton'dan Birmingham'a uzanan ayaklanmalar; ırkçılığa, polis şiddetine ve yoksullaşmaya karşı bir patlamaydı. Kirk daha sonra bu dönemi, insanların siyah topluluğa şiddet uygulayan polise karşı direnmek zorunda kaldığı günler olarak anacaktı. Red Mecca işte bu iklimin ses kaydı gibi: dağınık stüdyo deneyleri yerini sürükleyici ama tekinsiz ritimlere bırakıyor. "A Touch of Evil" ve "Spread the Virus" gibi parçalarda gitar gürültüsü ve klavye droneları tanıdık melodileri boğazlıyor, Mallinder'ın vokali panik atağın eşiğinde gibi. Pitchfork 2019'da albümü tüm zamanların en iyi dördüncü endüstriyel kaydı seçti ve "paranoyak, klostrofobik bir başyapıt" diye tanımladı; NME de 1981'in dokuzuncu en iyi albümü ilan etmişti.

Üç kişilik bir grup, üç ayrı yörünge

Red Mecca aynı zamanda bir dönemin kapanışı. Chris Watson albümden kısa süre sonra gruptan ayrıldı ve bambaşka bir yöne saptı: dünyanın en tanınmış doğa sesi kayıtçılarından biri oldu. David Attenborough'nun Frozen Planet ve The Secret World of Sound with David Attenborough gibi yapımlarının ses tasarımında onun imzası var; bu işlerle BAFTA'ya uzandı. Bir zamanlar sanayi gürültüsünü kaydeden kulak, buzulların ve ormanların sesine döndü. Richard H. Kirk ise adı ve mirasıyla yoluna devam etti, 2021'de 65 yaşında hayatını kaybetti. Kirk grubunu bir keresinde "electronica'nın Velvet Underground'u" diye özetlemişti; kırk beş yıl sonra bu tanım hala fazlasıyla yerinde. Mallinder ile Watson'ın son dönemde grubun ellinci yılını anmak için yeniden sahneye çıkması da bu mirasın canlılığını gösteriyor.

Türkiye'den bakış

Cabaret Voltaire'in banttan banta kopyalama, döngü ve kolaj estetiği, Türkiyeli dinleyiciye aslında yabancı değil. 1970'lerin başında Gökçen Kaynatan, Köln'de tanıştığı EMS Synthi AKS'yi Türkiye'ye getirip TRT'nin ilk yıllarında adeta tek kişilik bir elektronik stüdyo gibi çalışmış, magnetik banda kaydedilen en erken Türk sentezleyici müziklerinden bazılarını üretmişti. Ondan önce İlhan Mimaroğlu ve Bülent Arel, bant müziği ve musique concrète geleneğini yurt dışındaki stüdyolarda sürdürmüştü. Yani "enstrümansız müzik" fikri, Sheffield'deki üç arkadaşın deneyleriyle aşağı yukarı aynı yıllarda Türkiye kökenli isimlerde de karşılık buluyordu.

Görsel kültür açısından da bir köprü var. Endüstriyel ve post-punk estetiği; fotokopi dokusuna, tek renkli sertliğe, propaganda afişlerini andıran kırmızı-siyah kontrasta yaslanır. Türkiye'nin 1970'ler ve 80'ler afiş geleneğinde, sinema afişlerinden siyasi duvar baskılarına kadar benzer bir el yordamı, benzer bir grenli sertlik vardır. Red Mecca gibi bir kayıt, bugün duvara asılan bir dönem imgesi olarak da okunabilir: sesin görselleştiği, kasvetin estetiğe dönüştüğü bir an. Bu yüzden albümün kırk beşinci yılı yalnızca bir müzik yıldönümü değil, aynı zamanda bir görsel dönemin hatırlanışıdır.

İlgili Yazılar