Ana içeriğe geç

Cihan Çakmak'ın ilk müze sergisi like a warrior: otoportreden kimlik ve aidiyet

Museum Morsbroich, 75. yılını 1993 doğumlu Alman-Kürt fotoğrafçı Cihan Çakmak'ın ilk müze kişisel sergisiyle kutluyor. like a warrior, yaklaşık 60 eserle otoportre, köken ve feminist öz-savunma temalarını 8 Kasım 2026'ya kadar bir araya getiriyor.

Erdem Kılıç3 dk okuma
Cihan Çakmak'ın ilk müze sergisi like a warrior: otoportreden kimlik ve aidiyet (Görsel: Unlimited)
Cihan Çakmak'ın ilk müze sergisi like a warrior: otoportreden kimlik ve aidiyet (Görsel: Unlimited)

Leverkusen'deki Museum Morsbroich, 75. kuruluş yılını genç bir sanatçıya ayırdığı kapsamlı bir kişisel sergiyle kutluyor. Küratörlüğünü Thekla Zell'in üstlendiği like a warrior, 1993 doğumlu Alman-Kürt fotoğrafçı Cihan Çakmak'ın ilk müze kişisel sergisi. 12 Temmuz 2026'da açılan ve 8 Kasım 2026'ya kadar sürecek sergi, yaklaşık 60 eseri müzenin on bir odasına yayıyor. Sergiyi Unlimited için değerlendiren Necmi Sönmez, Çakmak'ın samimiyetini ve kolay kategorilere sığmayan deneyselliğini öne çıkarıyor.

Bir müzenin 75 yılı, bir sanatçının ilk müze sergisi

Bu seçimin anlamı, müzenin kendi geçmişine bakınca daha açık hale geliyor. Morsbroich, Ocak 1951'de barok bir şatoda açıldığında genç Federal Almanya'da güncel sanata adanmış ilk yeni müze olarak kayda geçti. Kent meclisinin 1949'da oybirliğiyle aldığı kuruluş kararı, sanayi kenti Leverkusen'e modern bir yüz kazandırmayı ve Nasyonal Sosyalist dönemin kültürel baskılarından kopmayı amaçlıyordu. Udo Kultermann yönetimindeki 1960 tarihli monokrom resim sergisi ve 1962 Lucio Fontana retrospektifi, ardından Rolf Wedewer döneminde 1969'da düzenlenen ve kavramsal sanatın erken panoramalarından sayılan Konzeption/Conception sergisi, kurumun deneysel kimliğini belirledi. Bu gelenek içinde yıldönümünü genç bir sanatçıyla anmak, müzenin kuruluş fikrine sadık bir tercih olarak okunabilir.

Otoportre bir direnç alanı olarak

Çakmak, Aşağı Saksonya'daki Osterholz-Scharmbeck'te, Türkiye'nin Kürt bölgesinden kaçarak Almanya'ya gelmiş bir ailenin çocuğu olarak doğdu. Dortmund'da uygulamalı bilimler üniversitesinde, Leipzig'deki Hochschule für Grafik und Buchkunst'ta, Lizbon'daki IADE'de ve New York'taki International Center of Photography'de eğitim aldı. 2020'de Osterholz bölgesinin Paula Modersohn-Becker Sanat Ödülü kapsamında genç sanatçı ödülünü kazandı. Bugün Berlin ve Lizbon arasında çalışıyor; 2026 başında Berlin'deki Haus am Kleistpark'ta Leaving was the only option left başlıklı sergisiyle izleyici karşısına çıkmış, Eigen+Art galerisiyle de iş birliği yapmıştı.

Serginin girişindeki not me not you (2025), sanatçıyı pembe mayosuyla çimlere uzanmış halde sırtından gösteriyor. Sönmez'e göre bu dev fotoğraf, sergi boyunca tekrar eden otoportre temasının yoğun bir özeti. Müzenin sergi metni de otoportreyi direnç ve güçlenme aracı olarak tanımlıyor, göstermek ile saklamak, özgürleşme ile kırılganlık arasındaki gerilimi vurguluyor. Çakmak kendisini, kardeşlerini ve geniş ailesinin üyelerini figür olarak kullanıyor; kuşaklar arası travma, köken ve feminist öz-savunma temaları fotoğraf, video, ses, metin ve desende iç içe geçiyor.

Sönmez'in dikkat çektiği ayrıntılardan biri eller. Özellikle when we leave dizisinde eller, bir şeyi kazıyan, saklananı açığa çıkarmaya çalışan detaylar olarak kadraja giriyor. Yazarın deyişiyle sanatçı adeta “tırnaklarıyla kazıyarak” kendi varoluş biçimini kuruyor. em-fraktal (wir selbstähnlich) dizisinde ise Almancadaki fraktal kelimesi Kurmancideki em (biz) sözcüğüyle yan yana gelerek melez bir varoluşu işaret ediyor. Sanatçının daha önce yayımlanan fotokitabı da benzer bir kurguyla ez fraktal, yani “kendine benzeyen ben” adını taşıyor.

Desenler ilk kez bu ölçekte

Sergi, Çakmak'ın 2019'dan bu yana ürettiği desenleri ilk kez kapsamlı biçimde gösteriyor. Hahnemühle kâğıt üzerine renkli kuru kalemle yapılmış Portrait (abstrakt), Wunde ve Version vom Selbst gibi işler, fotoğraflardaki beden dilinin daha içe dönük bir karşılığı gibi duruyor. Fotoğrafların önemli bir bölümü ise alüminyum kompozit panel üzerine basılmış.

Broşürdeki sanatçı metni serginin tonunu özetliyor: Çakmak, sanat yapmaması gerektiğini annesinin, sanat dünyasındaki erkeklerin ve sanat dünyasının söylediğini, ama yine de yaptığını ve gördüğünü yazıyor. Sönmez bu tavrı post-migrantisch ya da feminist etiketlerin ötesine geçen, kuir bir bakışla da okunabilecek açık uçlu bir duruş olarak yorumluyor. Sergiye, Şeyda Kurt, Maike Salazar Kämpf, Thekla Zell ve sanatçının katkılarıyla SHIFT BOOKS'tan çıkan bir katalog eşlik ediyor.

Türkiye'den bakış

Çakmak'ın hikâyesi Türkiyeli okur için uzak değil. 1961'de Almanya ile Türkiye arasında imzalanan işgücü anlaşmasıyla başlayan göç, sonraki on yıllarda siyasi nedenlerle ülkeyi terk eden ailelerle katmanlandı. Almanya'da büyüyen ikinci ve üçüncü kuşak, kendini hem “misafir işçi” kalıbının hem de köken ülkenin beklentilerinin dışında tanımlamaya çalıştı. Post-migrantisch kavramı tam da bu kuşağın, göçü geride kalmış bir olay değil toplumun kurucu gerçeklerinden biri olarak gören bakışını adlandırıyor. Sinemada Fatih Akın'ın Gegen die Wand filmi bu gerilimi geniş kitlelere taşımıştı. Çakmak ise benzer soruları daha sessiz, beden merkezli bir dille soruyor. Kadın bedeni, aile içi roller ve mizahı eleştirel bir araç olarak kullanan Nilbar Güreş gibi Türkiye kökenli sanatçıların işleriyle de bir akrabalık kurulabilir. Kurmanci sözcükleri Almanca kavramlarla yan yana getirmesi ise çok dilli bir coğrafyadan gelen okurun iyi tanıdığı bir deneyime işaret ediyor: kimliğin tek bir dile, tek bir aidiyete sığmadığı gerçeğine. Bu yüzden like a warrior, yalnızca Almanya'daki göç tartışmasının değil, Türkiye'nin çok katmanlı görsel belleğinin de bir aynası olarak izlenebilir.

İlgili Yazılar