Ana içeriğe geç

CSO Ada Ankara 2026-2027 sezonu: iki yüzyıllık orkestranın yeni programı

Kültür ve Turizm Bakanı, CSO Ada Ankara'nın yeni sezonunu duyurdu. Royal Philharmonic Orchestra'dan Emma Shapplin'e, Leyla Gencer anmasından Suna Kan Günleri'ne uzanan program eylülde başlıyor.

Erdem Kılıç3 dk okuma
CSO Ada Ankara 2026-2027 sezonu: iki yüzyıllık orkestranın yeni programı (Görsel: Sanattan Yansımalar)
CSO Ada Ankara 2026-2027 sezonu: iki yüzyıllık orkestranın yeni programı (Görsel: Sanattan Yansımalar)

Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy, başkentin en yeni müzik kampüsü CSO Ada Ankara'nın 2026-2027 sanat sezonu programını duyurdu. Klasik müzikten operaya, tiyatrodan geleneksel Türk müziğine, halk müziğinden dansa ve caza uzanan program eylülde perdesini açacak. Sezona Royal Philharmonic Orchestra, Kore Senfonik Orkestrası, Fransız soprano Emma Shapplin ve piyanist Elisabeth Leonskaja gibi uluslararası isimler eşlik edecek.

İki yüzyıla yaklaşan bir orkestranın evi

CSO Ada Ankara, adını taşıdığı Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası'nın uzun bir bekleyişin ardından kavuştuğu yapı. Konser salonunun temeli 1990'ların başında atıldı, Uygur Mimarlık imzalı proje 1992'de açılan ulusal yarışmada birincilik kazandı, ancak bina ancak 2020 sonunda hizmete girebildi. Bugün iki binden fazla koltuklu büyük salonu, daha küçük ölçekli mavi salonu, orkestranın geçmişini taşıyan tarihi salonu, müzesi ve açık hava alanlarıyla bütün bir müzik kampüsü olarak işliyor.

Orkestranın kendisi ise Türkiye'nin en köklü sanat kurumlarından biri. Kökleri 1826'da II. Mahmud döneminde kurulan Mızıka-ı Hümayun'a uzanan topluluk, kesintisiz varlığını sürdüren dünyanın en eski orkestralarından sayılıyor ve 200. yılına yaklaşıyor. 1924'te Mustafa Kemal'in isteğiyle Ankara'ya taşınan orkestra, önce filarmoni, ardından senfoni adını aldı. Yeni sezonun bu köklü kimlik üzerine kurulması dikkat çekici: program, devletin farklı sanat kurumlarını aynı çatı altında topluyor. Devlet Opera ve Balesi, Devlet Tiyatroları, Devlet Çoksesli Korosu ve çeşitli Türk müziği toplulukları sezon boyunca aynı sahneleri paylaşacak.

Dünya konukları, festival ve iki anma

Sezon eylülde Kore Senfonik Orkestrası ile Brandenburg Eyalet Gençlik Korosu'nun konserleriyle başlıyor. Ayın ikinci yarısı, 2021'den bu yana Kültür ve Turizm Bakanlığı'nın yürüttüğü Türkiye Kültür Yolu Festivalleri'nin Ankara ayağına ayrılmış durumda. Festivalin uluslararası konukları arasında, 1946'da Sir Thomas Beecham tarafından Londra'da kurulan Royal Philharmonic Orchestra öne çıkıyor. Orkestranın sahneyi paylaşacağı Elisabeth Leonskaja, Tiflis doğumlu Avusturyalı bir piyanist; Sviatoslav Richter ile verdiği ikili konserlerle ve Beethoven ile Schubert yorumlarıyla tanınıyor. "Carmine Meo" albümüyle klasik-crossover türünün tanınmış seslerinden Emma Shapplin ve National Arab Orchestra da festival konukları arasında. Yerli sahnede Kerem Görsev Trio, Büşra Kayıkçı ve Opus 503 gibi isimler yer alacak.

Ekim ayı iki büyük ismin anısına ayrılıyor. Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası'nın vereceği Leyla Gencer Anma Konseri, dünya opera tarihine "La Diva Turca" olarak geçen sopranoyu anacak. 1957 ile 1980 arasında La Scala'nın primadonnalarından olan Gencer, unutulmuş Donizetti operalarını yeniden sahneye taşıyarak "Donizetti rönesansına" katkı vermişti. Suna Kan Günleri ise Türk müziğinin usta kemancılarından Suna Kan'ı anacak. 1936 Adana doğumlu Kan, 1948'de yalnızca kendisi ve İdil Biret için çıkarılan bir yasayla devlet bursuyla Paris'e gönderilen "harika çocuklar" kuşağının simge isimlerindendi.

Program, Ekim 2026'dan Ocak 2027'ye Devlet Tiyatroları'nın dokuz bölge müdürlüğünden gelen yapımları da kapsıyor: "Keşanlı Ali Destanı", "Ağır Roman", "Lysistrata", "Frankenstein" ve "Anne Boleyn" bunlardan yalnızca birkaçı. Bakanlığın açıklamasında "senfonik arabesk" tanımının ve Ramazan etkinliklerinin özellikle vurgulanması dikkat çekerken, etkinliklerin bilet fiyat aralığına dair bir bilgi paylaşılmadı.

Türkiye'den bakış

Türkiye'de senfoni, opera ve devlet tiyatrosu gibi kurumlar yalnızca birer sahne değil, erken Cumhuriyet'in kültürel modernleşme projesinin görünür yüzüdür. 1930'lar ve 1940'larda biçimlenen bu yapılar, Ankara'yı bir yönetim merkezinden bir kültür başkentine dönüştürme iradesinin ürünüydü. Suna Kan ile İdil Biret için özel bir yasa çıkarılması da bu dönemin ruhunu anlatır. Görsel kültür açısından bakıldığında, bu kurumların en kalıcı izlerinden biri afişleridir. Devlet operası ve tiyatrolarının onlarca yıllık oyun ve konser afişleri, Türk grafik tasarımının en özgün örneklerini barındırır; tipografiden illüstrasyona uzanan bu işler bir dönemin estetik dilini bugüne taşır. Leyla Gencer'in La Scala yılları ya da CSO'nun iki yüzyıla yaklaşan tarihi, aynı zamanda bu görsel belleğin de parçasıdır. Yeni sezonun onlarca yapımı, ileride koleksiyonların konusu olabilecek yeni bir afiş arşivi de üretecek. Ankara'nın bu programı, sahnedeki müziğin yanı sıra duvarda yaşamaya devam eden bir görsel geleneği de sürdürüyor.

İlgili Yazılar