Şefik Kahramankaptan'ın 41 albümlük sessiz arşivi: Türk müziğine bir kayıt notu
Emekli gazeteci Şefik Kahramankaptan, yirmi yılı aşkın süredir Türk besteci ve icracılarının yapıtlarını CD'ye kazandırıyor. Cengiz Tanç'tan Ateş Pars'a uzanan bu arşiv, salonda kalan bir repertuvarı kalıcılaştırma çabası.

Türk çoksesli müziğinin en kırılgan yanı, çoğu zaman eserlerin bestelenmesi değil, seslendirildikten sonra ortadan kaybolmasıdır. Bir konser biter, notalar rafa döner ve kayıt yoksa yapıt fiilen erişilemez hale gelir. Kültür sanat gazeteciliğinden 1998'de emekliye ayrılan Şefik Kahramankaptan'ın yıllara yayılan CD üretimi, tam da bu boşluğu doldurmaya dönük bir arşiv çalışması olarak okunmayı hak ediyor.
Bir masadan bir stüdyoya
Kahramankaptan, uzun yıllar Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası ve Ankara Müzik Festivali için konser notları yazmış, kültür sanat alanında kalem oynatmış bir isim. Emeklilikle birlikte gazetecilik masasını bırakıp Türk besteci ve icracılarının yapıtlarını kayda geçirmeye yöneldi. Kendi aktardığına göre 2020'ye kadar, bazıları çift CD olmak üzere 41 klasik müzik albümü yapımını tamamladı.
Bu üretimin görünmeyen tarafı, telif ve izin emeğidir. Kahramankaptan, besteci ve icracıların muvafakatnamelerini kendilerinden ya da varislerinden aldığını, kayıt ve yapım finansmanı için de çeşitli kamu kurumları ile özel kuruluşların desteğine başvurduğunu belirtiyor. Bandrol zorunluluğunun henüz gelmediği dönemde bu yapımlar önce destekçi kuruluşların ambleminde promosyon olarak dağıtıldı, sonra A.K. Müzik, SCAMV ve ÇAĞSAV Müzik etiketleri altında raflara taşındı. Kahramankaptan'ın uzun süre başkanlığını yürüttüğü Çağdaş Sanatlar Vakfı'nın müzik etiketi, serinin son halkalarının çatısı oldu.
Kaydı olmayan bestecilere alan açmak
Serinin ağırlık merkezi, adı akademik çevrelerin dışına yeterince taşınmamış isimler. Bunların başında Cengiz Tanç geliyor. 1933 doğumlu, Londra ve Ankara'da yetişen, uzun yıllar Mimar Sinan Üniversitesi Devlet Konservatuvarı'nda kompozisyon bölümü başkanlığı yapan Tanç, 1997'deki erken ölümünün ardından repertuvardan hızla silinme riskiyle karşı karşıyaydı. Erken yapıtlarında Bartók ve Stravinski etkisiyle halk müziği malzemesini harmanlayan besteci, giderek daha öznel bir dile yöneldi. Canlı kayıtlardan derlenen "Cengiz Tanç: Orkestra Yapıtları" albümü, tam da bu unutulma tehlikesine karşı kurulmuş bir hafıza notu.
Bir diğer örnek Ateş Pars. Nadia Boulanger'yle çalışmış, atonal ve dizisel yazıda ısrar eden, folklordan bilinçli biçimde uzak duran Pars, bu çizgiyi bugün de sürdüren nadir Türk bestecilerinden. "Ateş Pars: Senfonik Eserler" albümü, bir piyano konçertosu, iki senfoni ve üflemeli çalgılar yedilisini bir araya getiriyor.
Seri sadece geçmişe dönük değil. Piyanist İnci Yakar Birol'un ilk kişisel albümü "Saygun'a Saygı", Ahmet Adnan Saygun'un ölümünün 30. yıldönümünde kaydedildi ve bestecinin üç yapıtının yanında sanatçının kendi bestesini de içeriyor. Oda müziği tarafında ise kemancı Özcan Ulucan ile piyanist Birsen Ulucan'ın kurduğu Ulucan Duo ve çellist Ozan Evrim Tunca'nın katıldığı Ulucan Trio, hem büyük repertuvarı hem de Türk bestecilerin piyanolu üçlülerini kayda geçiriyor.
Dikkat çeken bir ayrıntı da albümlerin görsel kimliği. Cengiz Tanç kaydının kapağında ressam Habib Aydoğdu'nun, Ateş Pars albümünde ise Zahit Büyükişleyen'in tablosu yer alıyor. Ses arşivi, çağdaş Türk resmiyle aynı kapak içinde buluşuyor.
Türkiye'den bakış
Bu arşiv çabasını anlamlı kılan asıl zemin, Cumhuriyet'in müzik politikasıdır. Necil Kâzım Akses, Hasan Ferit Alnar, Ulvi Cemal Erkin, Cemal Reşit Rey ve Ahmet Adnan Saygun'dan oluşan "Türk Beşleri", 1920'ler ve 30'larda halk ezgisini Batı formlarıyla buluşturma projesinin taşıyıcısı oldu. Cengiz Tanç ve Ateş Pars gibi isimler ise bu kuruluş kuşağının ardından gelen, kimi zaman ulusal sentezden kopup atonal ve dizisel dile yönelen ikinci, üçüncü kuşağı temsil eder. Türkiyeli okur için buradaki mesele salt müzik değil, bir kültürel hafıza sorunudur: plak ve CD kaydı olmayan besteci, ders kitabında bir isim olarak kalır ama sesi duyulmaz.
Görsel kültür açısından da tanıdık bir hikaye bu. Tıpkı eski Türk film afişlerinin, dergi kapaklarının ya da devlet tiyatrosu programlarının yıllarca koleksiyoncuların özel çabasıyla korunması gibi, klasik müzik kayıtları da kurumsal değil bireysel bir ısrarla ayakta kalıyor. Albüm kapaklarına Habib Aydoğdu ve Zahit Büyükişleyen imzalı tabloların seçilmesi, sesin ve imgenin aynı belleğin parçası olduğunu hatırlatıyor. Bir ülkenin görsel ve işitsel arşivini kime, hangi bütçeyle emanet ettiğimiz sorusu, bu 41 albümün arkasında sessizce duruyor.


