Şefik Kahramankaptan'ın librettoları: Anadolu efsaneleri opera sahnesinde
Gazeteci ve librettist Şefik Kahramankaptan'ın Uçarcasına'dan Şahmeran'a uzanan opera ve bale librettoları, Türk sahnesinde yerli konulu bir repertuvar kurma çabasının izini sürüyor.

Türkiye'de opera ve bale denince akla önce besteciler, orkestra şefleri ve dansçılar gelir. Oysa perde açılmadan çok önce sahnedeki hikâyenin iskeletini kuran bir isim daha vardır: librettist. Gazeteci ve sanat yazarı Şefik Kahramankaptan, yarım yüzyıla yaklaşan meslek yaşamının önemli bir bölümünü bu az konuşulan zanaate ayırdı. 1949 İstanbul doğumlu Kahramankaptan, Ankara Üniversitesi Mülkiye'nin gazetecilik bölümünden 1971'de mezun oldu, Ulus, Tercüman ve Cumhuriyet gibi gazetelerde çalıştı, 1975 ve 1976'da Ankara Gazeteciler Cemiyeti'nin “Altın Kalem” ödülüne değer görüldü. Opera, bale ve çoksesli müzik üzerine yazılarıyla tanınan Kahramankaptan, zamanla sahneyi yalnızca izleyen değil, ona metin de yazan bir isme dönüştü.
Sahneye çıkan librettolar
Kahramankaptan'ın ilk sahne projesi Uçarcasına oldu. Librettosunu yazıp Türk bestecilerin senfonik eserlerinden bir müzik örgüsü derlediği bale, 29 Ekim 1998'de Cumhuriyet'in 75. yıl gecesinde Ankara Devlet Opera ve Balesi tarafından sahnelendi. Uğur Seyrek'in koreografisini yaptığı yapıt, köyden kente göçen bir ailenin kızının yaşamı üzerinden Cumhuriyet tarihini anlatıyordu ve dönemin basınında “ilk konulu Türk neoklasik balesi” olarak anıldı. Kaynaklara göre sezon boyunca altı temsil verildi, sonrasında yeniden gündeme gelmedi.
Bunu başka projeler izledi. Mevlana düşüncesini konu alan Mevlana'nın Çağrısı, 2008'de Mersin Devlet Opera ve Balesi'nde Can Atilla'nın müzikleri ve Mehmet Balkan'ın koreografisiyle dünya prömiyeri yaptı, İstanbul ve Ankara dışında pek çok sahnede yıllarca repertuvarda kaldı. Hasan Tura'nın bestelediği Aspendos - Yüzyılların Aşkı, 2013'te antik tiyatronun kendi taşları arasında düzenlenen Aspendos Uluslararası Opera ve Bale Festivali'nde seyirciyle buluştu. Aynı yıl besteci Ali Hoca'nın müziğiyle Antalya'da prömiyeri yapılan Lale Çılgınlığı (Tulipmania) operası da Kahramankaptan'ın librettolarından biriydi.
Şahmeran: dokuz yıl bekleyen opera
Kahramankaptan'ın en dikkat çekici işlerinden biri, konusunu Anadolu ve Orta Doğu söylencelerinden alan Şahmeran operası oldu. Bujor Hoinic'in bestelediği yapıt, Mersin Devlet Opera ve Balesi repertuvarına alınıp dekor ve kostüm çalışmaları başladıktan sonra idari bir kararla beklemeye alındı. Eser, yaklaşık dokuz yıllık aradan sonra 2023-2024 sezonunun sonunda Samsun Devlet Opera ve Balesi tarafından sahnelendi. Prömiyeri, 8 Haziran 2024'te Samsun Kültür Yolu Festivali'nin açılış temsili olarak Murat Atak'ın rejisiyle gerçekleşti. Yılanların şahı Şahmeran ile Anadolu'da Lokman Hekim olarak bilinen Lokman'ın hikâyesini anlatan yapımda dekor Tayfun Çebi, kostüm ise Funda Çebi imzası taşıyordu.
Librettistin sahnelenmeyi bekleyen dosyaları da az değil. Hacı Bektaş-ı Velî'yi konu alan Ak Güvercin Gibi'nin librettosu Sanat Kurulu tarafından repertuvara alındı, Adnan Saygun'un 100. doğum yılı için yazdığı Saygun Emre operasının ise yalnızca prelüdü 2009'da Bilkent Senfoni Orkestrası'nca seslendirilebildi. Bunların yanında Batı sahnesinin klasiklerini Türk sahnesine uyarladığı işler de var: West Side Story müzikalinin metnini yeniden düzenledi, Çaykovski'nin Kuğu Gölü'nü koreograf Mehmet Balkan'ın istekleri doğrultusunda yeniden kurguladı, Bir Yaz Gecesi Rüyası'nı güncel tiyatro metinleriyle harmanladı.
Türkiye'den bakış
Türk operası, 1949'daki kuruluşundan bu yana repertuvarını ağırlıkla çeviri ve uyarlama Batı yapıtları üzerine kurdu, yerli konulu librettolar bu tablonun içinde uzun süre istisna kaldı. Kahramankaptan'ın kendi söylencelerimizden beslenen metinleri işte bu boşlukta anlam kazanıyor. Özellikle Şahmeran, sahneye taşınmadan çok önce Türk görsel kültürünün en köklü imgelerinden biriydi. Yarı insan yarı yılan bu ölümsüz varlık, Anadolu evlerine cam altı resim geleneğiyle girdi, süslü tacı, hayat ağacı ve kuş motifleriyle birlikte bereketi, korunmayı ve ölümsüzlüğü simgeledi. Mardin ve Tarsus başta olmak üzere pek çok yörede evi kötülüklerden koruduğuna inanıldı. Bedri Rahmi Eyüboğlu gibi modern ustalar da bu halk motifini tuvale taşıyarak geleneği çağdaş resimle buluşturdu. Bir efsanenin cam altından operaya, yazma baskıdan duvara uzanan yolculuğu, aynı imgenin farklı zanaatlerde nasıl yeniden doğduğunu gösteriyor. Sahne metni ile görsel motif, aslında aynı kültürel hafızanın iki ayrı dilidir.


