Da Bai'nin ardından: How Do You Bury A Whale? ve sahnede ekolojik yas
Royal Central mezunu dört sanatçının kurduğu Plan by 5 kolektifi, Çin'de esarette ölen beyaz balina Da Bai'nin hikâyesini belgesel tiyatroyla sahneye taşıyor. Türkiye'den Iraz Akçam'ın yer aldığı yapım, ekolojik yası ve insanın diğer canlılarla kurduğu tahakküm ilişkisini sorguluyor.

Londra'nın bağımsız sahne takviminde bu yaz öne çıkan işlerden biri, doğrudan bir hayvanın ölümünden yola çıkıyordu. Royal Central School of Speech and Drama'da bir araya gelen dört sanatçının, Yi Wang, Murphy Ziyue Wang, Iraz Akçam ve Abby Junzhu Zhao'nun kurduğu Plan by 5 kolektifi, How Do You Bury A Whale? adlı 50 dakikalık işini 14 Ağustos'ta Camden Fringe kapsamında, 29 ve 30 Ağustos'ta ise Camden People's Theatre'da sahneledi. Türkiye'den tiyatro ve performans sanatçısı Iraz Akçam'ın da içinde olduğu ekip, tek bir soruyu merkeze alıyor: insan denetimi altında ölen bir canlı için yas tutmak mümkün mü?
Da Bai'nin hikâyesi
Performansın çıkış noktası, 2024 kışında Çin'in Hangzhou kentindeki bir deniz parkında yaşamını yitiren beyaz balina Da Bai. Havuzun dibine batarak ölen balinanın devasa bedeni, parkın arkasındaki bir atık alanına bırakıldı. Yapım hikâyeyi balinanın son bakıcısının tanıklığıyla açıyor ve oradan kayıp, sevgi ve insandışı bir varlığı hatırlama ihtiyacına uzanıyor. Kolektif; bilim insanları, deniz biyologları ve çevre aktivistleriyle yaptığı görüşmeleri, belgeleri, sesli deneyleri ve şiirsel anlatıyı aynı sahnede buluşturuyor. Akçam yapımın asıl meselesini, bir hayvanın ölümünden çok bu ölüme nasıl bu kadar kayıtsız kalabildiğimiz sorusu olarak tarif ediyor. Sahnede açılmaya çalışılan şey ise kimin yasının görünür, kiminkinin görünmez sayıldığına dair bir alan.
Esaret endüstrisinin sessiz bilançosu
Da Bai'nin öyküsü tekil bir kaza değil, giderek büyüyen bir tablonun parçası. Çin, dünyanın en hızlı genişleyen deniz parkı endüstrilerinden birine ev sahipliği yapıyor. China Cetacean Alliance verilerine göre ülkede esaret altında tutulan yunus ve balina sayısı 2019'da yaklaşık bin iken 2024'te 1.300'ü aştı. Beyaz balinalar bu endüstrinin en çok talep gören canlıları arasında. Oysa uzun ömürlü, son derece sosyal ve geniş sularda yol alan bu türler için havuz koşulları kronik strese ve erken ölümlere yol açıyor. Tartışma Asya'yla da sınırlı değil. Kanada'da Marineland'in kapanmasının ardından başka tesislere nakledilen belugaların kısa sürede ölmesi, sorunun tek bir kötü tesis meselesi olmadığını, esaret sisteminin kendisinin sorgulanması gerektiğini gösteriyor. Plan by 5'in işi de tam bu noktaya, tek bir ölümün ardındaki yapısal şiddete bakıyor.
Belgesel tiyatronun yas dili
How Do You Bury A Whale? biçim olarak da anlamlı bir gelenekten besleniyor. Yirmi birinci yüzyılın başında İngiltere'de yükselen belgesel tiyatro ve onun verbatim denen alt türü, kurmaca yerine gerçek tanıklıkların, röportajların ve belgelerin sözcüklerini sahneye taşıyor. Royal Central gibi okulların müfredatında yer edinen bu yaklaşım, gazetecilikle sanat arasında bir köprü kuruyor. Kolektifin röportaj kayıtlarını, fiziksel keşfi ve sesi bir arada kullanması, ekolojik yası soyut bir kavram olmaktan çıkarıp somut bir tanıklığa dönüştürme çabası olarak okunabilir. Son yıllarda hem akademinin hem sanatın giderek daha çok eğildiği ekolojik yas, iklim krizi ve tür kayıpları karşısında hissedilen, çoğu zaman adı konmamış bir keder. Gömülemeyen bir balina bedeni, bu kederin sahnedeki en çıplak imgesine dönüşüyor.
Türkiye'den bakış
Bu tartışma Türkiyeli okura hiç de uzak değil. Ülkede yunus parkları uzun yıllardır hayvan hakları örgütlerinin gündeminde. Kaş Yunus Parkı'nın kapatılması, çeşitli tesislerde gündeme gelen yasa dışı üretim iddiaları ve esaret altındaki deniz memelilerinin yaşam koşulları, Da Bai'nin öyküsüyle aynı etik zeminde buluşuyor. Ekolojik yasın toplumca deneyimlendiği bir an ararsak, 2021'de Marmara Denizi'ni kaplayan müsilaj felaketini hatırlamak yeter. Kıyıya vuran ölü canlılar ve boğulan bir denizin görüntüleri milyonların gözü önünde bir keder yaratmıştı. Görsel kültürümüzde deniz çoğu zaman bereketin, tatilin ve maviliğin simgesi olarak resmedilir. Oysa son dönemde hem güncel sanatta hem belgesel sahnede deniz, kaybın ve kırılganlığın alanı olarak yeniden düşünülüyor. Türkiye'den bir sanatçının böyle bir işin yaratıcı ekibinde yer alması, İstanbul Fringe gibi bağımsız platformların beslediği deneysel ve meseleci bir kuşağın uluslararası sahnelerde görünür olduğuna da işaret ediyor. Bir balinanın nasıl gömüleceği sorusu, aslında bizim kendi kıyılarımızda neyi görmeyi seçtiğimizi de soruyor.


