Mehtap Baydu'nun Arter sergisi kitaba dönüştü: Bedenin, dilin ve annenin sesi
Mehtap Baydu'nun Türkiye'deki ilk kurumsal kişisel sergisi "Seni Sevmek Çok Zor!" için hazırlanan kitap Arter Yayınları'ndan çıktı. Yayında şiir, felsefe ve sanatçının annesiyle Bingöl Zazacasında yaptığı bir söyleşi bir arada.

Arter'de 29 Nisan 2026'da açılan ve 15 Kasım 2026'ya kadar sürecek "Seni Sevmek Çok Zor!" sergisinin kitabı, Arter Yayınları'nın 104. kitabı olarak yayımlandı. Berlin'de yaşayan Mehtap Baydu'nun Türkiye'deki ilk kurumsal kişisel sergisine eşlik eden yayın, klasik bir sergi kataloğundan çok, farklı seslerin sanatçının yapıtları etrafında buluştuğu bir derleme olarak hazırlanmış.
Mektupla açılan, şiirle ve felsefeyle süren bir kitap
Selen Ansen ve Süreyyya Evren'in hazırladığı kitap, serginin küratörü Ansen'in sanatçıya yazdığı bir mektupla açılıyor. Ardından küratör ve sanat tarihçisi Sandeep Sodhi'nin Baydu'nun üretim pratiğini değerlendirdiği "Yağmurdan Önce Tavuskuşu Dans Ettiğinde" başlıklı metni geliyor. Şair ve yazar Anita Sezgener, Baydu'nun işlerinden yola çıkarak "24 Omurlu Noktasallık" adlı bir şiir yazmış. Felsefeci Emre Şan ise "Bedenimle Diğer Her Şey Arasındaki Mesafe" başlıklı yazısında sanatçının Ben ve Her Şey Arasındaki Mesafe (Camdan Bir Beden) adlı yapıtına odaklanıyor.
Kitabın en dikkat çekici bölümü, Baydu'nun annesiyle Bingöl Zazacasında yaptığı söyleşi. Türkçe olarak yayımlanan 150 sayfalık kitabın tasarımı Ayşe Bozkurt'a ait. Yapıtların röprodüksiyon fotoğraflarını Hadiye Cangökçe, sergi görünümlerini Kayhan Kaygusuz çekmiş. Fırat Rüzgar'ın kareleri de kurulum ve üretim süreçlerini belgeliyor.
Sergide neler var
Sergi, Baydu'nun yeni üretimlerini son dönem işlerinden bir seçkiyle bir araya getiriyor ve beden ile nesne arasındaki etkileşime odaklanıyor. Basına yansıyan bilgilere göre öne çıkan işler şunlar:
- Wirbelsäule: Sanatçının bedeninin farklı bölgelerinden alınmış kalıpların birbirine geçirilmesiyle oluşan, yaklaşık dört metre yüksekliğinde bir heykel. Birleşme ile parçalanmayı birbirine karşıt iki güç olarak ele alıyor. Sezgener'in şiirinin adındaki "omur" vurgusu da bu omurga imgesine işaret ediyor gibi.
- Ben ve Her Şey Arasındaki Mesafe: Sürüngenlerin ve böceklerin büyürken bıraktıkları dış iskeletlere gönderme yapan bir iş.
- Otoportre: Birdirbir: Mesafe, kimlik geçişi ve dönüşüm üzerine kurulmuş bir heykel dizisi.
- Burulma: 2025 tarihli, New York'ta bir ormanda gerçekleştirilen performansın video kaydı.
- Nefes (Atem): Sanatçının 2019'da Berlin'de yaptığı performansın Arter için yeniden kurgulanmış hali. Baydu, odanın hacmine yaklaşan bir balonu yalnızca nefesiyle şişiriyor. Balon büyüdükçe kendi hareket alanı daralıyor. Performans, sergi açıldıktan sonraki haftalarda belirli günlerde canlı olarak tekrarlandı.
Kozadan pestile: Bedeni malzeme olarak kullanmak
Baydu'nun Arter'deki işleri, yaklaşık yirmi yıllık bir pratiğin devamı niteliğinde. 1972'de Bingöl'de doğan sanatçı, Hacettepe Üniversitesi'nde heykel okuduktan sonra Kassel'e yerleşti. Sanatçının bu dönemde Kassel'deki documenta-Halle'de gerçekleştirdiği iki performans, bugünkü dilinin erken örnekleri sayılabilir. Cocoon (Koza) adlı işinde, gündelik hayatta karşılaştığı erkeklerden topladığı 33 gömleği şeritler halinde kesti ve on sekiz gün boyunca seyircisiz bir ortamda bu şeritlerle kendine bir koza ördü. 2010 tarihli Eat me, Meet me performansında ise pestilden yapılmış, el yapımı bir elbise giydi.
İstanbul Modern koleksiyonunda bulunan Otoportre: Bir Karaktere Bürünmek (2017) de benzer bir yöntemle çalışıyor. Sanatçı farklı geçmişlerden kadınlardan topladığı elbiseleri üst üste giyiyor, ardından tek tek çıkarıyor. Ters dönmüş giysiler pleksi içinde bir heykele dönüşüyor. Kurum, işi bir kadının hayatı boyunca üstlendiği rollerin ve bu rollerden tümüyle sıyrılmanın imkânsızlığının sorgulanması olarak tanımlıyor. Baydu'nun 2025'te Staatliche Kunsthalle Baden-Baden'de açtığı kişisel sergiye ise Let Your Rain Fall (Kendi Yağmurunu Yağdırmak) adını vermişti. Sodhi'nin metnindeki yağmur imgesi bu sergiyle bir süreklilik kuruyor gibi görünüyor.
Bu işlerin hepsinde beden hem malzeme hem ölçü olarak kullanılıyor. Toplanan gömlekler, giyilip çıkarılan elbiseler, yenebilen bir giysi ya da nefesle şişen bir balon, bireysel bedeni toplumsal ilişkilere bağlayan araçlara dönüşüyor.
Türkiye'den bakış
Baydu'nun kitabındaki Zazaca söyleşi küçük ama önemli bir ayrıntı. Türkiye'nin büyük sanat kurumlarının yayınlarında Zazaca gibi bir dile, üstelik bir sanatçının annesiyle yaptığı ev içi bir konuşma biçiminde yer verilmesi pek alışılmış bir durum değil. Bu söyleşi, sanatçının bedenle kurduğu ilişkinin kökenlerini anadil ve aile hafızasıyla birlikte okumayı mümkün kılıyor. Baydu'nun işlerinde kimliğin bir kez giyilip çıkarılamayacağı fikri sıkça işleniyor. Bu fikir, bir dili ya da bir coğrafyayı arkada bırakıp yeniden kurmaya çalışan göçmen deneyimiyle de örtüşüyor.
Baydu, Türkiye'den yurtdışına giderek bedeni merkeze alan bir dil geliştiren kadın sanatçılar geleneğinin de bir parçası. Nil Yalter'in 1970'lerde Paris'te ürettiği Topak Ev ve La femme sans tête ou la danse du ventre gibi işler, göçebe yaşamı ve kadın bedenini politik bir mesele olarak ele almıştı. Baydu'nun pestilden elbisesi ya da kozası da benzer biçimde, Anadolu'nun ev içi zanaatlarını ve kadın emeğini çağdaş performansın diline taşıyor. Arter'in son yıllarda Hera Büyüktaşçıyan gibi hafıza ve aidiyet sorunlarıyla çalışan sanatçılara kişisel sergiler ve kapsamlı yayınlar ayırması, bu hattın yerli kurumlarda giderek daha fazla görünür hale geldiğini gösteriyor. Sergiyi 15 Kasım'a kadar göremeyecek okurlar için bu kitap, bu birikimin kalıcı bir kaydı olarak değer taşıyor.
Kaynak: Argonotlar
Editoryal ilkelerimiz

