Mehtap Baydu Arter'de: Bedenin sermayeye dönüştüğü çağda nefes almak
Mehtap Baydu'nun Türkiye'deki ilk kurumsal kişisel sergisi Seni Sevmek Çok Zor!, Selen Ansen küratörlüğünde 15 Kasım 2026'ya kadar Arter'de. Sergi, performans, heykel ve videoyla bedenin ölçülen, ütülenen ve pazarlanan bir sermayeye nasıl dönüştüğünü sorguluyor.

Berlin'de yaşayan ve üretimini orada sürdüren Mehtap Baydu'nun Türkiye'deki ilk kurumsal kişisel sergisi Seni Sevmek Çok Zor!, Selen Ansen küratörlüğünde 15 Kasım 2026'ya kadar Arter'de görülebiliyor. Performans, heykel, fotoğraf, video ve seramiği bir araya getiren sergi, beden, kimlik, aidiyet ve dönüşüm kavramlarının çevresinde kuruluyor. Unlimited dergisinde sergiyi değerlendiren Kübra Aycan Gelekçi ise sergiyi tek bir kavram üzerinden okumayı öneriyor: karizma. Yazara göre Baydu, bedenin bir sermayeye, pazarlanabilir bir imgeye ya da disipline edilen bir nesneye dönüştürülmesini hem sergiliyor hem de bu mantığı tersyüz ediyor.
Bingöl'den Kassel'e, oradan Berlin'e
Baydu, Bingöl doğumlu. 2000 yılında Hacettepe Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Heykel Bölümü'nden mezun oldu, ardından Kassel Güzel Sanatlar Üniversitesi'nde Dorothee von Windheim ile çalışarak Meisterschülerin unvanını aldı. Otto Braun bursu ve Kassel'de verilen çeşitli sanat ödüllerinin yanı sıra Nordhorn Şehir Galerisi'nin sanat ödülünü de kazandı. Tarabya Kültür Akademisi'nde iki dönem burslu sanatçı olarak bulundu. İşleri Kunsthalle Fridericianum, Tanas Berlin ve Leuven'deki STUK gibi kurumlarda gösterildi. 2015 Mardin Bienali'ne katıldı. Cocoon adlı yapıtı Arter koleksiyonunda yer alıyor. Galeri Nev'deki son kişisel sergileri ise Der Wald War Noch Nackt! (2022) ve The Beginning of Memory (2024) oldu.
Sanatçı daha çok bir performans sanatçısı olarak tanınıyor. Çok kültürlü bağlamlarda toplumsal cinsiyet rolleri ile hassas dinî ve siyasi meseleler, pratiğinin ana eksenini oluşturuyor. Arter sergisi bu çizgiyi geniş bir zaman aralığında, 2010'dan bugüne uzanan işlerle izleme fırsatı veriyor.
Nefes, ütü ve kırışıklık
Serginin merkezindeki işlerden biri Atem (Almanca "nefes"). İlk kez 2019'da Berlin'de gerçekleştirilen performansta Baydu, yaklaşık 16 metrekarelik cam bir odada bir balonu odayı dolduracak kadar şişiriyor. Balon büyüdükçe sanatçının hareket alanı daralıyor ve sonunda odayı terk etmek zorunda kalıyor. Baydu bu işi kendi nefesinin bir tehdit olarak ona geri dönmesi ve yaşamak için yer bırakmaması olarak tarif ediyor. Gelekçi'nin yazısı da sergiyi bu performansla açıyor ve nefesi çağdaş "kendini iyileştirme" kültürünün merkezine yerleştiriyor: doğru nefes, pilates, makro besin hesapları, verimlilik hedefleri.
Yazarın teorik çerçevesi şöyle: dikkat ekonomisinde karizma güçlü kalmanın şartına dönüşüyor. Uyku, nabız, hormonlar ve beslenme ölçülüp optimize edilirken çalışma hayatı da bedenden yorgunluğunu ve kırılganlığını gizlemesini, "sürtünmesiz" bir işçi gibi kesintisiz işlemesini bekliyor. Baydu'nun Güne Hazırlık (2018) adlı işi bu beklentiyi absürt bir gündelik eyleme çeviriyor. Sanatçı, farklı kişilerin bedenlerinden alınmış fotoğrafları birleştirerek oluşturduğu "kâğıttan post"u ütülüyor. Videonun karşısında aynı kâğıt beden, saatlerce ütülenmesine rağmen hâlâ hafifçe kırışık hâlde sergileniyor. Gelekçi bu kırışıklığı, bedenin kusursuz optimizasyon kurgusuna karşı koruduğu organikliğin ve yaşanmışlığın izi olarak okuyor. Yanında duran bronz 1 kg Alman Köy Ekmeği (1 kg Bauernbrot) (2014) ise gündelik besinin anıtlaştırılmasıyla aynı tartışmaya mizahi bir not düşüyor.
Sergide ayrıca bir çamaşır ipine asılmış seramik beden parçaları, sanatçının kendi bedeninden dökülmüş bronz bir omurga ve yeni bir jesmonit heykel olan HAVADA! (2026) yer alıyor.
Yenilebilir bir elbise
Baydu'nun en çok anılan işlerinden biri, 2010'da Kassel'deki Documenta-Halle'de gerçekleştirdiği Eat Me Meet Me performansı. Sanatçı dut pestilinden yapılmış bir elbise giyerek bir kaidenin üzerine oturdu, elbisesinden parçalar koparıp yedi ve izleyicileri de aynısını yapmaya davet etti. Performans, keskin aletlerin ya da şiddetin olmadığı, sanatçıyla izleyici arasında samimi sohbetlerin geliştiği bir buluşma olarak kurgulanmıştı. Arter'de bu performansı heykele dönüştüren küçük ölçekli Pestil Elbise (2010) görülüyor. Gelekçi bu işi, bedenin parçalara ayrılabilen, bölünebilen ve dolaşıma sokulabilen bir tüketim nesnesine dönüşmesiyle ilişkilendiriyor. Küratör Selen Ansen'in Baydu için kullandığı ifade de bu noktada anlam kazanıyor: farklı hayatları kendi hayatına yapıştıran, yapıtı eylemle birleştiren bir sanatçı.
Türkiye'den bakış
Baydu'nun sergisi, Türkiye'de kadın sanatçıların bedeni malzeme olarak kullandığı köklü bir hattın güncel bir halkası olarak okunabilir. Nil Yalter'in 1974 tarihli La Femme sans tête ou la danse du ventre videosunda karnına yazdığı metin, kadın bedeninin başkalarının bakışı ve arzusu tarafından nasıl tanımlandığını sorguluyordu. Yarım asır sonra Baydu'nun sorusu benzer ama bağlam değişmiş durumda: bugün bedeni biçimlendiren yalnızca toplumsal gelenek değil, aynı zamanda telefon ekranındaki adım sayacı, sosyal medya algoritması ve "en iyi versiyonun ol" söylemi. Türkiye'de son on yılda hızla yaygınlaşan pilates stüdyoları, nefes atölyeleri ve wellness dili düşünüldüğünde, Gelekçi'nin sıraladığı "doğru nefes al" listesi Türkiyeli okura hiç de yabancı gelmeyecektir.
Sergiyi yerel kılan bir diğer katman da malzeme seçimi. Pestil, Anadolu'da kışa saklanan, özel günlerde ikram edilen, emek ve sabır isteyen bir besin. Onu bir elbiseye, ardından Kassel'de bir performansa taşımak, göç deneyimini ve aidiyeti en mahrem düzeyde, sofradan yola çıkarak konuşmak demek. Baydu'nun Bingöl, Ankara, Kassel ve Berlin arasında kurulan biyografisi, bu nesnelerin neden hem tanıdık hem de yabancı göründüğünü açıklıyor. Arter'deki sergi, Almanya'da uzun süredir görünür olan bir pratiğin kendi çıkış noktasıyla yeniden karşılaştığı bir an olarak da kayda geçiyor.
Kaynak: Unlimited
Editoryal ilkelerimiz

