Ana içeriğe geç

Yoko Ono İstanbul'da: "İçses ve İçyapı" sergisine eşlik eden katalog yayımlandı

Sakıp Sabancı Müzesi'ndeki "Yoko Ono: İçses ve İçyapı" sergisine, Ahu Antmen ve Jon Hendricks gibi isimlerin metinlerini içeren Türkçe-İngilizce bir katalog eşlik ediyor. Sergi, sanatçının yetmiş yılı aşan üretiminden 67 yapıtı 27 Aralık'a kadar İstanbul'da gösteriyor.

Erdem Kılıç4 dk okuma
Yoko Ono İstanbul'da: "İçses ve İçyapı" sergisine eşlik eden katalog yayımlandı (Görsel: Argonotlar)
Yoko Ono İstanbul'da: "İçses ve İçyapı" sergisine eşlik eden katalog yayımlandı (Görsel: Argonotlar)

Sabancı Üniversitesi Sakıp Sabancı Müzesi'nde (SSM) 25 Haziran'da açılan "Yoko Ono: İçses ve İçyapı" sergisi, Türkiye'de bugüne kadar düzenlenen en kapsamlı Yoko Ono sergisi. Akbank'ın desteği ve İspanya'nın León kentindeki MUSAC (Museo de Arte Contemporáneo de Castilla y León) işbirliğiyle gerçekleşen serginin kalıcı bir izi de artık okurların elinde: MUSAC ile birlikte hazırlanan Türkçe-İngilizce bir katalog.

Katalogda sanat tarihçisi Ahu Antmen, MUSAC direktörü Álvaro Rodríguez Fominaya, Connor Monahan ve Ono'nun uzun yıllardır küratörlüğünü yapan Jon Hendricks'in metinleri yer alıyor. Kitap, Yoko Ono'nun kendi yazılarından örnekleri de içeriyor. Sanatçının pratiğinde yazının ne kadar belirleyici olduğu düşünülürse bu önemli bir tercih.

León'dan İstanbul'a uzanan bir sergi

Sergi İstanbul'a gelmeden önce "Yoko Ono. Insound and Instructure" adıyla 8 Kasım 2025 ile 17 Mayıs 2026 arasında MUSAC'ta gösterildi. León'daki sergiyi Jon Hendricks, Connor Monahan ve Álvaro Rodríguez Fominaya birlikte hazırlamıştı. Seçki 1961'den 2015'e uzanan yapıtları kapsıyordu. SSM'deki versiyon ise 67 yapıttan oluşuyor ve müzenin galerilerinin yanı sıra bahçeye ve Atlı Köşk'teki Kitap Sanatları ve Hat Koleksiyonu galerisine de yayılıyor.

Serginin adı, Ono'nun 1964'te ortaya attığı iki kavramdan geliyor. Kaynaklara göre bu başlık, sanatçının aynı yıl Kyoto'da sunduğu bir konser ve gösteriye dayanıyor. "İçses" ve "içyapı", Ono'nun sesi ve izleyiciye yönelik talimatları nasıl bir araya getirdiğini anlatıyor. Eser, izleyicinin zihninde ya da eyleminde tamamlanıyor.

Sergi, Ono'nun uluslararası ölçekte yeniden okunduğu bir döneme denk geliyor. Tate Modern'de 2024'te açılan "Yoko Ono: Music of the Mind" retrospektifi 2026'da Los Angeles'taki The Broad'da gösterildi. Bu sergiye eşlik eden programda Cut Piece başka bir sanatçı tarafından yeniden sahnelendi.

Talimat, katılım ve beden

Ono'nun kariyeri 1950'lerin sonunda New York'un avangart çevrelerinde başladı. Sanatçının ilk ve en etkili yapıtları arasında sayılan talimat parçaları, bir resmin ya da performansın nasıl gerçekleşeceğini tarif eden kısa metinlerden oluşuyor. Bu yaklaşım, sanat nesnesinin kendisinden çok fikre ve izleyicinin katılımına ağırlık veren kavramsal sanatın öncülleri arasında sayılıyor.

İstanbul'daki seçkide ve León'daki sergide öne çıkan yapıtlardan bazıları:

  • Cut Piece (1964): İlk kez 20 Temmuz 1964'te Kyoto'daki Yamaichi Konser Salonu'nda sahnelendi. Ono sahneye oturup önüne bir makas bırakıyor, izleyicileri kıyafetinden parçalar kesmeye davet ediyordu. Yapıt bugün feminist performans sanatının ve Fluxus çevresinin en önemli örneklerinden biri olarak görülüyor.
  • Wish Tree: Ziyaretçilerin dileklerini yazıp bir ağaca astığı katılımcı iş. SSM'de sergide yer alıyor.
  • Voice Piece for Soprano (1961) ve Draw Circle Painting (1964): İzleyiciyi bağırmaya ya da resme kendi çizgisini eklemeye çağıran talimatlar.
  • Mend Piece (1966): Kırık fincanların ziyaretçiler tarafından onarılmasına dayanan iş.
  • A Maze (1971), Doors (2011) ve Invisible Flags (2015): Sanatçının barış temasına dönük daha geç dönem yapıtları.

MUSAC'ın sergi tanıtımında vurgulandığı gibi, bu seçkide mizah, toplumsal eleştiri, şefkat ve protesto bir arada duruyor. Bedenin kırılganlığı ve şiddet meselesi de katılımcı biçimler aracılığıyla işleniyor. Argonotlar'da yayımlanan bir eleştiri yazısının başlığı da bu noktaya işaret ediyordu: seyirci imgeyi nasıl tamamlar?

Katalog neden önemli?

Katılıma dayanan bir sergide kataloğun rolü sıradan bir belgelemeden fazlası. Ono'nun işlerinin önemli bir kısmı zaten metin olarak var oluyor. Talimat yazıya döküldüğünde yapıt da taşınabilir hale geliyor. Bu yüzden sanatçının kendi yazılarına yer veren iki dilli bir yayın, sergi kapandıktan sonra da okurun talimatları kendi zihninde yeniden "çalıştırmasına" imkan tanıyor. Ahu Antmen'in metni ise Türkiye'deki çağdaş sanat yazınına Ono üzerine kalıcı bir katkı olarak okunabilir.

Türkiye'den bakış

Yoko Ono'nun İstanbul'daki varlığı, Türkiyeli izleyici için uzun süre "John Lennon'ın eşi" kalıbına sıkışmış bir figürü kendi başına bir sanatçı olarak tanıma fırsatı. Bu açıdan SSM'nin tercihi, müzenin geçmişte Picasso, Dalí ya da Anish Kapoor gibi isimlerle kurduğu büyük uluslararası sergi çizgisinin devamı. Ancak bu kez ortada duvara asılan bir başyapıt yok. Sergi, izleyicinin eylemine ihtiyaç duyuyor.

Bu katılımcı dil Türk görsel kültürüne sanıldığı kadar yabancı değil. Wish Tree'yi gören birçok ziyaretçinin aklına Anadolu'da türbe ve yatır çevrelerindeki ağaçlara çaput bağlama geleneği gelecektir. Dileği bir nesneye bağlayıp ortak bir alana bırakmak, Ono'nun Japon kökleriyle Anadolu halk inancının beklenmedik biçimde buluştuğu bir jest.

Serginin bir bölümünün hat ve kitap sanatları koleksiyonunun bulunduğu Atlı Köşk'e yayılması da anlamlı. Hat geleneği yazıyı imgeye dönüştürür. Ono'nun talimat parçaları ise imgeyi yazıya indirger ve tamamlamayı okura bırakır. İki gelenek aynı çatı altında, metnin görsel bir deneyim olabileceğini farklı yönlerden gösteriyor.

Türkiye'de 1970'lerden bu yana kavramsal ve katılımcı yönelimler Füsun Onur, Sarkis ya da Ayşe Erkmen gibi isimlerin pratiklerinde farklı biçimlerde karşılık buldu. Ono sergisi, bu yerli birikimi uluslararası avangardın erken dönem kaynaklarıyla yan yana düşünmek için de iyi bir zemin sunuyor.

İlgili Yazılar