Ana içeriğe geç

Datça'da Kök ve Suret: Şenay Akkurt ve Ersoy Alap'ın ortak sergisi

Şenay Akkurt ve Ersoy Alap, Datça'daki Maison Magi'de Kök ve Suret başlığıyla buluşuyor. Sergi, kültürel hafızayı kazan seramiklerle sezgi ve rastlantıya dayalı soyut resmi yan yana getiriyor.

Erdem Kılıç3 dk okuma
Datça'da Kök ve Suret: Şenay Akkurt ve Ersoy Alap'ın ortak sergisi (Görsel: Unlimited)
Datça'da Kök ve Suret: Şenay Akkurt ve Ersoy Alap'ın ortak sergisi (Görsel: Unlimited)

Datça'nın taş sokaklarında, mandalina ağaçlarıyla çevrili tarihi bir evde açılan bir sergi, iki farklı sanatçı dilini aynı çatı altında buluşturuyor. Şenay Akkurt ve Ersoy Alap'ın Kök ve Suret başlıklı ortak sergisi, 15 Ağustos ile 3 Eylül 2026 tarihleri arasında Eski Datça'daki Maison Magi'de görülebilir. Sergi, Akkurt'un kültürel hafıza ve doğa etrafında dönen araştırmaya dayalı seramiklerini, Alap'ın sezgi ve rastlantıyla ilerleyen soyut resimleriyle bir araya getiriyor.

Maison Magi, sanatçı ve kurucu Sena Pir tarafından Haziran 2025'te açılan görece yeni bir mekan. Pir, doğa ve sanat sevgisiyle andığı annesi Margarita'ya, kısa adıyla Magi'ye ithaf ettiği bu taş evi yıl boyu süren bir program etrafında kurgulamış: rezidans, sergi, atölye ve söyleşilerle bölgesel ve uluslararası sanatçılara açık bir platform. Mekanın sanat koordinasyonunu İdil Berf üstleniyor. Kök ve Suret, evin ilk yılında ağırladığı sergiler arasında yer alıyor.

Kök: Şenay Akkurt ve ortak hafızanın işaretleri

Akkurt'un pratiği, kadın ile doğa arasındaki ilişkiyi yaşamı üretme, dönüştürme ve iyileştirme bilgisi üzerinden okumaya çalışıyor. Sosyoloji eğitimi alan sanatçı, seramikle Füreya Koral ile yaptığı bir söyleşi sırasında tanışmış ve 2000'den bu yana otodidakt bir yol izlemiş. Malzeme olarak seramik çamurunu, insan doğasına en çok benzeyen madde saydığı için seçiyor; kimi işlerinde sırın yanı sıra organik atık ve talaşın yanmasıyla oluşan, tekrarlanamaz yüzeyler elde ediyor.

Sanatçının araştırması paganizm, şamanizm, halk inançları, şifa gelenekleri ve ana tanrıça kültleri gibi farklı bilgi sistemlerine uzanıyor. Sergideki elle şekillendirilmiş, 150 santim yüksekliğindeki sırlı stoneware yapıt Son Şifacı, bu ilginin somutlaştığı bir örnek. Akkurt için semboller geçmişi temsil etmiyor, hatırlatıyor: doğum, ölüm, dönüşüm, bereket ve şifayla ilişkili imgeler, binlerce yıl boyunca farklı coğrafyalarda yeniden beliren ortak bir görsel dilin izleri olarak ele alınıyor.

Suret: Ersoy Alap ve oluş halindeki resim

Alap ise belirli bir anlatıdan ya da temsilden değil, soyutlama, sezgi ve rastlantıdan yola çıkıyor. Form, renk ve çizginin süreç içinde dönüşmesine alan açan sanatçı, resimlerini tamamlanmış bir sonuç değil, oluş halindeki yapılar olarak tanımlıyor. Sergideki İsimsiz (1213), tuval üzerine karışık teknikle üretilmiş 153 x 120 santimlik bir çalışma.

Alap'ın soyuta yönelişi yeni değil. Sanatçı 2016'da İstanbul'da Tünel'deki galeride açtığı Arketipler sergisinde, kuşaklar boyunca insan davranışına yerleşen kalıpları soyut bir dille tuvale taşımış; deneysel fotoğraf ile kendi geliştirdiği baskı ve kolaj tekniklerini de bu arayışın parçası kılmıştı. Kök ve Suret'te sanatçının cümlesi bu çizgiyi sürdürüyor: "Sanat bana göre bir sonuç değil, bir olasılık alanıdır."

İki pratik ilk bakışta karşıt görünse de sergi başlığında buluşuyor. Akkurt'un kökü, ortak hafızaya ve kültürel köklere uzanan bir kazı; Alap'ın sureti ise sabitlenmemiş, sürekli yeniden kurulan bir görüntü. Biri hatırlamanın, diğeri arayışın izini sürüyor.

Türkiye'den bakış

Akkurt'un ana tanrıça ve şifa temalı araştırması, bu toprakların en eski görsel katmanlarıyla doğrudan konuşuyor. Anadolu, doğurganlık ve bereketi bedenleştiren figürlerin en yoğun üretildiği coğrafyalardan biri: Çatalhöyük'ün oturan tanrıça heykelciğinden Hacılar figürinlerine, oradan Frigya'nın ana tanrıçası Kybele'ye uzanan bir hat, kadını yaşamın kaynağı olarak imleyen binlerce yıllık bir gelenek kurar. Akkurt'un çamurda aradığı ortak hafıza, aslında bu topraklarda müzelik olmaktan çok gündelik olarak yaşayan bir dil. Nazar boncuğu, adak bezi, ocaklı şifacılık ve bereket ritüelleri, sanatçının saydığı sembollerin Anadolu'daki hâlâ canlı karşılıkları. Öte yandan seramiği bağımsız bir çağdaş ifade alanına taşıyan Füreya Koral ile kurulan kişisel bağ, Akkurt'un pratiğini Türkiye'deki modern seramik soyağacına da yerleştiriyor. Son yıllarda Datça, Bodrum ve Ayvalık gibi Ege kıyılarının küçük ölçekli, doğayla iç içe sanat mekanlarına dönüşmesi de ayrı bir eğilim; sergi, hem bu coğrafi kaymanın hem de yerli görsel kültürün derin köklerinin kesiştiği bir noktada duruyor.

İlgili Yazılar