Ana içeriğe geç

Frank Bowling ilk kez İstanbul'da: Pera Müzesi'nde bir soyutlama sergisi

İngiliz sanatçı Frank Bowling'in soyut resimleri, Pera Müzesi'ndeki sergiyle ilk kez İstanbullu izleyiciyle buluşuyor. Sergi, sanatçının renk ve göç temalı üretimine yakından bakma fırsatı sunuyor.

Erdem Kılıç2 dk okuma
Frank Bowling ilk kez İstanbul'da: Pera Müzesi'nde bir soyutlama sergisi (Görsel: Google News: Sergi)
Frank Bowling ilk kez İstanbul'da: Pera Müzesi'nde bir soyutlama sergisi (Görsel: Google News: Sergi)

Çağdaş soyut resmin önemli isimlerinden İngiliz sanatçı Frank Bowling'in eserleri, Pera Müzesi'nde açılan sergiyle ilk kez İstanbullu izleyicinin karşısına çıkıyor. Her iki haber kaynağının da vurguladığı gibi, sanatçının yapıtları Türkiye'de bu kapsamda ilk kez sergileniyor. Bu buluşma, uzun ve verimli bir kariyerin ardından gelen geç ama güçlü bir tanışma anlamına geliyor.

Guyana'dan Londra'ya uzanan bir kariyer

Frank Bowling 1934'te, o dönem İngiliz sömürgesi olan British Guiana'da, bugünkü adıyla Guyana'da doğdu. Gençlik yıllarında Londra'ya yerleşti ve prestijli Royal College of Art'ta eğitim gördü. Aynı kuşaktan David Hockney gibi isimlerle birlikte yetişen sanatçı, kariyerinin erken döneminde figüratif çalışmalar üretti. Ancak asıl ününü, zamanla yöneldiği geniş ölçekli soyut tuvalleriyle kazandı.

Kariyeri boyunca Londra ile New York arasında mekik dokuyan Bowling, iki farklı sanat ortamı arasında kendine özgü bir dil kurdu. Çalışmaları hem Britanya'nın hem de Amerika'nın soyut resim geleneğiyle diyalog içindedir. Uzun yıllar hak ettiği görünürlüğe tam olarak kavuşamayan sanatçı, ileri yaşlarında yeniden keşfedildi. 2005'te Royal Academy üyeliğine seçilmesi ve sonraki yıllarda aldığı resmi onurlar, bu geç takdirin göstergeleri arasında sayılabilir.

Renk, akış ve harita imgeleri

Bowling'in resmini benzersiz kılan, renge yaklaşımıdır. Sanatçı boyayı tuval üzerine dökme, akıtma ve katmanlama tekniklerini yoğun biçimde kullandı. Poured Paintings olarak anılan işlerinde boya, kontrollü bir tesadüfle yüzeye yayılır. 1960'ların sonu ve 1970'lerde ürettiği Map Paintings serisinde ise kıtaların silüetleri, soyut renk alanlarının içinde belli belirsiz beliriyordu. Bu haritalar, hem coğrafyaya hem de sanatçının kendi göç deneyimine dair sessiz bir gönderme olarak okunabilir.

Onun yapıtlarında soyutlama, salt biçimsel bir tercih değildir. Renk alanları; kimlik, aidiyet ve bellek gibi temaları da içinde barındırır. Işıltılı yüzeyler, jel ve akrilik dokular, kimi zaman tuvale eklenen nesneler, tüm bunlar Bowling'in resmi aynı zamanda bir malzeme araştırması olarak gördüğünü yansıtır. Pera Müzesi'ndeki sergi, bu zengin üretimin İstanbul'da izlenebilmesi için bir fırsat sunuyor.

Kaynaklarda serginin kesin tarihleri, eser sayısı ya da küratöryel çerçevesine dair ayrıntılı bilgi paylaşılmadığından, bu noktalar için müzenin resmi duyurularını takip etmek yerinde olacaktır.

Türkiye'den bakış

Frank Bowling'in İstanbul'a gelişi, Türk izleyici için yalnızca yeni bir isimle tanışmaktan fazlasını ifade ediyor. Bowling'in sanatı; sömürge sonrası kimlik, göç ve iki kültür arasında yaşama meselelerini soyut resimle birleştirir. Bu izlek, Türk sanatının kendi soyutlama serüveniyle şaşırtıcı biçimde örtüşür. 1950'lerden itibaren Türkiye'de Adnan Çoker, Sabri Berkel, Ferruh Başağa ve Nejad Melih Devrim gibi sanatçılar, Batı kaynaklı soyutlamayı yerel bir duyarlılıkla yeniden yorumladı. Özellikle Nejad Devrim'in Paris'te, iki kültür arasında kurduğu renkçi soyutlama, Bowling'in Londra ile New York arasındaki konumunu andırır.

Fahrelnissa Zeid'in kozmopolit, sınır tanımayan üretimi de benzer bir açıdan okunabilir: aidiyeti tek bir coğrafyaya sığmayan sanatçılar. Bowling'in renge duyduğu tutku, geleneksel Türk görsel kültüründeki ışık ve yüzey sevgisiyle, minyatürden çiniye uzanan renk zenginliğiyle sessiz bir akrabalık kurar. Soyut renk alanlarının bir mekânla nasıl konuştuğunu düşünmek, bu sergiyi gündelik estetik deneyimimize bağlayan doğal bir köprü sunar. Bowling'in İstanbul'daki varlığı, hem küresel soyutlama tarihini hem de kendi yerel köklerimizi yeniden hatırlamak için iyi bir vesile.

İlgili Yazılar