Deniz Gül'ün üç sergisi: sanatçının kendi belleğini arşivlemesi üzerine bir okuma
Görkem İmrek'in Unlimited'daki yazısı, Deniz Gül'ün 5 Kişilik Bufet, B.İ.M.A.B.K.R. ve Meydan sergilerine aradan geçen yıllardan yeniden bakıyor. Yazının sorusu şu: Arşivi eksik bir sanat ortamında bir sanatçı kendi üretiminin hafızasını nasıl kurar?

Her sergi bir gün kapanır. İşler depoya ya da başka mekânlara taşınır, salon boşalır ve sergiden geriye fotoğraflar, metinler, birkaç belge ve onu görenlerin hatırladıkları kalır. Görkem İmrek'in Unlimited'da yayımlanan yazısı bu kalıntılardan yola çıkıyor ve Deniz Gül'ün farklı yıllarda açılmış üç sergisine, 5 Kişilik Bufet, B.İ.M.A.B.K.R. ve Meydan'a, bugünden bakıyor. Yazının çıkış noktası sanatçının şu anda sürdürdüğü bir çalışma: Gül, geçmiş sergileriyle işlerinin yazılı kayıtlarını güncelliyor ve bu malzemeyi yenilenecek internet sitesinde erişime açmaya hazırlanıyor.
Dil, nesne ve mekân arasında bir pratik
1982'de İzmir'de doğan Deniz Gül, İstanbul'da yaşayıp çalışıyor. Kendini kavramsal heykeltıraş ve yazar olarak tanımlayan sanatçının üretimi, dilin metin, heykel ve mekân olarak nasıl iş gördüğü sorusu etrafında şekilleniyor. Sergileri sık sık bir romanın kurgusunu andırıyor: metinden doğan nesneler, nesnelerin kurduğu mekânlar ve bu mekânlarda dolaşan kurmaca karakterler. Gül'ün işleri 2015'te 14. İstanbul Bienali'nde ve 2017'de 13. Sharjah Bienali'nde gösterildi. Arter, Framer Framed ve Badischer Kunstverein gibi kurumlarda sergilendi. 2016'da The Pill'de açtığı Loyelow sergisine aynı adı taşıyan bir roman eşlik etti. 2021'de ise There is Life Between Us (+transparency) adlı kitabı İngilizce yayımlandı.
Üç sergi, birbirine açılan üç kapı
İmrek'in yazısına göre üç sergi arasındaki bağ açılış ve kapanış tarihlerinden daha uzun bir hat çiziyor.
- 5 Kişilik Bufet (Arter, 2011): Emre Baykal'ın küratörlüğünü yaptığı sergi, 1980'lerden 2010'lara Türkiye'de aile ve devlet yapılarının, militarizmin, sınıf ilişkilerinin ve toplumsal cinsiyet rollerinin hafızada bıraktığı izleri gündelik ev mobilyaları üzerinden ele alıyordu. Gardırop, Kasa, Vitrin, Kapı gibi işler saklamak ile göstermek, korumak ile erişilmez kılmak arasındaki gerilimi kuruyordu. Buzlu Cam'da ise camın arkasında TRT yayını kesintisiz sürüyor ama görüntü seçilemiyor, ses duyulmuyordu. Proje Gül'ün yazdığı şiirsel bir metinle başlamış, aynı yıl yerleştirmeye, 2015'te de Şikago'da müzikal bir performansa dönüşmüştü.
- B.İ.M.A.B.K.R. (Galeri Manâ, 2013-2014): Adını Beyaz İlmekli Manyel, Albay Bicol ve Kornatlı Raziye karakterlerinin baş harflerinden alan sergi, ilk kez 5 Kişilik Bufet'te görünen bu figürleri merkeze aldı. Dönemin tanıtım metinleri onu sürekli değişen bir yerleştirme olarak tarif ediyordu: Gül'ün yazdığı bir metinden nesnelerin uzanıp çıktığı, şiirin fiziksel bir maddeye kavuştuğu bir zaman ve mekân önerisi. Sergi, sanatçının Arter'de geliştirdiği çalışma yöntemini sürdürüyordu.
- Meydan (Yapı Kredi Kültür Sanat, 2020): Kevser Güler küratörlüğünde 22 Eylül ile 31 Ekim 2020 arasında Beyoğlu'da gösterilen mekâna özgü yerleştirme, "meydan" sözcüğünün sözlükteki anlamlarından ve sanatçının kent yürüyüşlerinden yola çıkıyordu. Kamusal alanda nasıl var olunduğunu, birlikte yaşamanın mekânda bıraktığı izleri soruyordu. Sergi, Yapı Kredi Yayınları'ndan çıkan bir kitapla kayda geçti.
İmrek bu hattın daha erken bir geriye dönüşünü de hatırlatıyor. Gül, 2017'de Salt'ta yaptığı ve sonra Meydan kitabında yayımlanan Desiring the Unconscious okumasında 5 Kişilik Bufet, B.İ.M.A.B.K.R. ve Loyelow'u birlikte ele almış, farklı dönemlerdeki işleri arasında bir okuma çizgisi kurmuştu.
Arşiv kimin işi?
Yazının en dikkat çekici yanı, kişisel bir projeyi Türkiye güncel sanat tarihinin eksik arşiv yapısıyla ilişkilendirmesi. İmrek'in deyişiyle sanat tarihi geçmişi olduğu gibi saklamaz. Elde kalan izler arasında bağ kurar ve onları her seferinde yeni bir çerçeveyle okur. Bir serginin ölçeği, sesi, işlerin yan yana gelişi ve izleyicinin içinde izlediği güzergâh fotoğraflara ancak kısmen geçebiliyor. Gül'ün YouTube'daki sanatçı konuşmaları ve üretim videoları, sosyal medyada paylaştığı kavramlar ve internet sitesinde topladığı yazı ile künyeler, kurum arşivlerinin yanında ayrı bir kaynak oluşturuyor. İmrek'e göre böylece kayıt tutmak sanatçının pratiğinin bir parçası haline geliyor.
Bu çaba kurumların çalışmalarıyla da yan yana okunabilir. 2011'de kurulan Salt, Salt Araştırma bünyesinde iki milyonu aşkın belgeyi erişime açtı. Kurum 2026 yazında Handan Börüteçene'nin 1980'lerden bugüne uzanan üretimini belgeleyen arşivini de çevrimiçi yayımladı.
Türkiye'den bakış
Deniz Gül'ün girişimi, Türkiyeli okur için tanıdık bir boşluğa işaret ediyor. Yakın dönem sanatımızın önemli bir bölümü kapanmış galerilerin, dağılmış inisiyatiflerin ve kişisel dolaplarda bekleyen kataloglarla davetiyelerin içinde dağınık halde duruyor. Salt gibi kurumların sanatçı arşivlerini açması değerli. Ancak bu arşivler çoğunlukla bir sanatçının kariyeri olgunlaştıktan, hatta kapsamlı bir retrospektifin ardından oluşuyor. Gül'ün yöntemi ise kaydı üretim devam ederken tutmayı öneriyor. Bu, gelecekteki araştırmacıya hazır bir dosya bırakmanın yanında sanatçının kendi işinin nasıl okunacağı konusunda söz sahibi olması anlamına da geliyor.
5 Kişilik Bufet'in malzemesi de bu açıdan anlamlı. Camlı büfe, vitrin, misafir odası ve buzlu cam, pek çok Türkiye evinde "gösterilecek olan" ile "saklanacak olan" arasındaki ayrımı yıllarca taşıyan nesneler oldu. Gül'ün bu eşyaları bir hafıza düzeneği olarak kullanması, aslında her ailenin kendi küçük arşivini bu dolaplarda tuttuğunu hatırlatıyor: fotoğraf albümleri, tapular, bayram tabakları. Sanatçının bugün kendi sergilerinin kaydını derlemesi, bu evcil arşiv alışkanlığının kamusal bir karşılığı gibi okunabilir. Soru da hâlâ aynı yerde duruyor: neyi vitrine koyuyoruz, neyi gardıropta bırakıyoruz?
Kaynak: Unlimited
Editoryal ilkelerimiz

