Ana içeriğe geç

Denizaşırı: Özer Kabaş'ın resim, sinema ve takı arasındaki yolculuğu Salt'ta

Salt Beyoğlu, ressam, eğitimci ve yazar Özer Kabaş'ın 1960'lardan 1990'lara uzanan üretimini arşiv belgeleriyle birlikte sunuyor. Sergi, Yale'de Josef Albers'in öğrencisi olan sanatçının Türkiye'deki sanat eğitimine etkisini ve deniz imgelerini bir arada ele alıyor.

Erdem Kılıç3 dk okuma
Denizaşırı: Özer Kabaş'ın resim, sinema ve takı arasındaki yolculuğu Salt'ta (Görsel: Unlimited)
Denizaşırı: Özer Kabaş'ın resim, sinema ve takı arasındaki yolculuğu Salt'ta (Görsel: Unlimited)

Salt Beyoğlu'nun ikinci ve üçüncü katlarında 16 Eylül'de açılan Denizaşırı: Özer Kabaş ve Zamanları, Türkiye resminde adı çoğu zaman yalnızca figüratif eğilimler arasında anılan bir sanatçıyı daha geniş bir çerçevede ele alıyor. Tuğçe Kaplan ve Vasıf Kortun'un programladığı sergi, Özer Kabaş'ın (1934-1998) resim, özgün baskı, sinema, takı tasarımı, yazı ve sanat eğitimi arasında gidip gelen üretimini 14 Mart 2027'ye kadar izleyicilerle buluşturuyor.

Sergi Salt'ın uzun süredir yürüttüğü bir çalışmanın parçası. Kurum 2022'de Kabaş'ın 1966-1997 arasında yazdığı metinleri, söyleşileri ve açık oturum dökümlerini Sentez ve Montaj: Özer Kabaş Yazıları başlığıyla yayımladı. Sanatçının fotoğraf, dia, belge ve efemeradan oluşan arşivi de dijitalleştirilerek Salt Araştırma'da erişime açıldı. Kabaş'ın ölümünün onuncu yılında, 2008'de Yapı Kredi Kâzım Taşkent Sanat Galerisi'nde düzenlenen retrospektiften sonra bu sergi, sanatçıya ayrılan en kapsamlı toplu bakışlardan biri.

Mühendislikten Yale'e, Yale'den Akademi'ye

Mersin doğumlu Kabaş, 1957'de Robert Kolej Yüksek Mühendislik Okulu'nu bitirdi. Aynı yıl Yale Üniversitesi'nde resim eğitimine başladı ve 1962'ye kadar Josef Albers ile Jack Tworkow gibi hocaların derslerine katıldı. Yale'de desen dalında öğrenci ödülü aldı. Türkiye'ye döndükten sonra 1964-1974 arasında Robert Kolej'de ders verdi, burada Sosyal Salon'u yönetti ve Film Kulübü'ne danışmanlık yaptı.

Kariyerinin belki de en kalıcı izi, 1971'de İstanbul Devlet Güzel Sanatlar Akademisi'nde başlayan dönem. Kabaş, ressam Altan Gürman, heykeltıraş Ali Teoman Germaner ve mimar Erkal Güngören ile birlikte Temel Sanat Eğitimi dersinin çekirdek kadrosunu oluşturdu. Salt'ın sergi metni, Kabaş'ın Albers üzerinden edindiği Bauhaus yaklaşımını Türkiye'deki sanat eğitimine taşıdığını vurguluyor. Yazılarında Gestalt kuramına ve enformasyon estetiğine uzanan tartışmalar da bu pedagojik ilginin izlerini taşıyor. Sanatçı 1990'da profesör oldu ve 1998'deki ölümüne kadar akademiyle bağını sürdürdü.

Aynı yıl, 1971'de kardeşleri Mehmet ve Vedat Kabaş ile birlikte kurduğu Urart Sanat Atölyesi, Türkiye'de modern takı tasarımının öncü girişimlerinden biri olarak kabul ediliyor. Kabaş, Akademi'deki görevine başladıktan kısa süre sonra, 1974'te atölyeden ayrıldı. Sergide onun Urart için tasarladığı takılar da yer alıyor.

Denizin katmanlı perspektifi

Kabaş, figüratif ve soyut resim arasındaki kutuplaşmaya mesafeli durdu. Ona göre belirleyici olan üslup seçimi değil, sanatçının kendi deneyiminden ve çevresinden hareketle özgün bir dil kurabilmesiydi. "Sentez", "montaj" ve "yatay ve dikey etkiler" gibi kavramlar, yerel görsel kültürle uluslararası sanat ortamı arasındaki bu alışverişi düşünmenin araçlarıydı.

1970'lerin ortasından itibaren deniz, üretiminin merkezine yerleşti. Balıkçılar, denizciler, liman işçileri, kıyılar ve adalar resimlerinde tekrar tekrar karşımıza çıkıyor. Salt'ın metnine göre Kabaş, doğrusal perspektif yerine imgeleri üst üste bindiren bir kurguyu tercih etti. Deniz bu resimlerde bir fon değil, figürleri kuşatan canlı bir güç olarak işliyor. Homeros ve Anadolu mitolojisi ise bu dünyanın düşünsel dayanaklarından. Montaj kavramının hem resimde hem sinemada karşılık bulması tesadüf değil: Kabaş'ın 1967 tarihli kısa filmi İstanbul Hatırası, Hisar Film Festivali'nde 16 mm dalında birincilik kazanmıştı.

Sergide neler var

  • Resimler ve özgün baskılar
  • Urart Sanat Atölyesi için tasarlanan takılar
  • İstanbul Hatırası (1967) ve Altan Gürman ile Marmara Adası'nda çekilen belgesel
  • Salt Araştırma Özer Kabaş Arşivi'nden belgeler
  • Çağdaşları Mehmet Güleryüz, Fatma Tülin ve Sedat Pakay'ın yapıtları

Sergiye eşlik eden kamu programı 30 Eylül'de şair ve çevirmen Cevat Çapan'ın Salt Beyoğlu Açık Sinema'daki konuşmasıyla başlıyor. Aynı sonbaharda 10 Ekim'de açılacak 10. Çanakkale Bienali'nin de Metcezir başlığıyla su ile kara arasındaki ilişkiye odaklanması, deniz imgesinin güncel sanattaki yerini düşünmek için ilginç bir eşzamanlılık yaratıyor.

Türkiye'den bakış

Kabaş'ın hikâyesi, Türkiyeli okur için bir ressam biyografisinden fazlasını anlatıyor. Bugün pek çok güzel sanatlar ve tasarım fakültesinde birinci sınıfın ortak paydası olan temel tasarım dersleri, renk etkileşimi, biçim ve algı üzerine kurulu alıştırmalarıyla, onun ve çalışma arkadaşlarının 1970'lerde Akademi'de şekillendirdiği anlayışla akrabalık taşıyor. Yani Kabaş'ın resimlerini hiç görmemiş bir tasarım öğrencisi bile, farkında olmadan onun taşıdığı bir mirasla yetişmiş olabilir.

Deniz teması da yerli kültürde derin bir damara bağlanıyor. Halikarnas Balıkçısı'nın Ege kıyılarını Anadolu mitolojisiyle birlikte okuyan yazıları, Kabaş'ın Homeros ve yerel efsanelerle kurduğu ilişkiyle yan yana düşünülebilir. İkisinde de deniz, turistik bir manzara değil, emeğin ve gündelik hayatın sahnesi.

Urart deneyimi ise sanatın gündelik nesneye nasıl taşınabileceğine dair erken bir yerli örnek. Resim, baskı, takı ve film arasında hiyerarşi kurmayan bu tavır, özgün baskının çoğaltılabilir doğasıyla birlikte düşünüldüğünde, sanatı yalnızca müze duvarında değil yaşam alanında da görmeyi öneriyor. Kabaş'ın disiplinler arasında dolaşan pratiği, bugün sanatı evine taşımak isteyen okur için de düşündürücü bir referans.

İlgili Yazılar