Ana içeriğe geç

Salt Beyoğlu'nda Özer Kabaş: Denizi, montajı ve sentezi düşünen bir ustanın izleri

Salt Beyoğlu, ressam, eğitimci ve yazar Özer Kabaş'ın (1934–1998) resimden sinemaya, takı tasarımından eğitime uzanan üretimini Denizaşırı: Özer Kabaş ve Zamanları sergisinde bir araya getiriyor. Sergi 14 Mart 2027'ye kadar ücretsiz olarak gezilebiliyor.

Erdem Kılıç4 dk okuma
Salt Beyoğlu'nda Özer Kabaş: Denizi, montajı ve sentezi düşünen bir ustanın izleri (Görsel: Artdog Istanbul)
Salt Beyoğlu'nda Özer Kabaş: Denizi, montajı ve sentezi düşünen bir ustanın izleri (Görsel: Artdog Istanbul)

Salt Beyoğlu, 16 Eylül 2026'da açtığı Denizaşırı: Özer Kabaş ve Zamanları sergisiyle Türkiye sanat tarihinde adı çoğu zaman yalnızca hocaların ve öğrencilerin anılarında kalmış bir figürü yeniden gündeme taşıyor. Tuğçe Kaplan ve Vasıf Kortun'un programını hazırladığı sergi, 1934'te Mersin'de doğan ve 1998'de hayatını kaybeden Özer Kabaş'ın 1960'lardan 1990'lara uzanan üretimini resim, baskı, takı tasarımı, sinema ve arşiv belgeleri üzerinden okuyor. Sergi 14 Mart 2027'ye kadar ücretsiz olarak ziyaret edilebiliyor ve bu süre boyunca söyleşi, gösterim ve panellerden oluşan bir program eşlik ediyor.

Artdog Istanbul'da sergiyi değerlendiren Evrim Altuğ, gösterimi Kabaş'la aynı dönemi yaşamış sanatçıların, dostlarının ve ailesinin arşivlerinden beslenen “kooperatif bir vefa eylemi” olarak tanımlıyor. Ödünç verenler arasında Gülsün Karamustafa, Ayşe Umur, Yula Kabaş, Serdar Erener ve Kerimcan Güleryüz gibi isimler bulunuyor. Kortun, sanatçıyı “müşfik, verici bir figür” olarak anıyor ve duvar metinlerinin süslü birer söz kalabalığına dönüşmemesine özen gösterdiklerini vurguluyor.

Robert Kolej'den Yale'e, oradan Akademi'ye

Kabaş'ın entelektüel temeli iki farklı okulda atıldı. Robert Kolej'de mühendislik eğitimi alan sanatçı, 1957–1962 yılları arasında Yale School of Art'ta resim okudu. Burada Josef Albers, Rico Lebrun ve Jack Tworkov gibi hocalardan ders aldı; 1961'de resim lisansını, 1962'de desen alanında yüksek lisansını tamamladı. Salt'ın aktardığına göre o yıllarda MoMA'da 1959'da açılan New Images of Man sergisi de onu etkileyen deneyimler arasındaydı.

Türkiye'ye dönüşünde 1964–1974 arasında Robert Kolej'de (bugünkü Boğaziçi Üniversitesi) sanat tarihi dersleri verdi, Sosyal Salon'u ve Sinema Kulübü'nü yönetti. 1971'den itibaren İstanbul Devlet Güzel Sanatlar Akademisi'nde yarı zamanlı ders vermeye başladı ve Temel Sanat Eğitimi kürsüsünün çekirdek kadrosunda yer aldı. Albers'tan doğrudan öğrendiği Bauhaus yaklaşımını bu programa taşıması, onun en kalıcı katkılarından biri sayılıyor. 1976'da tamamladığı ve Gestalt kuramını, temel tasarım eğitimini ve enformasyon estetiğini birleştiren tezinin başlığı “Tüm Çevresel Gerçekçilik” idi. Sonraki yıllarda Mimar Sinan'ın Resim Bölümü'ne geçti, 1991'den ölümüne kadar bölüm başkanlığı yaptı. Sergi, 12 Eylül ve YÖK dönemlerinin onun akademik hayatında açtığı yaralara da yer veriyor.

Sentez mi, montaj mı?

Salt'ın 2021 sonbaharında başlattığı Kabaş araştırmasının ilk ürünü, 2022'de e-yayın, 2023'te basılı kitap olarak çıkan Sentez ve Montaj: Özer Kabaş Yazıları oldu. Kitap adını sanatçının 1969 tarihli, Türk resminde Batı biçimleriyle yerel içeriğin bir araya getirilişini sorgulayan yazısından alıyor. Kabaş'a göre birçok sanatçı Kübizm ya da Fovizm gibi akımları kendi diyalektiğinden koparıp “yerli olmak endişesiyle” köylü figürüne uygulamıştı. Sonuç ona göre bir sentez değil, yüzeysel bir montajdı: acısıyla, gücüyle insan yerine “kabataslak şemalar”. Sergide projeksiyonla yansıtılan bu satırlar, bugün hâlâ tartışmaya açık bir soruyu ziyaretçinin önüne koyuyor.

Kabaş'ın kendi yanıtı figüratif ile soyut arasında katı bir sınır çizmemekti. 1970'lerden itibaren resminin merkezine deniz, balıkçılar, liman işçileri ve emek yerleşti. Dalgalar, gökyüzü ve mitolojik yaratıklar figürleri saran canlı bir doku gibi işleniyor; Homeros'tan ve Anadolu mitolojisinden beslenen bu imgelem, serginin adındaki “denizaşırı” vurgusunu da açıklıyor.

Arşivden çıkanlar

Sergide öne çıkan malzemeler şöyle sıralanabilir:

  • Sanatçının resimleri ve özgün baskıları,
  • Urart Sanat Atölyesi için tasarladığı, arkeoloji ile tasarımı buluşturan takılar,
  • 1967 yapımı İstanbul Hatırası filmi ve sanatçı Altan Gürman'la Marmara Adası'nda çektiği belgesel,
  • Salt Araştırma'daki Özer Kabaş Arşivi'nden davetiyeler, eskizler, fotoğraflar ve tiyatro projelerine ait belgeler,
  • Mehmet Güleryüz, Fatma Tülin ve Sedat Pakay gibi yakın çevresinden isimlerin işleri.

Altuğ, dramatik bir aydınlatma altında sade biçimde sunulan bu malzemenin yer yer metin ağırlıklı olduğunu, ancak tam da bu yüzden bir “güncel sanat arkeolojisi” işlevi gördüğünü belirtiyor. Sergi aynı zamanda Salt'ın Resim ve Heykel Müzeleri Derneği ve Günümüz Sanatçıları sergileri üzerine yürüttüğü araştırmayla da bağlantılı; Kabaş bu sergilerde bir kez jüri üyesi, birkaç kez de katılımcı olarak yer almıştı.

Türkiye'den bakış

Kabaş'ın 1969'da yazdığı eleştiri, Türk resminin uzun soluklu bir tartışmasının ortasına düşüyor. Cumhuriyet'in ilk on yıllarında yerellik arayışı, köy ve köylü temasını resmin merkezine taşımış; 1940'lardan itibaren halk motiflerini modern biçimlerle birleştirmeye çalışan kuşaklar bu çizgiyi sürdürmüştü. Kabaş'ın “montaj” uyarısı bu birikime toptan bir ret değil, bir yöntem eleştirisiydi: biçimi kendi tarihinden koparıp yeni bir konuya yapıştırmak, ona göre özle biçim arasındaki ilişkiyi kurmaya yetmiyordu.

Bugünkü okur için asıl ilginç olan, bu kuramcının aynı zamanda gündelik görsel kültürümüzü şekillendirmiş bir eğitimci olması. Türkiye'de güzel sanatlar ve tasarım okullarına giren hemen her öğrencinin ilk yılında karşılaştığı temel tasarım dersleri, renk etkileşimi, kompozisyon ve algı alıştırmaları, Kabaş'ın Albers'tan getirip Akademi'ye yerleştirdiği yaklaşımın uzantısı. Afişten ambalaja, kitap kapağından grafik kimliğe kadar bugün gözümüzün alıştığı pek çok tasarım dilinin arkasında bu pedagojinin izi var. Urart için tasarladığı takılar da arkeolojik mirası müze vitrininden çıkarıp gündelik nesneye dönüştürmenin erken bir örneği olarak okunabilir. Sergi, adı kuşaklar boyu yalnızca sınıflarda anılmış bir hocanın, aslında hepimizin baktığı imgelerin dilbilgisini kuranlardan biri olduğunu hatırlatıyor.

İlgili Yazılar