Dilşad Aladağ'ın Taklak'ı: Bir erguvan çiçeğinin izinde göç, arşiv ve hafıza
Dilşad Aladağ'ın 2022'den beri sürdürdüğü TAKLAK araştırması Berlin merkezli maḳām editions'tan çift dilli bir kitap olarak çıktı. Ali Taptık'ın okuması ile sanatçının önceki işlerini bir araya getirerek bu yumuşak sesli sanatçı kitabının izini sürüyoruz.

Sanatçı Ali Taptık'ın Unlimited için kaleme aldığı ve sanatçı ve fotoğraf kitaplarını mercek altına alan yazı dizisinin son durağı, Dilşad Aladağ'ın Taklak adlı kitabı. Berlin merkezli maḳām editions tarafından yayımlanan, tasarımını Ali Cindoruk'un (Khora) üstlendiği kitap, Türkçe ve İngilizce olarak 500 adet basıldı. Kitap, adını Akdeniz çevresinde pek çok farklı isimle bilinen bir bitkiden alıyor: İstanbullu okurun erguvan diye tanıdığı, Latince adıyla Cercis siliquastrum.
Bir nesne olarak kitap
Taptık'ın okuması kitabın fiziksel varlığıyla başlıyor. Beyaz, transparan bir kâğıttan ceket; sırtında harflerin arasına sızan çeyrek çember biçimli işaretler; ceketin altında yine erguvani tonlar. Taptık, kitabın içinde kurutulmuş çiçeklerin saklandığı yağlı kâğıtları, still life olarak fotoğraflanmış kutuları ve "Nisan ayı boyunca ceplerimi dolduran taklaklar" notunu aktarıyor. Okuma ilerledikçe kapaktaki gizemli çeyrek çemberlerin bir anlamda sıçrayışları, "taklaları" temsil ettiğini, yanlarındaki biçimlerin ise bitkinin tohumlarını taşıyan kabuklardan gelebileceğini düşünüyor.
Kitapta sol sayfalarda Türkçe, sağ sayfalarda İngilizce metinler ilerliyor. Metinlere aile fotoğrafları, haritalar, çizimler, bir harita üzerine bırakılmış kuruyemişler ve hava fotoğrafları eşlik ediyor. Taptık görselleri "çarpıcı değil yumuşak" olarak niteliyor: anlatıyı sarmalayan, onu bastırmayan imgeler. Metinlerin önemli bir kısmı çeşitli atölyelerde yazılmış. Lansman gününe kitap yetişmeyince katılımcılar maketten ortak bir okuma yapmış; Taptık bunu, bölük pörçük okunmaya yatkın bu tür kitaplar için "muhteşem bir sunuş" olarak değerlendiriyor.
Bir çiçeğin pek çok adı
Taklak ani bir proje değil. Aladağ'ın kendi sitesinde 2022 ile 2026 arasına yerleştirdiği çalışma, bir mikro arşiv, bir performans ve son olarak bir yayın olarak katmanlanarak büyüdü. Proje tanıtımlarında bitkinin güney kıyılarda Zamzarik, adalarda Koutsoupia, sınırları aşan dağlarda Arguvan ve Dara Cihûda gibi adlarla anıldığı belirtiliyor. İngilizcede ise Judas tree ya da redbud olarak biliniyor. Bu çok dillilik, işin merkezinde duruyor: etimoloji, ekoloji ve botanik arasında gidip gelen bir arşiv çalışması.
Çalışmanın performans hali daha önce İstanbul'da ve Berlin'de izleyiciyle buluştu. Salt Beyoğlu'nun Açık Sinema'sında 11 Mayıs 2023'te sunulan performans, Salt'ın tanıtımında Akdeniz etrafında "tohumların, isimlerin, anlamların, sembollerin, tanıklıkların ve hatıraların biriktiği gezintilerde" oluşmuş bir iş olarak tanımlanıyor; sanatçının İstanbul'dan Almanya'ya taşınmasıyla başlayan kişisel yolculuğu tarihsel botanik araştırmalarıyla iç içe geçiriyor. SAVVY Contemporary'de 2024'te, SAHA Konuşmaları kapsamında da 2025'te yeniden ele alındı. Kitap, bu uzun sürecin basılı durağı.
Taptık'ın da işaret ettiği gibi kitap Filistin'den Mersin'e, Mersin'den İstanbul'a, oradan Leipzig ve Berlin'e uzanan bir hattı sanatçının kendi göçüyle harmanlıyor. Taptık, "taklak" adının Çukurova'da yerel bir kullanım mı yoksa aile içinde kullanılan bir isim mi olduğundan emin olmadığını açıkça yazıyor; bu belirsizlik de kitabın isimler üzerine kurulu sorgusunun bir parçası gibi duruyor.
Bahçeden çiçeğe: önceki iş
Aladağ'ın botanikle ilişkisi daha eskiye uzanıyor. İTÜ Mimarlık mezunu olan, Bauhaus-Universität Weimar'da Avrupa kent çalışmaları yüksek lisansı yapan ve doktorasını aynı üniversitede, Çukurova'da göçebe hayvancılık ile su ekolojileri üzerine sürdüren sanatçı, Eda Aslan ile birlikte The Garden of (not) Forgetting projesini yürüttü. Proje, Nazi Almanyası'ndan kaçarak Türkiye'ye sığınan Yahudi Alman bilim insanları Alfred Heilbronn ve Leo Brauner'in 1935'te kurduğu İstanbul Üniversitesi Botanik Enstitüsü ve bahçesine odaklanıyordu. Bahçenin Diyanet İşleri Başkanlığı'na devri ve enstitü binasının yıkım kararı 2017'de duyurulmuş, bahçe 2018'de ziyarete kapanmıştı. İş, 14 Nisan ile 6 Haziran 2021 arasında DEPO İstanbul'da sergilendi, Kunsthaus Hamburg'da da gösterildi; Manifold'dan Bir Yerin İzinde Pek Çok Yer adlı bir kitap da yayımlandı. Taptık, bitkilerin yer değiştirme ve yeniden kök salma hikâyelerini insanların sürgün deneyimiyle yan yana getiren bu işin ardından Taklak'ın aynı soruya "daha kişisel bir yerden" baktığını vurguluyor.
Türkiye'den bakış
İstanbullu biri için erguvan, Boğaz kıyılarının bahar takvimidir: her nisan yamaçları mora boyayan, fotoğraf makinelerini ve telefonları sahile çeken bir manzara. Bu kadar tanıdık bir imgenin bir sanatçı kitabında yabancılaştırılması, yani bir başka ağızda "taklak", bir başka dilde "Judas tree" olarak karşımıza çıkması, Türkiyeli okur için alışık olduğu kartpostal estetiğini sorgulamaya davet ediyor. Aynı ağaç farklı kıyılarda farklı adlar taşıyorsa, "bizim" sandığımız bir imgenin aslında ne kadar ortak bir Akdeniz mirası olduğu sorusu kendiliğinden doğuyor.
Kitabın bir başka anlamı, Türkiye'deki yayın kültürüyle ilgili. Sanatçı kitabı, Türkiye'de hâlâ dar bir çevrenin takip ettiği, küçük tirajlarla ve çoğu zaman bağımsız inisiyatiflerle var olan bir alan. Ali Taptık gibi bir sanatçının bu kitapları düzenli olarak yazıya dökmesi, baskıyı yalnızca bir çoğaltma tekniği değil, bir düşünme mekânı olarak görmenin yerli zeminde de karşılık bulduğunu gösteriyor. Transparan ceket, yağlı kâğıtlar, çift dilli sayfa düzeni gibi tercihler, basılı nesnenin dokusunun içeriği nasıl taşıyabildiğine dair küçük ama öğretici örnekler. Duvara asılan bir baskıyla elde çevrilen bir kitap arasındaki fark da burada belirginleşiyor: biri tek bakışta kavranırken diğeri zaman, sıra ve sabır istiyor.
Son olarak, Heilbronn bahçesinden erguvana uzanan çizgi, Türkiye'de kent belleğinin bitkiler üzerinden de okunabileceğini hatırlatıyor. Kaybolan bir bahçe ya da bir çiçeğin yerel adı, resmi tarih yazımının dışında kalan hafızanın taşıyıcısı olabiliyor.
Kaynak: Unlimited
Editoryal ilkelerimiz

