Ana içeriğe geç

Frank Bowling İstanbul'da: Pera Müzesi'nde Bacon ve Willing ile üçlü bir karşılaşma

92 yaşındaki Guyana doğumlu İngiliz ressam Frank Bowling'in Türkiye'deki ilk sergisi Pera Müzesi'nde açıldı. Alistair Hicks küratörlüğündeki sergi, Bowling'in altmış yılı aşan üretimini Francis Bacon ve Victor Willing'in yapıtlarıyla aynı mekânda gösteriyor.

Erdem Kılıç3 dk okuma
Frank Bowling İstanbul'da: Pera Müzesi'nde Bacon ve Willing ile üçlü bir karşılaşma (Görsel: Unlimited)
Frank Bowling İstanbul'da: Pera Müzesi'nde Bacon ve Willing ile üçlü bir karşılaşma (Görsel: Unlimited)

Pera Müzesi sonbahar programını savaş sonrası İngiliz resminin önemli ama Türkiye'de pek tanınmayan isimlerinden biriyle açtı. Frank Bowling: Yaratım ve Yıkım, Francis Bacon ve Victor Willing Müdahalesiyle başlıklı sergi, 29 Eylül 2026'dan 31 Ocak 2027'ye kadar görülebilecek. Küratörlüğünü Alistair Hicks'in üstlendiği sergi, 92 yaşındaki ressamın Türkiye'deki ilk sergisi.

Sergiyi ilginç kılan, tek bir sanatçının dönemlerini sırayla gösteren klasik bir retrospektif olmaması. Hicks, Bowling'in altmış yılı aşan üretimini Francis Bacon ve Victor Willing'in resimleriyle birlikte sergiliyor. Bu iki ressamın yapıtlarını da sergi içinde "müdahale" olarak konumlandırıyor.

Guyana'dan Londra'ya, oradan New York'a

Frank Bowling 1934'te o zamanki adıyla Britanya Guyanası'nda, Bartica'da doğdu. 1953'te Londra'ya taşındı ve Kraliyet Hava Kuvvetleri'nde görev yaparken tanıştığı Keith Critchlow aracılığıyla şehrin sanat çevresine girdi. 1959-1962 yılları arasında Royal College of Art'ta okudu. Aynı dönemde okulda David Hockney ve R.B. Kitaj da vardı. 1960'ların başındaki figüratif resimleri, Pera'daki seçkide yer alan 1960 tarihli Babamın Portresi gibi işler, bu döneme ait.

1966'da New York'a taşınan Bowling, burada en çok bilinen serisini üretti. 1967-1971 tarihli Harita resimleri, büyük tuvallerde parlak renk katmanlarının içinde yüzen Guyana ve Güney Amerika haritalarından oluşuyor. Bowling bu haritaların hatlarını şablonlarla ve serigrafiyle aktarıyor, bazı tuvallere fotoğrafik portreler de basıyordu. 2019'da Tate Britain'da açılan ve sanatçının ilk kapsamlı retrospektifi olan sergide bu seriden on resim bir araya gelmişti. Aralarında Who's Afraid of Barney Newman (1968) ve Polish Rebecca (1971) da vardı. Pera'daki seçki de bu seriden örnekler içeriyor.

Bowling 1970'lerin başında bir başka tekniğe yöneldi: eğimli bir platform kurup boyayı iki metreye varan yükseklikten döktüğü "akıtma" resimleri. Tate'in sergi metinleri bu yöntemi yapı ile tesadüf arasında kurulan "kontrollü bir rastlantı" olarak tanımlıyor. 2005'te Royal Academy'ye seçilen ilk siyah sanatçı oldu. 2020'de de şövalye unvanı aldı.

Anne evi, bellek ve göç

Bowling'in resminde tekrar tekrar karşımıza çıkan imgelerden biri, annesinin Guyana'nın New Amsterdam kentindeki evi. Bu ev, 1960'ların ortasından itibaren serigrafiyle tuvallerine taşınan bir motife dönüştü. Pera'da gösterilen 2026 tarihli Annemin Evine Yeniden Bakış bu yüzden ayrıca anlamlı. Sanatçı doksanlı yaşlarında, kariyerinin başından beri döndüğü imgeye bir kez daha dönüyor. Sergide daha önce gösterilmemiş yapıtlar da var.

Neden Bacon ve Willing?

Küratörün tercihi ilk bakışta şaşırtıcı görünebilir. Francis Bacon, bedeni bozan ve büken figüratif resmiyle 20. yüzyılın en etkili ressamlarından biri. Victor Willing (1928-1988) ise İskenderiye doğumlu, Slade'de eğitim almış, çıplak figür çalışmalarıyla tanınan ve geç döneminde daha dışavurumcu bir dile geçen bir ressam. Portekizli ressam Paula Rego'nun eşiydi ve 1988'de multipl skleroz kaynaklı komplikasyonlar nedeniyle hayatını kaybetti. Sergide Bacon'ın Nude Study ve Portrait of Lisa, Willing'in ise Head VI ve Wandering Knight (1978) adlı resimleri yer alıyor.

Yerli basında yayımlanan değerlendirmelere göre Bowling, Bacon'ın boyayı fiziksel olarak ele alış biçiminden etkilendiğini kendisi de kabul etmiş. Hicks ise Bacon ve Willing'i birer etki kaynağı olarak değil, izleyicinin Bowling'in pratiğinde yolunu bulmasına yardım eden "pusulalar" olarak tarif ediyor. Sergiyi gelgit metaforu üzerine kuruyor: etkiler yaklaşıp uzaklaşıyor ve bozmak, silmek, kesmek ya da yeniden başlamak bir yöntem olarak öne çıkıyor. Serginin adındaki yaratım ve yıkım ikiliği de buradan geliyor.

Bu yaklaşımın bir faydası daha var. Savaş sonrası İngiliz resmi çoğu zaman figür ile soyutlama arasında kesin bir ayrım varmış gibi anlatılır. Üç ressamı yan yana koymak, bu ayrımın sanılandan daha geçirgen olduğunu göstermeye imkân veriyor.

Türkiye'den bakış

Bowling'in hikâyesi, Türkiyeli izleyiciye ilk bakışta uzak gelebilir: Karayipler, İngiliz sömürge geçmişi, Londra ve New York. Ancak serginin taşıyıcı temaları olan göç, bellek ve terk edilmiş bir eve dönüş, bu coğrafyanın görsel kültüründe de güçlü karşılıkları olan konular. Yurt dışında üretim yapmış Türkiyeli sanatçıların kuşaklar boyunca "burada mıyım, orada mı?" sorusunu işlerine taşıdığını biliyoruz. Fahrelnissa Zeid'in Paris ve Londra yıllarında figürden büyük ölçekli soyutlamaya geçişi, Bowling'in rotasıyla doğrudan kıyaslanamasa da benzer bir soruyu akla getiriyor: Bir ressam köklerinden uzaklaştıkça resmin dili nasıl değişir?

Serginin bir diğer kazanımı, Türkiye'deki izleyicinin savaş sonrası İngiliz resmini genellikle bilinen birkaç isim üzerinden tanıması. Bacon'ın yanında Willing gibi daha az tanınan bir ressamı ve İngiliz sanat tarihinin uzun süre kenarında bıraktığı Bowling'i görmek, bu tablonun daha karmaşık olduğunu hatırlatıyor. Haritanın renk içinde dağıldığı tuvaller de sınırların ve aidiyetin hâlâ tartışıldığı bir dönemde İstanbul'da izleyiciye farklı bir okuma imkânı sunuyor. Ayrıca serginin, doksanlı yaşlarında hâlâ üreten bir ressamın yeni bir işini içermesi, Türkiye'deki müzelerin genellikle tamamlanmış kariyerlere odaklanan sergi alışkanlıklarına göre dikkat çekici.

İlgili Yazılar