Ana içeriğe geç

Frank Bowling Pera Müzesi'nde: Bacon ve Willing eşliğinde altmış yıllık bir resim serüveni

Guyana doğumlu İngiliz ressam Frank Bowling'in eserleri Türkiye'de ilk kez Pera Müzesi'nde. Alistair Hicks'in küratörlüğündeki sergi, Bowling'in resimlerini Francis Bacon ve Victor Willing'in yapıtlarıyla yan yana koyuyor.

Erdem Kılıç3 dk okuma
Frank Bowling Pera Müzesi'nde: Bacon ve Willing eşliğinde altmış yıllık bir resim serüveni (Görsel: Artdog Istanbul)
Frank Bowling Pera Müzesi'nde: Bacon ve Willing eşliğinde altmış yıllık bir resim serüveni (Görsel: Artdog Istanbul)

Pera Müzesi sonbahar sezonunu, soyut resmin bugün hâlâ üreten ustalarından Frank Bowling'in eserleriyle açtı. Alistair Hicks küratörlüğündeki Frank Bowling: Yaratım ve Yıkım, Francis Bacon ve Victor Willing Müdahalesiyle, 29 Eylül 2026 ile 31 Ocak 2027 arasında görülebilecek. Sergi, İngiltere'nin İstanbul Başkonsolosluğu iş birliğiyle gerçekleşiyor ve Bowling'in 1960'lardan 2026'ya uzanan üretimini Türkiyeli izleyiciye ilk kez sunuyor.

Guyana'dan Londra'ya, oradan New York'a

Bowling 1934'te o zamanki adıyla Britanya Guyanası'nda doğdu, 19 yaşında Londra'ya yerleşti. Royal College of Art'ta David Hockney, R. B. Kitaj ve Patrick Caulfield ile aynı kuşakta okudu, 1962'de resim dalında gümüş madalyayla mezun oldu. 1966'da New York'a taşınması üslubunda belirgin bir kırılma yarattı. Ertesi yıl Guggenheim bursunu aldı, 1971'de ise ilk müze kişisel sergisini Whitney Museum of American Art'ta açtı.

Bu yıllarda ortaya çıkan Map serisi (1967-1971), Güney Amerika ve Afrika gibi kıtaların ana hatlarını geniş renk alanlarının içine yerleştiriyordu. Seri uzun süre depoda kaldı. 2003'te 50. Venedik Bienali'nde Faultlines sergisinin merkezinde yer alınca yeniden gün yüzüne çıktı ve Bowling'in yeniden keşfedilmesinin yolunu açtı. 2005'te Royal Academy'ye seçilen ilk siyahi sanatçı oldu. 2019'da Tate Britain'da ilk kapsamlı retrospektifi düzenlendi, 2020'de ise şövalye unvanı aldı.

Bowling'in eleştirmenlerle ilişkisi de kariyerinin önemli bir parçası. Modernist resmin biçimci yorumunun en güçlü savunucusu Clement Greenberg ile yakın bir diyalog kurdu. 1970'lerin ortasında geliştirdiği “dökme” resimlerde, eğimli bir platform üzerinde boyayı tuvale akıtarak katmanlar oluşturdu. Bu yöntem, Greenberg'in formalizmine hem bir yanıt hem de onu kendi deneyimiyle esneten bir yorumdu. Aynı dönemde, 1969'da Stony Brook'ta beş Afro-Amerikan soyut ressamı bir araya getiren 5+1 sergisini düzenlemesi, onun yalnızca bir ressam değil, dönemin tartışmalarına katılan bir aktör olduğunu da gösteriyor.

Retrospektif yerine “pusula”

Hicks projeyi başlangıçta klasik bir retrospektif olarak düşünmüş. Ancak Bowling'in hikâyesinin doğrusal bir kronolojiyle değil, kesintileri üzerinden daha iyi anlatılabileceğine karar vermiş. Bacon ve Willing'in yapıtlarını bu yüzden karşılaştırma nesnesi olarak değil, izleyicinin Bowling'in resimleri arasında yolunu bulmasını sağlayan “pusulalar” olarak tanımlıyor. Küratörün önerdiği gelgit metaforu da buradan geliyor: etkiler gelir, çekilir ve arkalarında yeni olasılıklar bırakır.

Bacon seçimi rastlantı değil. Bowling, Bacon'ı kişisel olarak tanıyordu ve onun boyaya fiziksel müdahalesinden etkilendiğini açıkça söylüyor. Bacon'ın beğenmediği tuvalleri kesip parçaladığı, ölümünden sonra atölyesinde çok sayıda tahrip edilmiş tuval bulunduğu biliniyor. Hicks'in okumasında bu, yaratımla yıkımın aynı sürecin iki yüzü olduğunun kanıtı.

Daha az tanınan isim Victor Willing. 1928'de İskenderiye'de doğan, Slade'de William Coldstream'in öğrencisi olan Willing, Bacon ve Michael Andrews'un yakın dostuydu. Eleştirmen David Sylvester onu kuşağının sözcüsü olarak nitelemişti. Portekizli ressam Paula Rego ile evliliği nedeniyle çoğu zaman eşinin gölgesinde kaldı. 1966'da multipl skleroz tanısı aldıktan sonra iç dünyasını açığa vuran, vizyoner diye anılan resimlere yöneldi. Hicks, üç ressamı birleştiren ortak bir damar da görüyor: her birinin hayatında güçlü bir baba figürüyle yaşanan ve onları bir tür başkaldırıya iten çatışma.

Hâlâ açık duran soru

Sergide 2026 tarihli Mother's House Revisited gibi yeni işler de yer alıyor. Bu resim, sanatçıyı çocukluğunun Guyanası'na geri götürüyor. 92 yaşındaki Bowling'in her gün çalışmayı sürdürdüğü ve İstanbul'daki yerleştirmeyi uzaktan izleyip onayladığı aktarılıyor. Onun soyutlaması dünyadan geri çekilen değil, bellek, yer ve deneyimle temasını koruyan bir soyutlama. Sergi de altmış yıllık bu pratiğin temel sorusunu izleyiciye bırakıyor: boya, kontrolü biraz bıraktığımızda bizi nereye götürebilir?

Türkiye'den bakış

Bowling'in hikâyesi, Türk modern resminin göç ve soyutlama ekseninde yaşadığı deneyimlerle şaşırtıcı biçimde örtüşüyor. Fahrelnissa Zeid, uzun yıllarını Londra'da geçirmiş ve büyük ölçekli soyut kompozisyonlarıyla Batı'da tanınmış, ancak geniş kitlelerce ancak geç bir dönemde, 2017'deki Tate Modern retrospektifiyle yeniden keşfedilmişti. Bowling'in Map resimlerinin depodan çıkıp Venedik'te yeniden okunması, benzer bir gecikmiş tanınma hikâyesi. Nejad Devrim'in Paris'te lirik soyutlamanın içinde kendi sesini arayışı ya da Burhan Doğançay'ın 1960'larda New York'a yerleşip kent duvarlarını belleğin ve zamanın yüzeyine dönüştürmesi de aynı soruyu soruyor: bir ressam doğduğu coğrafyadan uzakta soyutlamaya yönelirken kökenini nasıl taşır? Bowling'in yanıtı, kökenini bir etiket olarak değil, resmin malzemesine sızan bir bellek olarak kullanmak. Türkiyeli izleyici için sergi, Amerikan soyut dışavurumculuğunu ve İngiliz figür resmini birlikte görme fırsatı sunarken, kendi modernistlerimizin hangi etkilerle nasıl pazarlık ettiğini yeniden düşünmek için de bir ayna işlevi görüyor. Bacon'ın Türkiye'deki müze koleksiyonlarında pek bulunmadığını düşünürsek, eserlerini İstanbul'da görmek de başlı başına kayda değer.

İlgili Yazılar