Ana içeriğe geç

Gauguin'in Çömelmiş Tahitili Kadın Çizimi: Rekor Bir Tablonun Taslağı

Chicago'daki mütevazı bir Gauguin çizimi, 210 milyon dolara satılan Nafea faa ipoipo tablosunun doğuş anını gözler önüne seriyor ve sanatçının tartışmalı mirasını yeniden gündeme getiriyor.

Erdem Kılıç3 dk okuma
Gauguin'in Çömelmiş Tahitili Kadın Çizimi: Rekor Bir Tablonun Taslağı (Görsel: İstanbul Sanat Evi)
Gauguin'in Çömelmiş Tahitili Kadın Çizimi: Rekor Bir Tablonun Taslağı (Görsel: İstanbul Sanat Evi)

Chicago'daki Art Institute'un kağıt eserler koleksiyonunda duran 53,3 x 47,8 santimetrelik mütevazı bir çalışma, ilk bakışta Paul Gauguin'in Tahiti dönemine ait sıradan bir eskiz gibi görünüyor. Kağıt üzerine kalem ve pastelle yapılmış Çömelmiş Tahitili Kadın, aslında sanat tarihinin en çok konuşulan tablolarından birinin doğum anına tanıklık ediyor: 1892 tarihli Nafea faa ipoipo, yani When Will You Marry?. Çizim, o tabloyu önceleyen bir hazırlık aşaması; ustanın kompozisyonu tuvale taşımadan önce figürü sınadığı bir ara durak.

Bir figürün doğuşu

Gauguin, Marsilya'dan yaklaşık altmış üç günlük bir deniz yolculuğunun ardından 1891 yazında Papeete'ye ayak bastı. Zihnindeki Tahiti, büyük ölçüde Pierre Loti'nin Le Mariage de Loti romanından beslenen, uygarlığın henüz bozmadığı bir cennet imgesiydi. Adaya vardığında karşılaştığı manzara ise sömürgeleştirilmiş, Avrupa'dan gelen hastalıklarla yıpranmış bir toplumdu. Sanatçı yine de yerel yaşamı, kendi düşlediği saf ve ilkel bir estetik üzerinden resmetmeyi sürdürdü.

Çömelmiş Tahitili Kadın bu üretim sürecinin tipik bir örneği. Gauguin, figürlerini bir eserden diğerine taşımayı, aynı pozu farklı bağlamlarda yeniden kullanmayı seven bir sanatçıydı. Çalışmanın bir yüzünde çömelmiş kadın, arka yüzünde ise oturan bir başka Tahitili kadın yer alıyor. Kağıdın üzerine çizilen kareleme ızgarası, kompozisyonun oranlarını koruyarak tuvale aktarılması için kullanılan klasik bir tekniğe işaret ediyor. Bu ayrıntı, çizimi bir son ürün değil, bir düşünme aracı hâline getiriyor.

Rekor kıran tablo

Çizimin bağlı olduğu Nafea faa ipoipo, önde saçında beyaz bir tiare çiçeği taşıyan, bu çiçekle evlilik arayışını belli eden bir kadın ile arkada Batılı kıyafetli, eli yukarı kalkık ikinci bir figürü betimliyor. Gauguin, 1893'te Paris'te düzenlediği sergide tabloya 1.500 frank fiyat biçmiş, ancak eser alıcı bulmamıştı. 1917'de İsviçreli koleksiyoner Rudolf Staechelin tarafından satın alınan tablo, onlarca yıl boyunca Basel'deki Kunstmuseum'da sergilendi.

Eserin asıl ünü 2015'te geldi. Staechelin ailesi tabloyu özel satışla Katar'a, Şeyha el-Mayassa bint Hamad el-Sani'ye devretti. Satış başlangıçta yaklaşık 300 milyon dolarla dünyanın en pahalı tablosu olarak duyurulmuştu; sonraki yıllarda görülen bir davada gerçek bedelin 210 milyon dolar civarında olduğu ileri sürüldü. Rakam, hangi hesapla bakılırsa bakılsın, sanat piyasasının en yüksek işlemleri arasında kaldı.

Bir mirasın yeniden tartışılması

Gauguin'in yapıtları bugün yalnızca estetik değerleriyle değil, yarattıkları etik soru işaretleriyle de anılıyor. 2019'da Londra'daki National Gallery'de açılan Gauguin Portraits sergisi, sanatçının Tahiti'de çok genç kızlarla kurduğu ilişkileri ve sömürgeci bakışını duvar metinleriyle açıkça tartışmaya açtı. Sergi, Gauguin'in ayrıcalıklı bir Batılı olarak konumundan yararlandığını belirten ifadelere yer vererek, hayranlıkla eleştiriyi aynı salonda buluşturdu. Bugün müzeler bu yapıtları bağlamından koparmadan sunmanın yollarını arıyor; sanatçıyı eserinden ayırmak mümkün mü sorusu ise yanıtlanmış değil.

Türkiye'den bakış

Gauguin'in ilkel olana duyduğu özlem, Türkiyeli okur için hiç de yabancı bir mesele değil. Batılı ressamların Doğu'yu bir fantezi sahnesi gibi kurguladığı oryantalist gelenek, Osmanlı coğrafyasını da benzer bir bakışla resmetmişti: hamamlar, harem sahneleri, tembel ve düşsel bir Şark. Gauguin'in Tahiti'si ile bu oryantalist tablolar arasında, uzaktaki cennet arzusu bakımından şaşırtıcı bir akrabalık var. Türk resminde ise bu bakışın tersyüz edildiği bir damar gelişti. Osman Hamdi Bey, Batılı klişelere karşı kendi coğrafyasını, kadını düşünen ve okuyan bir özne olarak resmeden bir tavır ortaya koydu. Cumhuriyet döneminde Çallı kuşağı ve ardından D Grubu sanatçıları, Post Empresyonizm'in renk ve düzlem anlayışını yerel bir dille yeniden yorumladı. Anadolu insanını ve köy yaşamını resmeden Turgut Zaim gibi isimler ise Gauguin'inkine benzer bir saf ve yerli olana yöneliş arzusunu, bu kez içeriden bir bakışla taşıdı. Çömelmiş Tahitili Kadın gibi bir hazırlık çizimi, bize yalnızca bir başyapıtın nasıl kurulduğunu değil, bir sanatçının başka bir kültürü nasıl gördüğünü de düşündürüyor.

İlgili Yazılar