Ana içeriğe geç

Gauguin'in Tehamana'sı: Bir Tahiti Portresinin Ardındaki Kurgu

Gauguin'in 1893 tarihli Merahi metua no Tehamana tablosu, bir genç kadının portresi olduğu kadar sanatçının kendi Tahiti düşünü inşa etme biçiminin de belgesi. Art Institute of Chicago'daki eserin arka planındaki simgeler, kaynağı adanın dışından gelen bir 'gizem' kurgusuna işaret ediyor.

Erdem Kılıç3 dk okuma
Gauguin'in Tehamana'sı: Bir Tahiti Portresinin Ardındaki Kurgu (Görsel: İstanbul Sanat Evi)
Gauguin'in Tehamana'sı: Bir Tahiti Portresinin Ardındaki Kurgu (Görsel: İstanbul Sanat Evi)

Tek bir öğleden sonra kurulan bir birliktelik

Paul Gauguin, 1891 yazında Papeete'ye ayak bastığında Avrupa resminden ve uygarlığından kaçtığına inanıyordu. İki yıl süren bu ilk Tahiti döneminin en bilinen eserlerinden biri, 1893 tarihli Merahi metua no Tehamana oldu. Tuval üzerine yağlıboya, 75 x 53 santimetre boyutundaki portre bugün Art Institute of Chicago koleksiyonunda. Başlık, kabaca 'Tehamana'nın pek çok atası var' ya da 'Tehamana'nın Ataları' biçiminde çevriliyor ve bir çocuğun hem öz hem de manevi ebeveynlere sahip olabildiği Tahiti geleneğine gönderme yapıyor.

Portrenin öznesi Tehamana, Gauguin'in Tahiti'de birlikte yaşadığı genç kadındı. Dönemin sömürge düzeninde Fransız yerleşimcilerin yerli eşlerine 'vahine' deniyordu ve bu birliktelikler çoğu zaman aileler tarafından ayarlanıyordu. Gauguin'in aktardığına göre evlilik tek bir öğleden sonra kararlaştırılmış, genç kadın o sırada on üç yaşındaydı. Bu ayrıntı, sanatçının yaşamı ve yapıtı üzerine yürütülen tartışmaların merkezinde kalmayı sürdürüyor. Portredeki uzun, kapalı giysi de rastlantı değil: adadaki misyonerlerin özendirdiği kilise kıyafetini yansıtıyor, yani sömürgeci ve dinsel etkinin gündelik hayata sızdığı bir anı.

Arka plandaki kurgu

Tablonun asıl gerilimi, sakin duran figür ile arkasındaki yoğun simge katmanı arasında. Tehamana'nın başının arkasında, aslında Paskalya Adası'na ait rongorongo işaretlerini andıran glifler yer alıyor. Bu işaretler ne Tahiti'ye aitti ne de gerçekten okunabilir durumdaydı; Gauguin bunları büyük ölçüde kendisi uydurmuştu. Araştırmacılar, sanatçının bu yolla Tahiti kültürünün çözülemezliğini, yani Avrupalı için kapalı kalan yanını imlemek istediğini söylüyor. Figürün arkasındaki idol ise Polinezya ay tanrıçası Hina olarak yorumlanıyor. Önündeki masada duran iki olgun mango, bereket ve doğurganlık çağrışımı taşıyor. Elindeki örülü yelpaze ve saçındaki çiçek gibi ayrıntılar da güzellik ve toplumsal konumla ilişkilendiriliyor.

Önemli olan, bu öğelerin tek bir kültürden gelmemesi. Gauguin; Paskalya Adası, Polinezya ve hatta Hint kaynaklı imgeleri bir araya getirerek genel bir yabancılık ve gizem havası kurmuştu. Böylece gerçek bir insan olan Tehamana, sanatçının kendi arzu ve düşlerinin bir simgesine dönüşüyordu. Aynı modelin 1892 tarihli Manao tupapau dahil başka birçok yapıta poz verdiği düşünülüyor; ondan yola çıkan bir ahşap baş ise bugün Musée d'Orsay koleksiyonunda.

Noa Noa ve kurgulanmış Tahiti

Gauguin 1893'te Fransa'ya döndükten sonra Tahiti deneyimini anlattığı Noa Noa adlı kitap üzerinde çalıştı. Ne var ki bu metin, olduğu gibi bir tanıklık değil. Bengt Danielsson gibi araştırmacılar, Gauguin'in eski Polinezya mitlerine dair bilgileri kendi eşinden değil, daha önce yayımlanmış yazılı kaynaklardan aldığını belgelemişti. Başka bir deyişle sanatçı, romantikleştirdiği ilişkiyi ve aktardığı kadim bilgeliği büyük ölçüde kendisi kurgulamıştı.

Son yıllarda Abigail Solomon-Godeau ve Griselda Pollock gibi araştırmacılar, Gauguin'in ilkelcilik arayışını sömürgeci bir bakışın parçası olarak yeniden okuyor. Bu okumaya göre Tahiti, olduğu gibi resmedilen bir yer değil, Avrupalı erkeğin fantezisi için kurulmuş bir sahneydi. Tehamana'nın gerçek yaşamı ise bu anlatının dışında sürdü: yıllar sonra adadan bir erkekle evlendi, çocukları oldu ve 1918'de yaşamını yitirdi. Mezar taşında Gauguin'e dair hiçbir iz bulunmuyor.

Türkiye'den bakış

Gauguin'in uzak ve el değmemiş bir dünya kurgusu, Türkiyeli okura hiç de yabancı bir mantık değil. Aynı yüzyılda Avrupalı ressamlar Osmanlı coğrafyasını da benzer bir gizem filtresinden geçiriyordu: Jean-Léon Gérôme ve çağdaşlarının hamam, harem ve çarşı sahneleri Doğu'yu içeriden bir yaşam olarak değil, dışarıdan bir düş olarak resmediyordu. İşte bu noktada Osman Hamdi Bey'in konumu anlam kazanıyor. Paris'te bir süre Gérôme'un yanında çalışan Osman Hamdi, öğrendiği bakışı tersine çevirdi: 'Kaplumbağa Terbiyecisi' gibi yapıtlarında yerli figürü edilgen bir egzotik nesne olarak değil, düşünen, okuyan, kendi mekânında duran bir özne olarak gösterdi. Kimin kimi ve hangi gözle temsil ettiği sorusu, erken Türk resminin yerlilik tartışmalarında da karşımıza çıkar. Tehamana'nın portresine bu bilinçle bakmak, bir yapıtın aynı anda hem estetik bir başyapıt hem de bir güç ilişkisinin belgesi olabileceğini hatırlatıyor.

İlgili Yazılar