Kerkük Kalesi'ndeki Gök Kümbet yıkılma tehlikesinde: Selçuklu mirası restorasyon bekliyor
Kerkük Kalesi'nde bir hatun adına yükselen sekiz köşeli Gök Kümbet, ihmal ve hatalı müdahalelerle yıpranırken TİKA restorasyon için hazırlığa başladı.

Irak'ın Kerkük kentinde, yüzyıllardır kentin siluetine tarih katan bir yapı sessizce çözülüyor. Tarihi Kerkük Kalesi'nin içinde yükselen Gök Kümbet, doğal aşınmanın yanı sıra uzun yıllara yayılan ihmal, bakımsızlık ve hatalı onarımların birikmiş etkisiyle yıkılma tehlikesiyle karşı karşıya. Kerkük Kültür ve Tarihi Eserler Müdürü Raid Ugla, ülkedeki ekonomik sıkıntıların bu tescilli eserin restorasyonunu geciktirdiğini, yaklaşık dört yıl önce alınan hükümet kararının kaynak yetersizliği nedeniyle uygulanamadığını belirtiyor.
Bir hatun adına yükselen anıt
Gök Kümbet, kitabelerinden anlaşıldığı kadarıyla 1361 yılında, Selçuklu hanedanına mensup Buğday Hatun adına inşa edildi. Yapının bugün bilinen biçimi, çoğu kaynağa göre İlhanlı sonrası Celayirliler döneminin izlerini taşıyor. Bu, tek bir hanedana değil, bölgede iç içe geçmiş Türk-İslam mimari geleneğine yaslanan bir sürekliliğe işaret ediyor.
Yaklaşık 820 metrekarelik bir alanda yükselen, 17 metre yüksekliğindeki iki katlı yapı sekiz köşeli bir plana sahip. Kaynaklarda yapının biçiminin geleneksel Türk çadırından ilham aldığı, gövdesindeki farklı desenli tuğla işçiliği ve yeşil tonlu sırlı çini süslemeleriyle dikkat çektiği aktarılıyor. Adındaki "gök", tam da bu firuze yeşili çinilerin gökyüzünü andıran renginden geliyor. Kalenin kendisinin çok daha eskiye, kimi anlatılara göre milattan önceki yüzyıllara uzanması, Gök Kümbet'i katmanlı bir tarihin görünür bir düğüm noktası haline getiriyor.
Onarım mı, tahribat mı
Gök Kümbet'in bugünkü kırılganlığı yalnızca zamanın değil, iyi niyetli ama yanlış müdahalelerin de sonucu. Araştırmacıların aktardığına göre 2009'daki bir tadilatta yapının özgün sekiz köşeli çatısı sökülerek yerine, Selçuklu ya da Celayirli dönemlerinin bilinen hiçbir üslubuna karşılık gelmeyen farklı bir form konuldu. Bu müdahale sırasında bezemeli çinilere ve tuğla dokusuna zarar verildiği belirtiliyor. Yani anıt, hem tabiatın hem de onu korumaya çalışan elin izlerini bir arada taşıyor.
Mimari literatürde Gök Kümbet sık sık Nahçıvan'daki Köhne Gala yerleşiminde bulunan Nuh Türbesi ile birlikte anılıyor. İki yapı da sekizgen plana ve orantılı cephe düzenine sahip; araştırmacılar bunları "bir elmanın iki yarısı" ya da birbirinin aynadaki yansıması gibi tanımlıyor. Coğrafi olarak birbirinden uzak bu iki eser, aynı mimari sözlüğün geniş bir bölgeye nasıl yayıldığını somutça gösteriyor.
TİKA devrede
Süreçte belirleyici gelişme, Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı'nın (TİKA) sürece dahil olması oldu. Ajans, Gök Kümbet için restorasyon hazırlıklarına başladığını, projelendirme çalışmalarının tamamlandığını ve uygulamanın yakın dönemde yapılmasının hedeflendiğini duyurdu. TİKA Başkanı Abdullah Eren, yapının "özgün ve tarihi dokusuna uygun" biçimde, taşıyıcı sistemin güçlendirilmesine ve otantik unsurların gelecek kuşaklara aktarılmasına odaklanılarak ele alınacağını ifade etti. Bu yaklaşım, 2009'daki müdahalenin yarattığı tartışmanın ardından özellikle anlam taşıyor: mesele yalnızca ayakta tutmak değil, doğru biçimde ayakta tutmak.
Türkiye'den bakış
Gök Kümbet, Türkiyeli okur için uzak bir coğrafyanın haberi değil, Anadolu'daki taş kardeşlerinin bir başka dildeki tekrarıdır. Kümbet, kökeni Orta Asya'nın göçebe çadırına uzanan bir mezar anıtı biçimidir; araştırmacılar Türklerin ölülerini gömdükleri yapıyı bilinçli olarak çadıra benzettiğini vurgular. Bu formun en görkemli örnekleri Anadolu'da yükselir: Kayseri'nin XIII. yüzyıla tarihlenen Döner Kümbet'i, on iki yüzeyli gövdesi ve konik külahıyla; Ahlat'ın Bitlis kıyısındaki kümbet vadisi; Erzurum'un Emir Saltuk Kümbeti bu geleneğin taşa dökülmüş halidir.
Buğday Hatun adına yükseltilmiş bir anıt olması da rastlantı değildir. Anadolu'da da anıt mezarlar çoğu zaman kadınların adını taşır. Kayseri'deki 1238 tarihli Huand Hatun Kümbeti, Selçuklu döneminde bir hatunun anısına kurulan külliyenin merkezidir. Buğday Hatun'un Kerkük'teki kümbeti ile Huand Hatun'un Kayseri'deki kümbeti, aynı kültürel refleksin iki ucudur. Kerkük ayrıca Türkmen nüfusun yoğun yaşadığı, Türkçenin ve Türk görsel kültürünün canlı kaldığı bir kenttir. Dolayısıyla Gök Kümbet'in firuze çinileri, İznik ve Selçuklu çini geleneğiyle aynı estetik damarı paylaşır. Bu yapının kaderi, ortak bir görsel hafızanın nasıl korunacağı sorusunu da beraberinde taşır.

